Ukraynalı Psikolog Oksana Babenko: İnsanlar savaşa alışmıyor, adapte oluyor

Ukraynalı psikolog Oksana Babenko, savaşın kaygı, çocuklar, aile ilişkileri ve ruh sağlığı üzerindeki etkilerini ve destek yollarını anlattı.

07.09.2026 - 23:37
0
Ukraynalı Psikolog Oksana Babenko: İnsanlar savaşa alışmıyor, adapte oluyor

Yusuf İnan | Yerel Gündem

MİKOLAYİV / UKRAYNA — Mikolayivli psikolog, psikoterapist ve Gestalt terapisti Oksana Babenko, insanların savaşa alışmadığını, ona adapte olduğunu; uzun süreli gerilimin ruh sağlığını, çocukları ve aile ilişkilerini derinden etkilediğini söyledi.

Savaş, Ukraynalıların yalnızca günlük yaşamlarını değil, psikolojik destek almak için başvurdukları sorunların niteliğini de değiştirdi. Kaygı, panik ataklar, kayıplar, zorunlu ayrılıklar, göç, yakınların askerlik hizmeti ile çocuk ve ergenlerin yaşadığı sorunlar psikologların çalışmalarında giderek daha fazla yer tutuyor.

Yerel Gündem, insan psikolojisinin uzun süren savaşa nasıl uyum sağladığını, sürekli gerginliği normal kabul etmenin neden tehlikeli olduğunu, çocukların davranışlarındaki hangi değişikliklerin göz ardı edilmemesi gerektiğini ve neden kriz noktasına gelmeden önce psikolojik destek alınmasının daha doğru olduğunu Mikolayivli psikolog Oksana Babenko ile konuştu.

Oksana Babenko; psikolog, psikoterapist ve Gestalt terapisti olarak Mikolayiv’deki “Farby Zhyttya” (Hayatın Renkleri) Psikoloji Merkezi’nde çalışıyor. Psikoloji eğitimini Slovyansk Pedagoji Enstitüsü’nde alan Babenko, daha sonra Ukrayna Gestalt Enstitüsü’nde uzun yıllar süren eğitimlerden geçti. Aktif mesleki çalışmalarını 2014–2015 yıllarından bu yana sürdürüyor.

Mesleki yolculuk ve değişen başvuru nedenleri

Yusuf İnan: Oksana Hanım, lütfen bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Eğitiminizi nerede aldınız, o dönemde neden psikolojiyi seçtiniz ve uygulamalı psikoterapiye uzanan mesleki yolculuğunuz nasıl oldu?

Oksana Babenko: Eğitimimi Slovyansk Pedagoji Enstitüsü’nde aldım. 1997 yılında “psikoloji” alanından, psikoloji öğretmeni uzmanlığıyla mezun oldum. O zamanlar psikoloji Ukrayna’da daha yeni gelişmeye başlıyordu. Benim okulumda psikolog bile yoktu ama seçmeli bir ders vardı ve bu konu gerçekten çok ilgimi çekiyordu. Yeni, neredeyse keşfedilmemiş bir alandı ve beni o dönemde cezbeden de tam olarak buydu.

Enstitüden sonra bir süre kendi alanımda çalışmadım; genç bir uzman için neredeyse hiç iş teklifi yoktu. Daha sonra mesleğe dönmeye karar verdim ve Ukrayna Gestalt Enstitüsü’nde eğitim almaya başladım. Eğitim altı yıl sürdü. 2010 yılından itibaren Gestalt terapisi uygulamaya başladım. Konferanslara, yoğun eğitim programlarına katıldım, birçok uzmanlık eğitimi aldım. Kendi bireysel terapi sürecimden ve süpervizyondan geçtim. Eğitim çok yoğun ve ilgi çekiciydi.

Aktif olarak 2014–2015 yıllarından beri çalışıyorum. Daha o dönemde, çatışmanın başlangıcında — o zaman hâlâ “ATO” deniliyordu — zarar gören ve benim de memleketim olan Donetsk bölgesinden ayrılan insanlarla çalışıyordum. Bu konu kalbime çok yakındı. O dönemde annemi de Donetsk bölgesinden Mikolayiv bölgesine getirdik. Askerlerle çalışmak için ek eğitim aldım ve meslektaşlarımla birlikte askeri birliklere gittim.

