Ertuğrul Özkök geçmiş manşetleri için özeleştiri yapmayı düşünmüyor mu?

Ertuğrul Özkök’ün demokrasi ve adalet çağrıları, Hürriyet’in 28 Şubat’tan 411 manşetine uzanan yayın çizgisi üzerinden sorgulanıyor.

05.08.2026 - 12:05
0
Ertuğrul Özkök geçmiş manşetleri için özeleştiri yapmayı düşünmüyor mu?

Yusuf İnan

Gazeteci, Yazar |Siyasi & Stratejik Analist

İZMİR, TÜRKİYE — Ertuğrul Özkök bugün demokrasi, hukuk ve adalet vurgusu yaparken, Hürriyet’teki yaklaşık 20 yıllık medya iktidarının tartışmalı manşetleriyle daha kapsamlı biçimde yüzleşme sorumluluğu taşıyor.

Özkök’e haksızlık ederek başlamayalım. Türkiye’nin yakın döneminde olayların fotoğrafını çekme, toplumsal dönüşümleri sezme ve gündemi belirleme yeteneğine sahip en etkili gazetecilerden biriydi. Fehmi Koru ile birlikte farklı mahallelerin ruh hâlini okuyabilen, yaklaşan siyasi değişimleri erken fark edebilen ender isimler arasında görülebilir.

Bu hakkı teslim etmek, geçmişteki tercihlerini sorgulamaya engel değil. Tam tersine, bir gazetecinin etkisi ne kadar büyükse yayımladığı manşetlerin sonuçlarıyla yüzleşme yükümlülüğü de o kadar büyüktür.

Yirmi yıl yalnız gazetecilik değil, büyük bir medya iktidarıydı

Özkök, 22 Mart 1990’da Hürriyet’in Genel Yayın Yönetmenliği koltuğuna oturdu ve 2 Ocak 2010’a kadar yaklaşık 20 yıl bu görevi sürdürdü. Ayrılırken kaleme aldığı yazıda, döneminde hatalar yaptığını ve insanları üzdüğünü kabul ederek yayımlananların sorumluluğunu taşıdığını söyledi.

Bu sözler kıymetlidir. “Benim hiçbir sorumluluğum yoktu” dememiştir.

Fakat Hürriyet o yıllarda yalnız haber veren bir gazete değildi. Manşeti hükümetleri sarsıyor, bürokrasiyi harekete geçiriyor, iş dünyasında korku oluşturuyor ve milyonlarca insanın bir kişi ya da olay hakkındaki kanaatini belirliyordu.

Bir gazetenin genel yayın yönetmenliği koltuğu, hele 1990’ların Türkiye’sinde, sıradan bir editörlük makamı değildi. Bazen seçilmiş siyasilerden, savcılardan ve bakanlardan daha etkili görülebilen bir güç merkeziydi.

Özkök’ün bugün savunduğu hukuk, adalet ve demokrasi ilkelerini, o gücün zirvesinde bulunduğu döneme de uygulaması gerekiyor.

Bazı manşetler yalnız haber vermedi, siyasi iklim oluşturdu

Özkök dönemindeki tartışmalı manşetlerin kısa bir dökümü bile neden kapsamlı bir özeleştiri gerektiğini gösteriyor.

“Beceremediniz, artık bırakın” başlığı, 1997’de Refahyol Hükümeti üzerindeki askerî ve bürokratik baskının yükseldiği dönemde yayımlandı. Hürriyet’in hükümeti istifaya çağıran Fethullah Gülen açıklamalarını manşete taşıması, seçilmiş iktidar üzerindeki baskı ortamının medya ayağı bakımından yıllardır tartışılıyor.

“Gerekirse silah bile kullanırız” manşeti, Genelkurmay brifinginden sonra yayımlandı. Özkök, 2012’de TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonunda bu manşeti doğruladı; komisyon üyeleri ise haberin kaynağı ve doğrulatılması konusunda kendisine ayrıntılı sorular yöneltti.

“Muhtar bile olamaz”, okuduğu şiir nedeniyle hapse giren ve siyasi yasakla karşı karşıya kalan Recep Tayyip Erdoğan hakkında yayımlandı. Sonraki yıllarda başbakan ve cumhurbaşkanı olan, Özkök’ün kendi ifadesiyle 13 seçim kazanan bir siyasi liderin hikâyesi, o kesin hükmün ne kadar yanlış çıkabildiğini gösterdi.

