Çin’den Ortadoğu için yeni güvenlik mimarisi: ABD dengesi değişiyor mu?
Şi Cinping’in Kahire’de açıkladığı dört maddelik Ortadoğu güvenlik önerisi, Çin’in bölgede ABD’ye alternatif bir aktöre dönüşüp dönüşmediğini gündeme taşıdı.
Ahmet Taş | Yerel Gündem
ANKARA, TÜRKİYE — Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Kahire’de Ortadoğu için dört maddelik yeni bir güvenlik mimarisi önermesi, Pekin’in ekonomik ortaklıkların ötesine geçerek bölgenin siyasi ve güvenlik düzeninde daha etkin bir rol aradığını ortaya koydu.
Şi’nin 2 Eylül 2026’da Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüşmesinde açıkladığı öneriler; bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini şekillendirmesi, krizlerin birlikte ele alınması, kalkınma ile güvenlik arasında bağ kurulması ve Birleşmiş Milletler ile uluslararası hukukun güçlendirilmesi üzerine kurulu. Çin Dışişleri Bakanlığı bu çerçeveyi açık biçimde “Ortadoğu’da yeni bir güvenlik mimarisi” olarak tanımlıyor.
Şerbil Berakat’ın Independent Türkçe’de yayımlanan ve Londra merkezli Al Majalla’dan çevrilen analizine göre bu çıkış tek başına bir diplomatik söylem olarak görülmemeli. Aynı dönemde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Türkiye’nin Şanghay İşbirliği Örgütü ile ilişkilerini geliştirme isteği ve Körfez ülkelerinin Çin’le artan temasları, Ortadoğu’nun giderek daha çok merkezli bir güvenlik düzenine yöneldiğini düşündürüyor.
Şi Cinping’in dört maddelik Ortadoğu planı ne içeriyor?
Çin’in önerisinin ilk ayağı, bölge ülkelerinin güvenlik konularında daha fazla söz sahibi olması.
Şi Cinping, Ortadoğu halklarının “kendi işlerinin efendisi” olması gerektiğini belirterek dış müdahalelerin azaltılmasını ve bölge ülkelerinin barış ve güvenlik diyaloğuna doğrudan liderlik etmesini savundu. Çin’e göre yeni düzenin temelinde dış güçlerin dikte ettiği bir yapı değil, bölgesel ülkelerin kendi aralarında oluşturacağı güvenlik mekanizmaları bulunmalı.
İkinci başlık, bölgedeki krizlerin birbirinden bağımsız ele alınmaması.
Filistin meselesi, İran-Körfez gerilimi, Kızıldeniz, Yemen, Hürmüz Boğazı ve enerji güvenliği gibi dosyaların birbiriyle bağlantılı olduğunu savunan Pekin, tek tek kriz yönetimi yerine kapsamlı bir güvenlik yaklaşımı öneriyor.
Üçüncü unsur ekonomik kalkınma.
Şi’ye göre kalıcı güvenlik yalnız askerî caydırıcılıkla sağlanamaz; ticaret, altyapı, enerji ve ekonomik kalkınmanın da güvenlik mimarisinin parçası olması gerekiyor.
Dördüncü başlık ise Birleşmiş Milletler ve uluslararası hukuk. Çin, BM Şartı’nın bölgesel güvenlik düzenlemelerinde temel referans olmasını ve örgütün Ortadoğu’daki rolünün güçlendirilmesini istiyor.

Çin neden şimdi güvenlik alanına giriyor?
Pekin uzun yıllar Ortadoğu’daki varlığını ağırlıklı olarak enerji, ticaret ve altyapı üzerinden geliştirdi.
Çin, Körfez ülkelerinin en önemli petrol müşterilerinden biri haline gelirken Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında liman, lojistik, enerji ve teknoloji yatırımları yaptı. Ancak güvenlik alanında ABD’ye benzer askerî ittifaklar oluşturmaktan büyük ölçüde kaçındı.
Yeni öneri bu çizginin değişmekte olduğunu gösteriyor.
Kaynak analiz, Şi’nin Kahire ziyaretinin Çin savaş uçaklarının Mısır’daki ortak tatbikatlara katıldığı ve Huawei’nin yapay zekâ altyapısı dahil yeni teknoloji projelerinin konuşulduğu bir döneme denk gelmesini önemli görüyor. Yazara göre Pekin, ABD’nin bölgede geleneksel olarak güçlü olduğu savunma ve ileri teknoloji alanlarında da alternatif sunmaya başlıyor.
