Modi’nin çağrısı ve Bediüzzaman’ın Mısır, Hindistan ve Türkistan öngörüsü
Modi’nin Putin’e barış çağrısı, Hindistan’ın yükselen gücünü gösterirken Bediüzzaman’ın Hindistan, Türkistan ve Mısır üzerine 1910’daki sözlerini yeniden gündeme taşıyor.
Ahmet Taş | Yerel Gündem
ANKARA / TÜRKİYE — Hindistan Başbakanı Narendra Damodardas Modi’nin Vladimir Putin’in karşısında “sonsuz savaştan savaşın sonuna doğru ilerlemeliyiz” demesi, yalnız Ukrayna savaşı açısından değil, dünya güç merkezlerinin Batı’dan Asya ve Küresel Güney’e doğru yeniden dağıldığı daha büyük dönüşüm açısından okunması gereken bir mesajdır.
Bu mesajın ağırlığı, Hindistan’ın Rusya karşıtı bir ülke olmasından değil, tam tersine Moskova’yla güçlü siyasi, askerî ve ekonomik ilişkilerini sürdürmesinden kaynaklanıyor. Hindistan aynı zamanda ABD ile stratejik ortaklık kurabiliyor, Çin ile rekabet ederken aynı masaya oturabiliyor, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü içinde Rusya’yla çalışabiliyor ve Kyiv yönetimiyle doğrudan temas kurabiliyor.
İşte tam bu noktada, Bediüzzaman Said Nursi’nin 1910 yılında Tiflis’te bir Rus polisiyle yaptığı konuşmada Hindistan, Mısır, Kafkasya ve Türkistan hakkında kullandığı dikkat çekici siyasi metafor farklı bir tarihsel anlam kazanıyor.
Modi’nin mesajını önemli yapan Hindistan’ın ağırlığı
Hindistan artık yalnız “gelişmekte olan büyük bir ülke” değil.
2025’te Japonya’yı geride bırakarak dünyanın dördüncü büyük ekonomisi haline geldi. 2026’nın nisan-haziran döneminde ekonomisi yıllık yüzde 7,8 büyüdü. Hindistan hükümeti de ülkeyi dünyanın dördüncü büyük ekonomisi olarak tanımlıyor.
Ülke yaklaşık 1,5 milyara yaklaşan nüfusu, dev iç pazarı, teknoloji sektörü, uzay programı, savunma sanayisi ve nükleer kapasitesiyle dünya siyasetinin merkez ülkelerinden biri durumunda. SIPRI’nin 2026 tahminine göre Hindistan yaklaşık 190 nükleer savaş başlığına sahip.
Fakat Hindistan’ın asıl değeri yalnız maddi gücünde değil.
Yeni Delhi aynı anda:
ABD ile Quad içinde çalışabiliyor,
Rusya ile “Özel ve Ayrıcalıklı Stratejik Ortaklık” sürdürüyor,
Çin’le Şanghay İşbirliği Örgütü’nde aynı masada oturuyor,
BRICS’in en önemli ülkelerinden biri olarak Küresel Güney’e sesleniyor,
ve aynı zamanda Ukrayna ile doğrudan diplomatik ilişki kuruyor.
Bu nedenle Modi’nin Putin’e yaptığı çağrı, Batı’nın Moskova’ya yönelik bir başka açıklaması değildir.
Bu, Rusya’nın ihtiyaç duyduğu bir ortağın yaptığı uyarıdır.
Putin’e verilen mesaj: Dostuz ama sonsuz savaş istemiyoruz
Bişkek görüşmesinde Modi bir taraftan Putin’e “dostum” diye hitap etti ve Rusya-Hindistan ekonomik ilişkilerindeki gelişmeyi övdü.
Diğer taraftan savaşın her gününün insanlığı geriye götürdüğünü ve çatışmanın sona ermesi gerektiğini söyledi. Hindistan Başbakanlık Ofisi de Modi’nin “diyalog ve diplomasinin” çatışmaların çözüm yolu olduğunu yeniden vurguladığını açıkladı.
Bu iki mesaj aslında birbiriyle çelişmiyor.
