CHP’de yeni parti planı: Cemil Tugay’ı Kılıçdaroğlu mu hazırlıyor?
Cemil Tugay’ın CHP’den istifası, yeni parti tartışması ve AYM’nin ByLock kararı, Türkiye siyasetinde merkez arayışını yeniden gündeme taşıdı.

Yusuf İnan
Gazeteci |Siyasi & Stratejik Analist
ANKARA, TÜRKİYE — Cemil Tugay’ın CHP’den istifası, yalnızca İzmir siyasetiyle sınırlı bir gelişme değil; muhalefetin geleceğini ve merkez siyaset arayışını doğrudan etkileyebilecek bir kırılmadır.
İlk bakışta her şey normal görünüyor: Bir belediye başkanı partisindeki gelişmelere tepki gösteriyor, istifa ediyor ve yeni bir siyasi oluşum içinde yer alabileceğini söylüyor. Fakat Türk siyasetinde hiçbir büyük istifa yalnızca istifa değildir. Hele konu CHP, İzmir, Kemal Kılıçdaroğlu, Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu ve yeni parti ihtimali olunca mesele çok daha geniş bir stratejik tabloya dönüşür.
Bugün Cemil Tugay’ın kararı etrafında şekillenen tartışma, yalnızca “kim neden istifa etti?” sorusuyla açıklanamaz. Asıl soru şudur: Bu istifa, CHP içinde çözülemeyen merkez siyaset arayışının dışarıda yeni bir partiyle çözülme hamlesi mi?
İstifa sadece kişisel bir karar değil
Cemil Tugay’ın CHP’den ayrılması, sembolik açıdan son derece önemlidir. Çünkü İzmir, CHP açısından yalnızca bir büyükşehir değil, aynı zamanda partinin psikolojik kalesidir.
Bu nedenle İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın CHP’den ayrılması, sıradan bir parti içi tepki olarak okunamaz. Bu karar, CHP tabanına ve Türkiye kamuoyuna verilen güçlü bir mesajdır: Mevcut yapıyla yola devam etmek artık herkes için mümkün görünmüyor.
Tugay’ın yeni parti ihtimaline açık kapı bırakması ise bu istifayı daha da önemli hale getiriyor. Çünkü bu noktada mesele yalnızca bir kopuş değil, yeni bir siyasi hattın kurulma ihtimalidir.
CHP içindeki tartışmalar uzun süredir parti kimliğinin nereye oturacağı sorusu etrafında dönüyor. Parti daha merkeze mi yaklaşacak, eski ideolojik reflekslerine mi dönecek, yoksa yeni bir toplumsal ittifak mı kuracak? İşte Tugay’ın çıkışı bu sorulara dışarıdan verilen bir cevap gibi duruyor.
Bahçeli-Akşener modeli yeniden mi okunuyor?
Türk siyasetinde bazen bir partiden dışlanan veya kopan figürler, beklenenden daha güçlü bir toplumsal karşılık bulabilir. Bunun yakın tarihteki en çarpıcı örneklerinden biri Meral Akşener ve İYİ Parti sürecidir.
Devlet Bahçeli, MHP içindeki muhalefeti sert biçimde bastırdı. Meral Akşener ve arkadaşları parti dışına itildi. Fakat bu baskı, beklenenin aksine Akşener’in etrafındaki ilgiyi azaltmadı; tam tersine artırdı. İYİ Parti kısa sürede Türk siyasetinde ciddi bir alternatif haline geldi.
Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’nun önünde benzer bir siyasi matematik olabilir. Kılıçdaroğlu, CHP’yi içeriden merkeze çekmenin kolay olmadığını biliyor olabilir. Parti içindeki ideolojik direnç, örgüt dengeleri, eski alışkanlıklar ve sertleşen kimlik siyaseti, merkez açılımını CHP çatısı altında zorlaştırıyor.
Bu durumda dışarıda yeni bir yapı oluşturmak, içeride yapılamayan dönüşümü dışarıda denemek anlamına gelebilir. Eğer bu okuma doğruysa, Cemil Tugay’ın istifası da yalnızca tepki değil, yeni siyasi mühendisliğin ilk görünür adımıdır.
