Mekke Savunma Paktı Hindistan’ı nasıl etkiler? Yeni dengeler masada
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ortak savunma paktı, Hindistan’ın Pakistan, Körfez ve enerji güvenliği hesaplarında yeni bir denge yaratıyor.
Ahmet Taş | Yerel Gündem
ANKARA / TÜRKİYE — Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın imzaladığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Ortadoğu güvenliğinde yeni bir yapı oluştururken nükleer güç Hindistan açısından Pakistan’ın genişleyen stratejik alanını yeniden gündeme taşıdı.
7 Ağustos’ta Mekke’de imzalanan anlaşmanın en dikkat çekici hükmü, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının üç ülkenin tamamına yapılmış kabul edilmesi. Ankara, Riyad ve İslamabad anlaşmanın hiçbir ülkeyi hedef almadığını vurgularken, Yeni Delhi açısından temel soru Pakistan’ın Suudi finansmanı ve Türk savunma teknolojisiyle daha güçlü bir bölgesel konuma ulaşıp ulaşmayacağı.
Kolektif savunma maddesi ne getiriyor?
Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın resmî metni, üç devlet arasında kolektif caydırıcılığın güçlendirilmesini ve savunma iş birliğinin bütün alanlarda geliştirilmesini öngörüyor.
Suudi Arabistan’ın resmî açıklamasında, “üç devletten herhangi birine yönelik silahlı saldırının hepsine yönelik saldırı kabul edileceği” hükmü açık biçimde yer alıyor.
Türkiye Milli Savunma Bakanlığı daha sonra anlaşma kapsamında kara, deniz, hava ve siber alanlarda ortak askerî tatbikatlar ile savunma sanayii iş birliğinin genişletilmesinin planlandığını açıkladı. Reuters’a göre yeni mekanizmada dışişleri ve savunma bakanlıklarının yanı sıra silahlı kuvvetlerin üst düzey komuta yapıları arasında düzenli koordinasyon öngörülüyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise anlaşmanın herhangi bir ülkeye karşı oluşturulmadığını ve bölgesel barış, refah ve istikrarı destekleyen başka ülkelerin katılımına açık olduğunu belirtti.
Bu nedenle paktı doğrudan “Hindistan karşıtı” bir askerî blok olarak değerlendirmek için mevcut resmî metinlerde dayanak bulunmuyor.
Hindistan neden anlaşmayı yakından izliyor?
Yeni Delhi açısından temel hassasiyet, paktın Ortadoğu’dan çok Pakistan’ın stratejik kapasitesine yapabileceği dolaylı katkı.
Pakistan, Hindistan’ın nükleer silaha sahip ezeli rakibi ve iki ülke arasındaki Keşmir sorunu hâlâ çözülmüş değil. Bu nedenle Pakistan’ın güçlü bir kolektif savunma mekanizmasına dahil olması Hindistan’daki güvenlik çevreleri tarafından doğal olarak yakından izleniyor.
Fransız Le Monde gazetesi, Hint Dışişleri Bakanlığının anlaşmanın Hindistan’ın ulusal ve bölgesel güvenliği üzerindeki etkilerini değerlendirdiğini bildirdi. Gazetenin analizinde, paktın doğrudan Hindistan’a karşı olmadığı ancak Pakistan’a finansman, siyasi destek ve savunma teknolojisine erişim bakımından daha geniş bir stratejik alan sağlayabileceği belirtildi.
Ancak Hint güvenlik çevrelerinde anlaşmanın etkisini sınırlı gören önemli isimler de bulunuyor.
Hindistan’ın Pakistan’daki eski Yüksek Komiseri Ajay Bisaria, paktın Hindistan-Pakistan arasındaki temel güvenlik dinamiklerini kısa vadede köklü biçimde değiştirmesini beklemiyor.
Eski Ulusal Güvenlik Konseyi Sekretaryası üyesi Tara Kartha da Yeni Delhi’nin anlaşmayı olduğundan büyük görmemesi gerektiğini savunuyor. Kartha’ya göre Türkiye ve Suudi Arabistan Hindistan’ı stratejik düşman olarak tanımlamıyor.
Asıl soru Pakistan’ın askerî kapasitesi
Hindistan açısından daha uzun vadeli mesele ise anlaşmanın bugün ne söylediğinden çok, on yıl sonra neye dönüşebileceği.
Türkiye ile Pakistan arasındaki savunma ilişkileri paktan önce de güçlüydü. İki ülke askerî eğitim, denizcilik, insansız sistemler ve çeşitli savunma sanayii projelerinde uzun süredir birlikte çalışıyor.
Mekke Anlaşması bu ilişkiye Suudi Arabistan’ın mali kapasitesini ekleyebilir.
Türkiye’nin gelişen savunma sanayii, Pakistan’ın askerî insan kaynağı ve nükleer caydırıcılığı ile Suudi Arabistan’ın finansal gücünün aynı yapı altında buluşması, Hindistan’ın uzun vadeli güvenlik planlamasında dikkate almak zorunda kalacağı bir kombinasyon oluşturuyor.
Reuters’ın aktardığı Türk planlarına göre anlaşma; insansız sistemler, elektronik harp, yapay zekâ ve ortak savunma üretimi gibi ileri teknoloji alanlarına kadar genişleyebilir.
Bu nedenle Hindistan açısından asıl soru, “Suudi Arabistan yarın Pakistan adına Hindistan’la savaşa girer mi?” sorusundan daha farklı:
Suudi finansmanı ve Türk teknolojisi Pakistan’ın askerî kapasitesini önümüzdeki yıllarda ne ölçüde artırabilir?