Hindistan’ın verdiği mesaj şu şekilde okunabilir:
“Rusya’yı kaybetmek istemiyoruz. Fakat Rusya ile ortaklığımızın sonsuz bir savaş tarafından rehin alınmasını da istemiyoruz.”
Bu, Moskova açısından Batı’nın yaptırım politikasından farklı bir baskı türüdür.
Çünkü Rusya, Washington veya Brüksel’den gelen eleştiriyi kolayca “düşman kampın saldırısı” olarak sunabilir.
Aynı şeyi Hindistan için söylemek çok daha zordur.
1910 Tiflis: Rus polisi Said Nursi’ye ‘İslam parçalanmış’ dedi
Burada yaklaşık 116 yıl önce yaşanan dikkat çekici bir konuşmayı hatırlamak gerekiyor.
Risale-i Nur Enstitüsü’nün yayımladığı Tarihçe-i Hayat metnine göre Said Nursi, 1910 yılında İstanbul’dan ayrılarak Batum üzerinden Van’a giderken Tiflis’e uğradı. Şeyh San’an Tepesi’nde çevreyi incelerken yanına bir Rus polisi geldi.
Polis, İslam dünyasının parçalanmış olduğunu söyleyerek Nursi’nin gelecek konusunda neden bu kadar ümitli olduğunu sorguladı.
Said Nursi’nin cevabı dikkat çekiciydi:
“Tahsile gitmişler.”
Ardından Hindistan’ı İngilizlerin eğitiminden geçen kabiliyetli bir evlada, Mısır’ı İngiliz yönetim tecrübesinden geçen zeki bir evlada; Kafkas ve Türkistan’ı ise Rus askerî sisteminde eğitim gören iki güçlü evlada benzetti.
Bir sonraki bölümde bu toplumların deneyimlerini tamamladıktan sonra “herbiri bir kıta başına geçecek” şeklinde geleceğe dönük bir tasvir kullandı.
Bu ifadeleri modern anlamda ölçülebilir bir jeopolitik tahmin veya doğaüstü bir kehanet şeklinde değerlendirmek metodolojik olarak doğru olmaz.
Fakat 20. yüzyılın henüz başında sömürge ve imparatorluk yönetimindeki bölgelerin ileride bağımsız güç merkezlerine dönüşeceğini düşünen tarihsel-siyasi bir perspektif olarak okunması son derece ilginçtir.
Hindistan örneği bu tarihsel metaforu neden yeniden düşündürüyor?
Nursi’nin konuşması yapıldığı sırada Hindistan Britanya İmparatorluğu’nun yönetimi altındaydı.
Bugün ise Hindistan, Rusya Devlet Başkanı’na savaşın sona ermesi gerektiğini söyleyebilecek; ABD ile teknoloji ve savunma ortaklığı kurabilecek; BRICS’e liderlik edebilecek ve dünya enerji piyasalarını etkileyebilecek bir aktör.
Üstelik Hindistan yalnız siyasi söz söylemiyor.
Moskova açısından ekonomik olarak da hayati önemde.
Temmuz 2026’da Rus petrolünün Hindistan’ın toplam ham petrol ithalatındaki payı yüzde 50,83’e, günlük hacmi yaklaşık 2,47 milyon varile ulaştı.
Bu rakam bize Modi’nin barış çağrısının gerçek gücünün nerede olduğunu gösteriyor.
Hindistan yalnız Putin’i ikna etmeye çalışan bir dost değil.
Putin’in savaş ekonomisinin ihtiyaç duyduğu en önemli müşterilerden biri.
Bu nedenle Yeni Delhi bir gün barış çağrısını enerji politikasına bağlamaya karar verirse, Moskova üzerindeki etkisi diplomatik sözlerin çok ötesine geçebilir.
‘Türkistan’ bugün Orta Asya’nın stratejik özerkliğinde okunabilir
Bediüzzaman’ın kullandığı “Türkistan” kavramını bugünkü tek bir devletle eşitlemek doğru olmaz.
Tarihî Türkistan, bugünkü Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve daha geniş Orta Asya coğrafyasını kapsayan tarihsel-kültürel bir kavramdır.