Ancak Çin’in modeli Amerikan modelinden belirgin biçimde farklı.
Washington’ın Ortadoğu güvenliği onlarca yıldır askerî üsler, ikili savunma anlaşmaları, silah satışları ve Amerikan birliklerinin doğrudan konuşlandırılması üzerine kurulu.
Pekin ise şimdilik kendi büyük askerî şemsiyesini kurmak yerine bölgesel ülkelerin oluşturduğu mekanizmalara siyasi, ekonomik ve diplomatik destek sağlayarak güvenlik denklemine girmeyi deniyor.
Mekke Anlaşması Çin’in planıyla nerede kesişiyor?
Bu noktada Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026’da imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması dikkat çekiyor.
Üç ülke tarafından imzalanan anlaşmaya göre taraflardan birine yönelik silahlı saldırı, tüm üyelere yönelik saldırı kabul edilecek. Anlaşma ayrıca ortak caydırıcılığın güçlendirilmesi, savunma sanayii iş birliği ve terörizmle mücadeleyi kapsıyor.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da anlaşmanın “kolektif caydırıcılığı” esas aldığını ve güvenlik ile savunma sanayii iş birliğini güçlendireceğini açıkladı.
Berakat’ın analizine göre Çin’in önerisi ile Mekke mekanizması arasında üç önemli ortaklık bulunuyor.
Birincisi, her iki yaklaşımın da güvenlik düzenlemelerini uluslararası hukuk çerçevesine oturtması.
İkincisi, Filistin meselesinin bölgesel istikrarın merkezinde görülmesi.
Üçüncüsü ise bölge devletlerinin kendi güvenlik kapasitelerini artırması düşüncesi.
Fakat bu benzerlikler, Pekin ile Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan üçlüsü arasında koordineli olarak hazırlanmış ortak bir strateji bulunduğunu kanıtlamıyor.
Daha doğru ifade, iki güvenlik yaklaşımının bazı temel ilkelerde örtüşmesi.

Türkiye aynı anda NATO, Mekke ve ŞİÖ hattında ilerliyor
Yeni denklemde Türkiye’nin konumu özellikle dikkat çekici.
Ankara bir NATO üyesi.
Aynı zamanda Suudi Arabistan ve Pakistan’la kolektif savunma anlaşması imzaladı.
Bunun yanında Cumhurbaşkanı Erdoğan, Eylül başında Bişkek’teki Şanghay İşbirliği Örgütü temaslarının ardından Türkiye’nin örgütle ilişkilerini daha ileri taşıyabileceğini ve tam üyelik seçeneğini değerlendirebileceğini söyledi.
Reuters’a göre Erdoğan, bunun Türkiye’nin NATO dahil mevcut Batılı ittifaklarından uzaklaşması anlamına gelmemesi gerektiğini özellikle vurguladı.
Bu durum Türkiye’yi yeni çok merkezli düzenin en ilginç aktörlerinden biri haline getiriyor.
Ankara aynı anda Washington, Brüksel, Riyad, İslamabad, Pekin ve Orta Asya ülkeleriyle güvenlik ilişkileri kurmaya çalışıyor.
Dolayısıyla ortaya çıkan yapı klasik Soğuk Savaş ittifaklarından farklı. Ülkelerin tek bir blok seçmesi yerine birden fazla güvenlik ve ekonomik ağ içerisinde bulunabileceği daha esnek bir sistem gelişiyor.
Mısır neden Çin’in girişiminde kilit ülke?
Çin’in yeni güvenlik önerisini Riyad, Tahran veya Ankara yerine Kahire’de açıklaması da tesadüf olarak görülmüyor.
Mısır aynı anda Filistin-Gazze dosyasının, Kızıldeniz’in, Süveyş Kanalı’nın, Doğu Akdeniz’in ve Arap dünyasının güvenlik tartışmalarının merkezinde bulunuyor.
Ayrıca Mısır, Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın üyesi değil.
Kaynak analiz, Pekin’in Mısır’ı daha geniş bir bölgesel güvenlik mimarisine dahil ederek Mekke anlaşmasını tek başına bütün sistem haline getirmek yerine, daha büyük bir yapının unsurlarından biri olarak görmüş olabileceğini değerlendiriyor.
Bu yaklaşım Çin açısından avantajlı.