2022’den 2024 yılı sonuna kadar Fransız bir insani yardım kuruluşunda, Mikolayiv ve Herson bölgelerinin işgalden kurtarılmış topraklarında çalıştım. Çok seyahat ettim ve 4 yaşından 85 yaşın üzerindeki insanlara kadar farklı yaş gruplarıyla görüştüm. Bu bana hem ileri yaştaki insanlarla hem de savaşla ilgili konularda çalışma açısından büyük bir deneyim kazandırdı.

Şu anda Mikolayiv’de aktif olarak çalışıyorum; kendi ofisim var ve çevrim içi olarak da danışan kabul ediyorum. Danışanlarım dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan bizim insanlarımız.

Yusuf İnan: Bugün Mikolayiv’de insanlar en sık hangi sorunlarla psikoloğa başvuruyor? Bu başvuruların yapısı savaş öncesi dönemle karşılaştırıldığında değişti mi?

Oksana Babenko: Elbette değişti. Bugün insanlar en sık kaygı, kaygı-depresyon durumları, panik ataklar ve yoğun stres nedeniyle başvuruyorlar. Ayrılıkla bağlantılı çok sayıda başvuru var; birisi işgal altında, birisi başka yere gitmiş, birisi askerlik yapıyor.

Yas süreciyle ilgili konular da var: Kayıplarla, buna belirsiz kayıplar da dahil, nasıl başa çıkılacağı. İnsan çok şey kaybetmiş olabiliyor ama henüz bunu tamamen kavrayamayabiliyor. İnsanlar yeni bir yere nasıl uyum sağlayabileceklerini, orada kendilerini nasıl bulabileceklerini arıyorlar. Ayrılık nedeniyle çok sayıda ailevi sorun yaşanıyor ve çocuklar da zarar görüyor. Şu anda farklı sorunlarla gelen çok sayıda ergen danışanım var. Gazilerle de çalışıyorum; orada yapılan çalışma daha özel ve daha zor.

Savaş öncesi dönemle karşılaştırıldığında her şey çok değişti. Bazen kendini gerçekleştirme, kadınlık ve erkeklik, yetenekleri ortaya çıkarma ve ilişkiler kurma gibi konular üzerinde çalıştığımız zamanları özlüyorum. O dönemde başvurular daha çok koçluk ve gelişim eksenindeydi. Şimdi bu tür “hafif” başvurular neredeyse hiç yok. Bütün konular çok daha derin ve ağır hâle geldi.

Savaş ve psikolojik adaptasyon

Yusuf İnan: Savaş uzun yıllardır devam ediyor ve günlük gerçekliğin bir parçası hâline geldi. Sizce insanların psikolojik durumu nasıl değişti? Neye dayanmayı öğrendik ve hangi sorunlar, tam tersine, giderek birikiyor?

Oksana Babenko: Gerçekten de savaş uzun yıllardır devam ediyor ve insan psikolojisi yavaş yavaş bu anormal duruma adapte oluyor. Hatta bazı noktalarda bu durum bir tür “normal” olarak algılanmaya başlıyor.

Dayanmayı ve uyum sağlamayı öğrendik: Hava saldırısı alarmlarını ve bombardımanları dikkate alarak hayatımızı planlamayı, elektrik birden kesildiğinde veya su olmadığında hızla yeni duruma uyum sağlamayı öğrendik. İnsanlarda yüksek bir adaptasyon yeteneği oluştu.

Ancak birçok kişinin psikolojik durumu baskılanmış durumda. Çok sayıda depresif durum veya tam tersine yoğun uyarılmışlık hâli görülüyor. İnsan psikolojisi böyle bir yükü sonsuza kadar taşıyamaz. Adaptasyon gerçekleşiyor ama bunun bedeli herkes için farklı oluyor. Kronik hastalıklar da sıklıkla ağırlaşıyor.