Ancak Nursi’nin Rus hâkimiyeti altında gördüğü bu bölgenin bugün geldiği nokta gerçekten dikkat çekici.
Orta Asya devletleri Sovyetler Birliği sonrasında yalnız bağımsız olmadılar; giderek Moskova, Pekin, Ankara, Brüksel, Washington, Körfez ülkeleri ve Hindistan arasında çok yönlü dış politika izlemeye başladılar.
2026 tarihli İsveç Savunma Araştırma Ajansı çalışması, özellikle Kazakistan ve Özbekistan’ın büyük güç rekabetinden yararlanarak egemenliklerini güçlendirdiğini, ortaklıklarını çeşitlendirdiğini ve yeni bir Orta Asya bölgesel düzeni oluşturmaya çalıştığını belirtiyor.
Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in 25 Temmuz’da Putin’in yanında Ukrayna savaşının dondurulmasını ve müzakerelere dönülmesini önermesi bu dönüşümün siyasi sembollerinden biri oldu.
Başka bir ifadeyle:
Bir zamanlar Rus İmparatorluğu ve daha sonra Sovyetler Birliği’nin çevre coğrafyası olarak görülen Orta Asya artık Moskova’ya kendi çıkarlarını söyleyen bağımsız bir diplomatik merkez haline geliyor.
Bu gelişme, Said Nursi’nin “Rus mekteb-i harbiyesinde talim eden Türkistan” metaforuna günümüzden bakıldığında tarihsel olarak ilginç bir paralellik oluşturuyor.
Mısır da aynı çok kutuplu dönüşümün başka bir örneği
Nursi’nin konuşmasındaki üçüncü önemli coğrafya Mısır.
Mısır bugün Hindistan ölçeğinde ekonomik bir güç değil.
Fakat jeopolitik konumu nedeniyle hâlâ son derece kritik.
Süveyş Kanalı’nı kontrol ediyor, Afrika ile Orta Doğu’nun kesişiminde bulunuyor, Arap dünyasının en büyük nüfuslarından birine sahip ve BRICS üyesi.
Dahası, tam bugünlerde Mısır da aynı stratejik özerklik modeline yöneliyor.
Reuters’ın 1 Eylül tarihli analizinde Kahire’nin ABD ile güçlü güvenlik ilişkilerini korurken Çin, Rusya ve Avrupa ile ilişkilerini aynı anda geliştirmeye çalıştığı belirtiliyor. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Kahire ziyareti sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi, Mısır ve Çin’i “Küresel Güney’in rolünü güçlendiren ortaklar” olarak tanımladı.
Mısır ayrıca BRICS içinde aktif biçimde yer alıyor ve 2026’daki dışişleri bakanları toplantısına katılımını daha dengeli bir küresel ekonomik ve siyasi düzen oluşturma hedefiyle açıklıyor.
Dolayısıyla Hindistan, Türkistan/Orta Asya ve Mısır’ı birbirine bağlayan ortak çizgi bugün daha görünür:
Tek bir büyük gücün çevresinde konumlanmak yerine, mümkün olduğunca çok güç merkeziyle ilişki kurarak kendi hareket alanını genişletmek.
Asıl büyük değişim: Dünya artık sadece Washington-Moskova ekseninde işlemiyor
Bediüzzaman’ın 1910’daki konuşmasını günümüz açısından önemli yapan noktalardan biri de tam burada ortaya çıkıyor.
- yüzyıl uluslararası sistemi uzun süre büyük imparatorluklar, ardından ABD-Sovyetler Birliği ikiliği üzerinden işledi.
- yüzyılın ikinci çeyreğinde ise dünya daha parçalı bir yapıya dönüşüyor.
ABD hâlâ en önemli güçlerden biri.
Çin giderek daha güçlü.
Rusya askerî ve nükleer kapasitesini koruyor.
Avrupa büyük bir ekonomik blok.
Ancak artık Hindistan, Türkiye, Suudi Arabistan, Brezilya, Endonezya, Mısır, Kazakistan ve diğer orta/büyük güçler de kendi başlarına politika üretmeye çalışıyorlar.