Çünkü Pekin doğrudan rakip bir askerî blok kurmak yerine Suudi Arabistan, Türkiye, Pakistan, Mısır, Katar ve İran gibi birbirinden farklı aktörlerle aynı anda ilişki kurabiliyor.
Çin’in temel hedeflerinden biri de enerji ve ticaret yollarının güvenliği.
Hürmüz Boğazı dünya petrol ticareti açısından kritik önem taşırken Kızıldeniz ve Babülmendep hattındaki saldırılar Asya-Avrupa ticaretini doğrudan etkiliyor. Kaynak metin de Şi’nin deniz ulaşım koridorlarını özellikle vurgulamasını Çin’in ekonomik çıkarlarıyla ilişkilendiriyor.

Çin ABD’nin yerini mi almaya hazırlanıyor?
Şimdilik bunun için yeterli veri yok.
ABD, Ortadoğu’daki en büyük dış askerî güç olmaya devam ediyor. Körfez ülkelerinde Amerikan üsleri bulunuyor; Washington’ın Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail dahil bölge ülkeleriyle derin savunma ilişkileri var.
Çin’in böyle bir askerî altyapısı bulunmuyor.
Pekin’in önerisi de doğrudan Amerikan askerî varlığının yerini almayı hedeflediğini söylemiyor.
Bunun yerine Çin, bölgesel güvenlik mimarisinin kurallarını ve diplomatik çerçevesini belirleyen aktörlerden biri olmak istiyor.
Kaynak analizde bu model “Amerikan güvenlik garantilerini ve askerî konuşlandırma biçimini kopyalamadan güvenlik denklemine girme” olarak tarif ediliyor.
Bu fark önemli.
Çin için en avantajlı senaryo, Ortadoğu güvenliğinin maliyetini doğrudan üstlenmeden bölge ülkeleri üzerindeki diplomatik ve ekonomik etkisini artırmak olabilir.
Ortadoğu çok merkezli güvenlik dönemine mi giriyor?
Ortaya çıkan tablo, ABD’nin bölgeden tamamen çekildiğini değil, tek belirleyici dış aktör olma konumunun giderek daha fazla sınandığını gösteriyor.
Çin ekonomik güç ve diplomasiyle daha görünür.
Türkiye bağımsız bölgesel kapasitesini artırmaya çalışıyor.
Suudi Arabistan savunma ortaklıklarını çeşitlendiriyor.
Pakistan yeni güvenlik mekanizmalarının parçası oluyor.
Mısır hem Washington hem Pekin hem Körfez ülkeleriyle ilişkilerini koruyor.
Bu nedenle geleceğin Ortadoğu güvenlik mimarisi tek bir ülkenin şemsiyesinden çok, birbiriyle kesişen ittifaklar ve ortaklıklardan oluşabilir.
Berakat’ın analizindeki “çok merkezli saha” kavramı bu tabloyu açıklamak için kullanışlı. Mekke Ortak Savunma Anlaşması, Amerikan güvenlik ilişkileri ve Çin’in yeni önerisi birbirlerini tamamen ortadan kaldırmadan aynı anda var olabilir.
Çin açısından asıl sınav ise önerilerin somut mekanizmalara dönüşüp dönüşmeyeceği olacak.
Pekin Filistin meselesinde diplomatik ağırlık koyabilecek mi?
Hürmüz ve Kızıldeniz gibi kritik deniz yollarında güvenliği artıracak siyasi anlaşmalar üretebilecek mi?
İran ile Körfez ülkeleri arasında denge kurabilecek mi?
Ve en önemlisi, güvenlik krizleri ağırlaştığında yalnız ekonomik ortak ve arabulucu olarak mı kalacak, yoksa daha büyük siyasi riskler üstlenecek mi?
Şi Cinping’in Kahire’deki çıkışı bu soruların henüz cevabı değil.
Ancak önemli bir değişimin işareti: Çin artık Ortadoğu’da yalnız petrol satın alan, altyapı yapan ve ticaret geliştiren bir güç olmakla yetinmiyor; bölgenin gelecekteki güvenlik düzeninin nasıl kurulacağı konusunda da söz sahibi olmak istiyor.
Washington’ın bölgedeki askerî üstünlüğü devam ediyor. Fakat güvenliğin siyasi ve diplomatik mimarisinde artık Pekin’in de masada olduğu giderek daha açık hale geliyor.
YerelGundem.com
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)