Psikolojik kaynaklarımız her şeyi aynı anda çözmeye yetmiyor. Bu nedenle insanlar yalnızca acil sorunlarla ilgileniyor, geri kalanını ise “sonraya” bırakıyor; yani daha fazla güç ve fiziksel kaynak bulabilecekleri zamana.

Yusuf İnan: İnsanların sürekli kaygıya, patlamalara ve kötü haberlere alışıp anormal düzeydeki gerginliği “normal” kabul etmeye başlaması gibi bir tehlike var mı? Bunun psikoloji üzerindeki etkisi nedir?

Oksana Babenko: Bu soru bir önceki soruyla yakından bağlantılı. İnsanlar sık sık “Biz artık alıştık” diyor. Ama gerçekte alışmıyorlar; adapte oluyorlar. Psikoloji yalnızca zaten anormal olan bir ortamda hayatta kalmanın yollarını arıyor.

“Normal” kabul edilen düzey değişti. Ukrayna’dan bir insan Avrupa’ya veya sirenlerin olmadığı, sakin bir bölgeye geldiğinde bu sessizlik ona garip bile gelebiliyor. Bazen insan tatile gittiğinde birden kaygı hissediyor; çünkü psikolojisi artık her an her şeye hazır olmaya ayarlanmış durumda.

Evet, bunun psikoloji üzerinde etkisi var. Hem de oldukça derin bir etkisi var.

Savaş sırasında çocuklar ve aile

Yusuf İnan: Çocuklar ve ergenler savaşa karşı özellikle savunmasız. Çocuğun davranışlarındaki hangi işaretler anne babaya artık profesyonel psikolojik desteğe ihtiyacı olduğunu göstermeli?

Oksana Babenko: İşaretler yaşa göre çok değişiyor.

Çok küçük çocuklarda bu durum “donup kalma”, sessiz ve neredeyse fark edilmeyen davranışlar, gelişim geriliği, konuşma sorunları veya yaşına göre artık yapması gereken davranışları sergilememesi şeklinde ortaya çıkabilir.

Ortaokul çağındaki çocuklarda okul başarısının düşmesi ve yetişkinlerin gördüğü şekliyle “kötü” davranışlar ortaya çıkabilir. Çoğu zaman bu, çocuğun yaşananlarla başa çıkma biçimidir. Bu yaşlarda depresif durumlar da görülmeye başlanabilir.

Ergenlerde de sıklıkla depresif bozukluklar, yıkıcı veya intihara yönelik davranışlar, içine kapanma ya da tam tersine şüpheli arkadaş çevresi ve alkol kullanımı görülebilir.

Özellikle “Yaşamak istemiyorum”, “Yaşamanın bir anlamı yok”, “Neden yaşayayım?” gibi ifadeler ciddi bir uyarı işareti olmalıdır. Bu gibi durumlarda gereğinden fazla tedbirli olmak, gözden kaçırmaktan daha iyidir. Durumun kötüleşmemesi için psikoloğa veya psikiyatriste başvurmak gerekir.

Şunu da eklemek isterim: Yalnızca çocuklar değil, ileri yaştaki insanlar da savunmasızdır. Çünkü birçoğu için bu yaşadıkları ilk savaş değildir ve yaşları nedeniyle değişime uyum sağlamak ve değişiklik yapmaya karar vermek onlar için daha zordur.

Yusuf İnan: Çocuklar anne babalarının korku, kaygı ve duygusal durumunu ne ölçüde hissediyor? Yetişkinler kendileri de zor bir dönemden geçerken çocuklarına nasıl destek olabilir?

Oksana Babenko: Her yaştaki çocuk anne babasının duygusal durumunu hisseder. Küçük çocuklar bunu özellikle güçlü hisseder çünkü onların bütün dünyası yetişkinlere bağlıdır. Daha büyük çocuklar da bunu hisseder fakat farklı biçimde tepki verebilirler.

Ben yetişkinlerin, kendileri de korksa, kafaları karışmış olsa veya çok kaygılı olsalar bile gerçeği söylemelerinden yanayım. Şunu söylemek önemlidir: “Bunun sorumlusu sen değilsin. Şu anda benim için zor. Bunlar benim yaşadığım duygular ve bunları hissetme hakkım var. Bunu birlikte yaşayabiliriz.”