Şanghay İşbirliği Örgütü’nün Bişkek zirvesinde Çin, Rusya ve Hindistan liderlerinin aynı masada bulunması bu dönüşümün sembollerinden biri. AP, örgüt içinde ciddi farklılıklar bulunmasına rağmen bu platformların ABD merkezli sisteme alternatif arayan ülkeleri bir araya getirdiğini belirtiyor.
Bu yeni sistemde mesele artık:
“Kimin tarafındasın?”
sorusundan çok,
“Kaç farklı güç merkeziyle aynı anda ilişki kurabiliyorsun?”
sorusuna dönüşüyor.
Ve Hindistan bu oyunu bugün dünyada en başarılı oynayan ülkelerden biri.
Putin açısından tehlike Batı’dan değil, ortaklarından gelen mesaj olabilir
Bu nedenle Modi’nin çağrısını sıradan bir “barış güzel şeydir” konuşması olarak okumak hata olur.
Putin hemen ertesi gün Rusya’nın savaş alanında kazandığını savundu ve mevcut Ukrayna yönetimiyle görüşmeye sıcak bakmadığını söyledi. Bu da Moskova’nın savaş hedeflerinde henüz temel bir değişiklik olmadığını gösteriyor.
Fakat uzun vadeli stratejik sorun başka.
Rusya yıllardır Batı’nın kendisini izole edemediğini savunuyor.
Bunun kanıtı olarak Çin’i, Hindistan’ı, BRICS’i, Afrika’yı ve Orta Asya’yı gösteriyor.
Peki bu ülkeler Rusya ile ekonomik ve siyasi ilişkilerini sürdürürken aynı zamanda:
“Bu savaş artık bitmeli”
demeye başlarsa ne olur?
İşte Modi ve Tokayev’in açıklamalarının gerçek stratejik değeri burada.
Batı’nın Putin’e karşı çıkması Rusya açısından beklenen bir davranış.
Hindistan ve Kazakistan gibi ortakların Putin’e savaşın sona ermesi gerektiğini söylemeye başlaması ise başka bir aşama.
Bediüzzaman’ın sözleri nasıl okunmalı?
1910’daki Tiflis konuşmasını bugüne taşımanın sağlıklı yolu, Said Nursi’nin tek tek 21. yüzyıl olaylarını önceden haber verdiğini iddia etmek değildir.
Daha anlamlı okuma şudur:
Said Nursi, dönemin sömürgeleştirilmiş veya imparatorluk idaresi altında bulunan İslam coğrafyalarını yalnız mağdur toplumlar olarak görmedi.
Onların Batı ve Rus hâkimiyeti altında yaşadıkları tecrübeyi bir tür “öğrenme süreci” olarak tasvir etti ve gelecekte bağımsız siyasi ağırlık kazanabileceklerini düşündü.
Aradan geçen bir asırdan fazla zamanda:
Hindistan küresel güç oldu.
Orta Asya bağımsız devletlerden oluşan yeni bir stratejik alan haline geldi.
Mısır yeniden Afrika-Orta Doğu-Küresel Güney üçgeninde önemli bir merkez olarak konumlanıyor.
Ve bugün bu coğrafyalar artık yalnız büyük güçlerin kararlarından etkilenen bölgeler değil.
Büyük güçlerin kararlarını etkilemeye çalışan aktörler.
Modi’nin Putin’e verdiği barış mesajı bu tarihsel dönüşümün belki de en çarpıcı güncel örneklerinden biridir.
Dünyanın yeni dengesi, yalnız Washington, Moskova ve Pekin arasında kurulmayabilir.
Yeni düzenin gerçek niteliğini Hindistan’dan Orta Asya’ya, Türkiye’den Mısır’a kadar kendi stratejik özerkliğini büyüten ülkelerin ne yapacağı belirleyecek.
Bediüzzaman’ın yaklaşık 116 yıl önce Tiflis’te kullandığı metaforu bugünün diliyle ifade edecek olursak:
Bir zamanlar başkalarının “mektebinde” bulunan coğrafyalar, artık kendi siyasetlerini yazmaya başlıyorlar.
Ve Putin’e gelen son mesajın asıl önemi de burada yatıyor.
YerelGundem.com
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)