“Vay şerefsiz” başlığı, Ahmet Kaya’yı hedef alan toplumsal linç ortamının sembollerinden biri oldu. Özkök daha sonra bugün olsa bu manşeti atmayacağını söyledi ve Kaya’nın Paris’teki mezarını ziyaret ettiğini anlattı; ancak açıklamalarında manşetin dilini kısmen savunmayı da sürdürdü.

“411 el kaosa kalktı” başlığı ise üniversitelerde başörtüsü yasağını kaldırmaya yönelik anayasa değişikliğinin Mecliste 411 oyla kabul edilmesinden sonra atıldı. Özkök, yıllar sonra bu başlıktan pişman olmadığını söyledi; bir televizyon programında bunu kendi “gazetecilik zekâsı” olarak nitelendirdi.

Bu arada yaygın bir yanlış bilgiyi de düzeltmek gerekir: “Genç subaylar rahatsız” şeklindeki bir Hürriyet manşeti bulunmuyor. 23 Mayıs 2003’te Cumhuriyet’te yayımlanan başlık “Genç subaylar tedirgin” şeklindeydi. Özkök’e ait olmayan bir manşeti ona yüklemek, eleştirdiğimiz gazetecilik hatasını tekrarlamak olur.

Özkök hiç özeleştiri yapmadı demek de haksızlık olur

Doğruyu teslim edelim: Ertuğrul Özkök geçmişi hakkında hiçbir şey söylememiş bir gazeteci değildir.

Hürriyet’ten ayrılırken hatalarının sorumluluğunu üstlendi. Ahmet Kaya manşetini bugün atmayacağını açıkladı. TBMM’de Andıç haberinde medyanın kullanıldığı hissine kapıldığını söyledi. Medya grupları arasındaki ticari kavgalarda gazetelerin birbirini manşetlerle yıpratmasını da “doğru değildi” diye değerlendirdi.

Aydın Doğan da TBMM’de, özellikle Fadime Şahin olayı bağlamında MİT veya emniyetin basını kullanmış olabileceğini kabul etti. Bu tam bir özür ya da kapsamlı hesaplaşma değildi; fakat medya kuruluşlarının haber kaynaklarınca yönlendirilebilmiş olabileceğini teslim eden sınırlı bir kabul niteliğindeydi.

Sorun şu: Özkök’ün açıklamaları parçalı kaldı.

Bir manşet için “Bugün olsa atmazdım” derken diğerini “gazetecilik zekâsı” olarak savundu. Kimi yanlışların sorumluluğunu genel ifadelerle üstlendi ancak manşetlerin hedefindeki insanların yaşadığı toplumsal, mesleki ve kişisel sonuçları başlık başlık incelemedi.

Benim beklediğim, genel bir “Hatalar yaptık” cümlesinden fazlasıdır.

Demokrasi yalnız bugünkü mağduriyetlerde hatırlanmamalı

Ertuğrul Özkök son dönemde eski Türkiye’de demokrasi, insan hakları ve “iyi kötü adalet” bulunduğunu savunuyor. Hukukun üstünlüğü, özgür medya ve adil yargılanma hakkını öne çıkarıyor.

Bunlar önemlidir ve savunulmalıdır.

Özkök hakkında Cumhurbaşkanı’na hakaret suçlamasıyla soruşturma başlatılması da hukuk devleti ilkeleri içinde değerlendirilmeli; bir gazetecinin sözleri bağlamından koparılmamalı ve masumiyet karinesi korunmalıdır. Özkök, Erdoğan’ı Franco ile eşitlemediğini, 13 seçim kazanmış bir lidere Franco demeyeceğini açıkladı.

Fakat tam da bu noktada geçmiş yeniden önümüze geliyor.

Demokrasi yalnız devlet soruşturması bize yöneldiğinde mi hatırlanmalıdır?

Seçilmiş bir hükümete “Beceremediniz, bırakın” denilirken demokrasi neredeydi?

411 milletvekilinin oyu “kaos” olarak tanımlanırken millî iradenin saygınlığı düşünülmüş müydü?

Bir belediye başkanı için “Muhtar bile olamaz” denilirken hukukun ileride değişebileceği ve toplumun farklı bir karar verebileceği hesaba katılmış mıydı?

Ahmet Kaya’nın karşı karşıya kaldığı linç atmosferinde basının güçsüz karşısındaki sorumluluğu hatırlanmış mıydı?

Demokrasi güçlüye karşı özgürce konuşabilmek kadar, güç elinizdeyken zayıfın hukukunu koruyabilmektir.

Deniz Web olayını kişisel hafızamdan silemiyorum

Burada kişisel bir tanıklığı da kayda geçirmek istiyorum.