Bazen sadece konuşmak, yan yana oturmak veya sarılmak yeterlidir. Önemli olan, çocuğun da zorlandığını fark etmek ve ona yaklaşmaktır.

Süper kahraman olmaya ve “gökyüzünü ayakta tutmaya” çalışmak gerekmiyor. Bu her zaman mümkün olmuyor ve çocuklar zaten yetişkinin kötü olduğunu hissediyor. Bazen çocuklar anne babalarıyla “ilgilenmeye” başlıyor ve adeta kendi anne babalarının ebeveyni hâline geliyorlar. Bu doğru değil. Yetişkin şunu hatırlamalı: Burada yetişkin olan benim.

Yusuf İnan: Savaş, zorunlu ayrılık, göç ve sürekli belirsizliğin etkisiyle aile ve çift ilişkileri değişti mi? Çiftler bugün en sık hangi krizlerle karşılaşıyor?

Oksana Babenko: Elbette değişti. Zorunlu ayrılık çok yaygınlaştı: Birisi göçte, birisi askerlik yapıyor, birisi yakınını kaybetti.

İnsanlar dört buçuk yıldan uzun zamandır farklı yaşam gerçeklikleri içerisinde yaşıyorlar. Önceden onları birbirine bağlayan şeyler yavaş yavaş zayıflıyor. Her şey birbirine anlatılamıyor. Herkesin kendi hayatında farklı olaylar meydana geliyor ve yanında başka insanlar ortaya çıkıyor.

Örneğin erkek askerde, kadın ise çocuklarla şehirde kalıyor. İkisi için de zor ama her biri farklı biçimde zorlanıyor. Kadın bütün günlük sorunları tek başına çözmek ve sorumluluğu üstlenmek zorunda kalıyor. Erkek ise sürekli tehlikenin içinde ve çoğu zaman eşinin nasıl başa çıktığını ayrıntılı olarak öğrenmeye dahi psikolojik enerjisi kalmıyor.

Konuşmalar kısa bir hâl alıyor: “Nasıl gidiyor? Herkes hayatta ve sağlıklı mı? İyi.” Mesafe büyüyor.

Sürekli belirsizlik de çok etkiliyor. İzin zamanını planlamak bile zor; çünkü iznin ne zaman verileceği bilinmiyor.

Bugün en sık yaşanan krizler tam olarak uzak mesafede yaşamak, göç, eşlerden birinin askerlik hizmetinde olması veya tahliye nedeniyle ortaya çıkıyor. İnsanlar farklı gerçekliklerde yaşamaya başlıyor ve duygusal açıdan birbirlerine ulaşmaları giderek zorlaşıyor.

Ne zaman yardım alınmalı ve grup terapisi ne sağlar?

Yusuf İnan: Birçok kişi hâlâ ancak durum kritik hâle geldiğinde psikoloğa başvuruyor. Yardım istemenin zamanının geldiğini nasıl anlayabiliriz ve önleyici amaçla psikoloğa başvurmak neden yararlı olabilir?

Oksana Babenko: Gerçekten de birçok insan ancak durum çok kötü olduğunda geliyor: Uyku ciddi biçimde bozuluyor, kaygı insanın yaşamını engellemeye başlıyor. O zaman kişi yardım istemesi gerektiğini anlıyor. Ama daha erken başvuranlar da var. Bu çok iyi.

Önleyici destek harika bir şey. Bugün birçok sivil toplum kuruluşu ücretsiz destek sunuyor: Grup çalışmaları, sanat terapisi, eğitimler ve psikolojik oyunlar. Mikolayiv’de bu tür çok sayıda merkez var.

Ben de üç yıl boyunca bir insani yardım kuruluşunda çalıştım ve bireysel danışmanlık ile terapötik çalışmaları tamamen ücretsiz yaptık.

Bir uzmana veya grup çalışmasına ancak artık durum “çok kötü” olduğunda değil, insan kendisini sadece “biraz kötü” hissetmeye başladığında gitmek önemli. Kendimize yardım ettiğimizde sonrasında çocuklarımızı, anne babalarımızı, büyükannelerimizi ve büyükbabalarımızı, yani bütün ailemizi daha iyi destekleyebiliriz.