Suudi Arabistan-Hindistan ilişkileri önemli bir fren
Bununla birlikte Riyad’ın Hindistan’la ilişkileri, Pakistan lehine otomatik bir pozisyon almasını zorlaştıran önemli bir unsur.
Hindistan’ın Riyad Büyükelçiliği verilerine göre Suudi Arabistan, Hindistan’ın beşinci büyük ticaret ortağı. 2024-25 mali yılında iki ülke arasındaki ticaret 41,88 milyar dolar düzeyindeydi.
Enerji ilişkisi daha da kritik.
Hindistan aynı dönemde Suudi Arabistan’dan 33,14 milyon ton ham petrol ithal etti. Bu miktar Hindistan’ın toplam ham petrol ithalatının yaklaşık %13,58’ine karşılık geldi. Suudi Arabistan ayrıca Hindistan’ın LPG tedarikinde de önemli kaynaklardan biri.
Bu ekonomik gerçeklik Riyad açısından Hindistan’la ilişkileri Pakistan nedeniyle feda etmenin maliyetini yükseltiyor.
Suudi Arabistan’ın paktla ilgili resmî açıklamalarında da anlaşmanın bir “askerî eksen” veya “mezhepsel blok” olmadığı ve herhangi bir üçüncü ülkeyi hedef almadığı özellikle vurgulandı.
Dolayısıyla olası yeni bir Hindistan-Pakistan krizinde Suudi Arabistan’ın doğrudan askerî taraf olmaktan çok arabuluculuğu öne çıkarması daha olası görülüyor.
Nükleer şemsiye oluşturuldu mu?
Paktın en fazla spekülasyona açık alanlarından biri Pakistan’ın nükleer kapasitesi.
Pakistan dünyanın ilan edilmiş nükleer silah sahibi ülkelerinden biri. Bu nedenle anlaşmanın ardından “Suudi Arabistan Pakistan’ın nükleer şemsiyesi altına mı girdi?” sorusu gündeme geldi.
Ancak yayımlanan ortak bildiride nükleer caydırıcılığın diğer iki ülkeye genişletildiğine dair hiçbir hüküm bulunmuyor.
Suudi yetkililer de anlaşmanın nükleer hedeflerle veya yeni bir silahlanma yarışıyla bağlantılı olmadığını açıkça söyledi.
Bu nedenle bugün itibarıyla “Pakistan’ın nükleer silahları Türkiye ve Suudi Arabistan’ı da koruyor” şeklinde bir sonuç çıkarmak hukuken ve siyaseten mümkün değil.
Anlaşmanın gerçek etkisi şimdilik konvansiyonel askerî iş birliği, ortak caydırıcılık, savunma sanayii, tatbikatlar ve siyasi koordinasyon alanlarında görülüyor.
Mekke Paktı NATO değil
Anlaşmanın “İslami NATO” ya da “Sünni NATO” olarak tanımlanması da dikkatle ele alınmalı.
NATO’nun ortak komuta sistemi, kalıcı askerî karargâhları, ayrıntılı savunma planları, yıllardır oluşturulmuş kuvvet yapısı ve kapsamlı kurumsal mekanizmaları bulunuyor.
Mekke Anlaşması’nın kamuya açıklanan bölümünde ise henüz NATO ölçeğinde entegre komuta sistemi veya sürekli ortak kuvvet yapısı bulunmuyor.
Türkiye Cumhurbaşkanlığı da anlaşmanın NATO’nun alternatifi veya ona paralel bir askerî ittifak olmadığı yönündeki iddialara karşı açıklama yaptı. Ankara’ya göre yapı, Türkiye’nin NATO yükümlülüklerini değiştirmeyen tamamlayıcı bir bölgesel güvenlik mekanizması.
Bu nedenle “NATO’nun İslami alternatifi kuruldu” sonucu şu aşamada anlaşmanın mevcut kapsamının ötesine geçiyor.
Hindistan için alarm değil, yeni bir stratejik denklem
Mekke Anlaşması’nın Hindistan açısından kısa vadede doğrudan askerî tehdit oluşturduğunu söylemek zor.
Türkiye ve Suudi Arabistan’ın Hindistan’la kendi siyasi ve ekonomik ilişkileri var. Anlaşmanın resmî metninde Hindistan ortak tehdit olarak tanımlanmıyor ve taraflar paktın hiçbir ülkeyi hedef almadığını açıkça belirtiyor.
Ancak Yeni Delhi açısından uzun vadeli tablo daha karmaşık.
Pakistan artık yalnız Çin’le güçlü savunma ilişkilerine sahip bir nükleer rakip değil; aynı zamanda Türkiye’nin gelişen savunma teknolojisine ve Suudi Arabistan’ın mali kapasitesine bağlanan yeni bir kolektif güvenlik mimarisinin üyesi.
Bunun Hindistan-Pakistan güç dengesini değiştirip değiştirmeyeceği, anlaşmanın uygulamada ne kadar derinleşeceğine bağlı olacak.
Ortak tatbikatların kapsamı, savunma sanayii yatırımları, teknoloji transferi, Suudi finansmanının Pakistan’ın savunmasına etkisi ve kriz anında kolektif savunma maddesinin nasıl yorumlanacağı bu nedenle belirleyici olacak.
Şimdilik Hindistan için en rasyonel yaklaşım, Hint uzmanların da işaret ettiği gibi bekle-gör politikası.
Mekke Paktı bugün Hindistan’a karşı kurulmuş bir askerî ittifak değil.
Fakat Türkiye’nin askerî kapasitesi, Suudi Arabistan’ın ekonomik gücü ve Pakistan’ın nükleer caydırıcılığını aynı stratejik çerçevede bir araya getirdiği için Yeni Delhi’nin artık görmezden gelemeyeceği yeni bir bölgesel güvenlik denklemi.
YerelGundem.com
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)