Bu satırların yazarının anlatımına göre, yıllar önce Hürriyet adına hareket ettiğini söyleyen bir hukukçu Deniz Web’in ofisine gelerek bir alan adı anlaşmazlığı nedeniyle şirket evraklarını incelemeye yöneldi ve çalışanları korkutan ağır sözler kullandı. Hafızamda kalan en sert ifade, şirketin “iki manşetle batırılabileceği” yönündeki tehditti.

O sırada ofiste bulunan merhum Işılay Saygın yaşananlardan büyük üzüntü duydu ve dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ile telefonla görüştü.

Bu anlatım benim kişisel tanıklığıma dayanıyor. Kamuya açık bağımsız bir kayıtla doğrulanmış bir olay dosyası değildir. Ayrıca Ertuğrul Özkök’ün söz konusu davranış için doğrudan talimat verdiğini gösteren bir belgeyi görmüş değilim.

Bu nedenle hüküm vermiyor, kendisine soru yöneltiyorum:

Hürriyet’in ismi ve manşet gücü kullanılarak küçük bir şirketin korkutulması iddiasından haberdar mıydı?

O dönemde gazete adına hareket eden hukukçuların ve yöneticilerin yöntemlerini denetliyor muydu?

Bugün böyle bir olayı demokrasi, hukuk ve gazetecilik etiği içinde kabul edilebilir bulur muydu?

Ertuğrul Özkök’ün bu kişisel anlatıma cevap verme ve kendi bildiklerini açıklama hakkı açıktır.

“Ben nerede yanlış yaptım?” başlıklı bir yazı dizisi çok şey kazandırır

Amacım Ertuğrul Özkök’ü utandırmak veya geçmişin bütün günahlarını tek bir kişinin sırtına yüklemek değil.

Türkiye’nin 28 Şubat’ı yalnız askerlerle, siyasetçilerle ve bürokratlarla değil, dönemin medya düzeniyle de konuşması gerekiyor. Büyük gazeteler yalnız olayları aktarmadı; bazı dönemlerde hangi olayın büyütüleceğine, kimin itibarsızlaştırılacağına ve hangi siyasetin meşru görüleceğine karar veren aktörlere dönüştü.

Özkök’ün birikimi ve tanıklığı, bu dönemin anlaşılması için hâlâ çok değerlidir.

Bu nedenle kendisinden bir yazı dizisi beklemek hakkımızdır:

“Ben nerede yanlış yaptım?”

“Muhtar bile olamaz” manşeti nasıl kararlaştırıldı?

“411 el kaosa kalktı” gerçekten gazetecilik başarısı mıydı, yoksa demokratik tercihe tepeden bakış mıydı?

Ahmet Kaya başlığının bir insanın hayatındaki sonuçları yeterince düşünüldü mü?

28 Şubat’ta medya askerin kaynağı mıydı, ortağı mıydı, yoksa farkına varmadan kullanılan aracı mıydı?

Gazete gücü, ticari anlaşmazlıklarda ve küçük şirketler karşısında hiç baskı aracına dönüştü mü?

Yaş kemale erdiğinde helalleşmek zayıflık değil, büyüklüktür.

Özkök’ün bugün çizdiği vicdanlı, özgürlükçü ve özeleştiriye açık İzmirli gazeteci portresi gerçekse, geçmişiyle kapsamlı biçimde yüzleşmekten kaçınmamalıdır.

Hakkı teslim ederek başladık, hakkaniyet çağrısıyla bitirelim:

Türkiye’nin hafızası Ertuğrul Özkök’ten savunma değil, dürüst bir muhasebe bekliyor.

Yusuf İnan

YerelGundem.com

Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. 

UAPresa.comWiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com  Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.

Tepkin Ne?

Harika Harika 0
Kötü Kötü 0
Sevdim Sevdim 0
Komik Komik 0
Şaşırdım Şaşırdım 0
Üzücü Üzücü 0
Kızdım Kızdım 0
Yerel Gündem

Editör Masası| YerelGundem.com Türkiye ve küresel siyasetin ve uluslararası ilişkilerin nabzını tutan Yerel Gündem, Türkiye ve dünya gündemindeki en etkili ve alışılagelmişin dışındaki haberleri titiz bir veri doğrulama süreciyle raporlar. Entelektüel bir derinliğe sahip köşe yazılarımız ve stratejik öngörülerimizle, bilginin dürüstlükle buluştuğu noktada dünya siyasetine projektör tutuyoruz.

Yorumlar (0)

User