Yusuf İnan: Yalnızca bireysel değil, grup terapisi ve kendi geliştirdiğiniz psikolojik oyunlarla da çalışıyorsunuz. Grup formatı insana bireysel çalışmanın bazen sağlayamadığı neyi sağlayabilir?

Oksana Babenko: Evet, terapi grupları yürütüyorum. Şu anda Mikolayiv’de aktif iki grubum var; biri yüz yüze, diğeri çevrim içi. Ayrıca yeni bir grup oluşturuyoruz.

Psikolojik oyunlarla da çalışmalar yapıyorum. Bana ait altı özgün metaforik kart destesi var ve bunları sanat terapisi çalışmalarında kullanıyorum. Bu ilginç bir araç.

Bireysel çalışma çok güzel ve oldukça derin olabilir; danışanla birebiriz. Ancak konu toplum ve ilişkiler olduğunda grup başka bir şey sağlıyor.

Danışanlarıma sık sık şöyle söylüyorum: Grup küçük bir mikro toplumdur, bir tür ilişki simülatörüdür. Gerçek yaşamda ilişkilerinizi nasıl kuruyorsanız burada da aynı şekilde kuracaksınız. Bu da kendi alışkanlıklarınızı görmek ve güvenli bir ortamda bazı şeyleri değiştirmek için bir fırsattır.

Grupları eş terapist Natalia Aleksieienko-Strukova ile birlikte yürütüyoruz. İnsanların gizlilik içinde ve korkmadan kendilerini açabilecekleri koşullar oluşturuyoruz.

“Hayatın Renkleri” ve sosyal medyada psikoloji

Yusuf İnan: “Farby Zhyttya” psikoloji festivallerinin de organizatörlüğünü yaptınız. Bu fikir nasıl ortaya çıktı ve sizce insanların damgalanmadan kendileri hakkında konuşabildikleri açık psikoloji etkinlikleri bir şehir için neden önemli?

Oksana Babenko: Şimdiye kadar farklı formatlarda 25 psikoloji festivali düzenledim. Sonuncusu bu yıl ilkbaharda yapıldı. Bunları 2012 yılında düzenlemeye başladım.

Fikir, psikolojiyi yaygınlaştırmak ve insanlara daha yakın hâle getirmek arzusundan doğdu. Bilet ücreti her zaman sembolik düzeydeydi; böylece herkes gelip şehirde çalışan psikologlarla tanışabilsin istedik.

Farklı alanlar vardı: Sistemik aile dizimleri, psikanaliz, Gestalt terapisi, bilişsel davranışçı terapi, psikolojik oyunlar ve metaforik kartlarla sanat terapisi. Bu bir çeşit tadım gibi. İnsan farklı yaklaşımları deneyebilir ve kendisine hangisinin hitap ettiğini anlayabilir. Bazen insanlar bundan sonra bu alanda eğitim almaya bile karar veriyor.

Festival formatının hafif ve güvenli olması önemli. Amacımız insanın çok derin biçimde kendisini açması veya acı veren konuları derinlemesine kurcalaması değil. Atölyeler kısa; bir buçuk ila iki saat sürüyor. Amaç belirli bir yaklaşımın nasıl çalıştığını göstermek ve zarar vermemek.

Her festivalin başlangıcında mutlaka kuralları açıklıyoruz: “Kendinize karşı dikkatli olun, fazla derine inmeyin.” Uzmanlar sizi henüz tanımıyor, siz de onları tanımıyorsunuz. Bu nedenle format özellikle tanışma ve bilgilendirme amaçlı.

Atmosfer biraz şenlikli oluyor: Hediyeler, çekilişler ve el işi ürünlerin bulunduğu küçük pazarlar var. Bugünkü şartlarda tamamen şenlik havası oluşturmak zor ama insanların en azından biraz dinlenebilmesi için çabalıyoruz.

Festivale herkes gelebilir; özel bir hazırlık gerekmiyor. Askerlere, öğrencilere ve bazı diğer gruplara indirimler yapıyoruz; böylece farklı yaşlardan insanlar katılabiliyor. Bu, geniş bir kesime açık bir etkinlik. İnsan sadece gelebilir ve damgalanma ya da korku yaşamadan psikolojiyle tanışabilir.

Yusuf İnan: Sosyal medya bugün psikoloji tavsiyeleriyle dolu. Sıradan bir insan profesyonel psikolojik içeriği güzel görünen ama şüpheli tavsiyelerden nasıl ayırabilir?

Oksana Babenko: Bu gerçekten can acıtan bir konu. Kısa süre önce Facebook’ta bununla ilgili bir paylaşım bile yaptım.

Bugün neredeyse herkes psikolojiden anladığını düşünebiliyor. Oysa psikolog olmak için yıllarca eğitim alınıyor ve sonrasında da insan hayatı boyunca öğrenmeye devam ediyor. Gerçekten faydalı tavsiyeler olduğu gibi tamamen şüpheli olanlar da var. Bu nedenle insanların kafası karışıyor.

Bir blog yazarının tavsiyesi size birden çok güçlü biçimde hitap ettiyse birkaç dakikanızı daha ayırıp bunu kontrol etmekten üşenmeyin. Kişinin hangi kaynaklara dayandığına bakın. Çoğu zaman insanlar bu soruya cevap veremiyor.

Bilgi çöplüğü çağında yaşıyoruz ve samanlıkta iğne aramak zorundayız. Doğrulanmış uzmanları dinlemek daha iyi: Eğitimlerine, uygulama deneyimlerine ve öz geçmişlerine bakın. Ya da güvenilebilecek kitap ve kaynaklardan bilgi arayın.

ChatGPT hakkında da ayrıca bir şey söylemek isterim. Bazen bir sohbet arkadaşı olarak yardımcı olabilir ama aynı şekilde insanı çıkmaz bir yola da sürükleyebilir. İnsan soruyu kendi biçiminde formüle ediyor, algoritma da kendi biçiminde cevaplıyor ve kafanın karışması çok kolay.

Bu nedenle kural basit: Duydunuz — kontrol ettiniz — ancak ondan sonra kendinize uyguladınız. Bu, farklı doktorları veya diyetisyenleri dinlemek gibi. Kontrol etmeden neyin gerçekten yararlı, neyin yararsız olduğunu anlayamazsınız.

Psikologluk mesleği, tükenmişlik ve okuyuculara mesaj

Yusuf İnan: Bir psikolog her gün başkalarının acıları, korkuları ve krizleriyle çalışıyor. Uzman kendisini duygusal tükenmişlikten nasıl koruyor ve profesyonel empati ile aşırı duygusal katılım arasındaki sınır nereden geçiyor?

Oksana Babenko: Psikoterapist olmak için ciddi bir hazırlık gerekiyor. Örneğin Gestalt terapisti sertifikası alabilmek için yaklaşık 200 saat kişisel terapi, süpervizyon ve grup çalışmasından geçmek; ayrıca çok sayıda yoğun eğitim programına ve konferansa katılmak gerekiyor.

Sertifika alındıktan sonra da çalışma sona ermiyor. Uzman kendi terapi sürecine devam ediyor, süpervizyon ve intervizyon gruplarına katılıyor. Benim programımda da bunların tamamı var.

Meslektaş desteği olmazsa olmaz. Özellikle bizim koşullarımızda bu destek olmadan çalışmak mümkün değil.

Profesyonel desteğin yanı sıra basit şeyler de önemli: Tatil, hafta sonları, danışanlar arasındaki molalar ve kendimiz için güzel bir şeyler yapmak. Kendimize farklı yönlerden özen gösterdiğimizde uzun süre ve kaliteli şekilde çalışabilir, tükenmeden ve empatiyle aşırı duygusal katılım arasındaki sınırı aşmadan mesleğimizi sürdürebiliriz.

Yusuf İnan: Psikoloji geleneksel olarak çok sayıda genç kadının ilgisini çekiyor. Bugün gelecekteki mesleklerini seçen genç kadınlara ve gençlere bu mesleği önerir miydiniz? Gerçekten hangi özelliklere sahip olmak gerekiyor?

Oksana Babenko: Genel olarak “git” veya “gitme” şeklinde tavsiye vermeyi sevmiyorum. Bu iş ya insana hitap eder ya da etmez.

Ama kesin olarak şunu söyleyebilirim: Yol uzun. Önce temel eğitim gerekiyor. Şu anda yüksek lisans düzeyi gerekiyor; bu zaten beş yıl demek. Ardından seçilen psikoterapi alanında özel eğitim, kişisel terapi ve grup çalışması geliyor.

Zekâ — analiz edebilmek ve öğrenebilmek için —, azim ve organizasyon becerisi gerekiyor. Bunun dışında kişilik özellikleri farklı olabilir. Sakin ve dengeli meslektaşlarımız da var, çok hareketli olanlar da. Hepsi kendi danışanlarını buluyor.

Özellikle önemli gördüğüm bir konuya ayrıca dikkat çekmek istiyorum. Şu anda çok sayıda genç kadın bu mesleğe geliyor. Bu iyi bir şey. Ancak askerler ve gazilerle çalışma açısından, askerî çevreden gelen daha fazla uzmanın psikoloji alanına katılması çok değerli olurdu; kendileri askerlik yapmış ve sağlık durumları nedeniyle artık aktif görevde bulunamayan kişiler örneğin.

İnsan kendisinden olanı daha iyi anlar. Amerikan deneyimi, bu tür uzmanların en iyi sonuçları verdiğini gösteriyor. Genç kadınlar çok iyi psikologlar olabilirler. Ancak askerlerin bazen onlara güvenmesi daha zor olabilir; bunlar sonuçta farklı dünyalar.

Yusuf İnan: Şu anda yorgunluk, kaygı, ailevi sorunlar yaşayan veya sadece yollarına devam etmekte zorlandıklarını hisseden Yerel Gündem okuyucularına ne söylemek istersiniz?

Oksana Babenko: Şu anda hepimiz için hayat zor. Herkesin kendi zorlukları, kendi yorgunluğu ve kendi kaygısı var.

Albert Camus, “Sisifos Söyleni” adlı denemesinde günlük rutinin birden kırıldığı ve insanın kendisine “Bütün bunlar neden?” diye sormaya başladığı o andan söz eder. Absürtlüğe rağmen yaşamaya ve mücadele etmeye devam etmenin çok büyük bir içsel çaba gerektirdiğini söyler.

Ancak tam da bu bitmeyen mücadele ve insanın kendi kaderini kabul etmesi, kalbi doldurabilir ve insana bir bütünlük hissi verebilir.

“Mücadelenin kendisi insanın kalbini doldurmaya yeter,” der Camus.

Bu nedenle bugün her şeyi aynı anda kucaklamaya ve çok uzak geleceği planlamaya çalışmamak gerekiyor. Çünkü bu, insanın kendisini çoğu zaman daha da ağır hissetmesine neden oluyor.

Küçük adımlarla ilerlemek daha iyi: Bugün biraz yaptık, biraz dinlendik, bu hafta için küçük bir şey planladık.

Adım adım sorunlar çözülüyor. Yeni sorunlar ortaya çıkıyor ve biz yeniden bir sonraki adımı atıyoruz. Böylece yavaş yavaş ilerlemeye devam ediyoruz.

Bazen sadece devam etmek bile çok büyük bir şeydir. Ve bunda, ne kadar garip görünse de, insana ait bir güç ve hatta bir sevinç bulunabilir.

YerelGundem.com

Tepkin Ne?

Harika Harika 0
Kötü Kötü 0
Sevdim Sevdim 0
Komik Komik 0
Şaşırdım Şaşırdım 0
Üzücü Üzücü 0
Kızdım Kızdım 0
Yusuf İnan

Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. UAPresa.com, WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve YerelGundem.com'da Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yapmaktadır. Türkiye siyaseti, dış politika, uluslararası ilişkiler ve güvenlik başta olmak üzere güncel gelişmeler üzerine haber, yorum ve analizler kaleme almaktadır.

Yorumlar (0)

User