Kılıçdaroğlu merkeze ters tepkiyle mi yürüyor?
Türk milleti çoğu zaman doğrudan dayatmalara değil, ters tepki üreten siyasi hamlelere cevap verir. Baskı arttıkça mağduriyet büyür; mağduriyet büyüdükçe etrafında yeni bir destek halkası oluşur.
Kılıçdaroğlu’nun yıllardır en iyi bildiği alanlardan biri de toplumsal psikolojidir. Onun siyaset tarzı çoğu zaman doğrudan hamleden çok, süreç içinde oluşan tepkiyi yönetmeye dayanır.
Bugün CHP içinde yaşananlar da böyle okunabilir. Kılıçdaroğlu, partinin mevcut yapısıyla merkez seçmene güven vermekte zorlandığını görüyor olabilir. Bu nedenle CHP dışındaki yeni bir oluşum, hem CHP tabanındaki rahatsızlığı taşıyabilir hem de merkez sağdan, milliyetçi muhafazakâr seçmenden ve kararsızlardan oy alabilecek daha esnek bir alan açabilir.
Bu yeni hattın, İYİ Parti’nin ilk çıkışından daha güçlü bir potansiyel taşıması mümkündür. Çünkü bu kez mesele yalnızca milliyetçi muhalefetin ayrışması değil; CHP’nin kendi iç krizinden doğan yeni bir merkez arayışıdır.
Cemil Tugay neden kritik figür haline geldi?
Bu tabloda Cemil Tugay isminin öne çıkması tesadüf değildir. Tugay, hem İzmir gibi CHP açısından sembolik değeri yüksek bir şehrin belediye başkanıdır hem de Kılıçdaroğlu’na yakınlığıyla bilinen bir isimdir.
Kılıçdaroğlu’nun yakın çevresinde Tugay için sıcak ve güven ifade eden sözler kullandığını bilenler açısından bu ilişki yeni değildir. Tugay, Kılıçdaroğlu çizgisinin belediyecilik, merkez siyaset ve yeni muhalefet dengesi içinde güvenebileceği isimlerden biri olarak görülüyor.
Özgür Özel’in bu yeni yapıya liderlik edip edemeyeceği ise ayrı bir tartışmadır. Özel, CHP içi mücadelede önemli bir figür olsa da yeni bir partinin liderliği için aynı güçlü merkezi temsil kabiliyetini gösterebilir mi, bu henüz net değildir.
Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu oluşu ise muhalefet cephesinde liderlik denklemine ayrı bir sınır getiriyor. İmamoğlu güçlü bir toplumsal figür olmaya devam etse de fiili siyaset alanındaki hareket kabiliyeti daralmış durumda.
Bu noktada sahada kalan ve yeni parti ihtimalinde taşıyıcı figür olabilecek isimlerden biri Cemil Tugay’dır. Tugay’ın önemi de buradan geliyor.
Yeni parti iktidar alternatifi olabilir mi?
Yeni bir partinin kısa sürede iktidar alternatifi olması kolay değildir. Türkiye’de parti kurmak kolay, toplumsal karşılık üretmek zordur. Hele CHP tabanından kopan bir hareketin hem kendi seçmenini tutması hem de sağ seçmenden oy alması ciddi bir strateji ister.
Fakat Cemil Tugay merkezli bir hareket, doğru kurgulanırsa üç alanda etki oluşturabilir.
Birincisi, CHP tabanındaki hayal kırıklığını kendi içine çekebilir. İkincisi, merkez sağdan kopan ama AK Parti’ye dönmek istemeyen seçmeni yakalayabilir. Üçüncüsü, daha sola veya TİP çizgisine kayabilecek bazı oyları sistem içinde tutabilir.
Bu, iktidar olmak anlamına gelmez; fakat muhalefet dengelerini yeniden kurmak anlamına gelir. Türk siyasetinde bazen iktidarı belirleyen parti, doğrudan iktidar olan parti değil, dengeleri değiştiren partidir.
İYİ Parti’nin ilk yıllarda yaptığı tam olarak buydu. Yeni oluşum da benzer bir etki doğurabilir.
Erdoğan’ın stratejik aklı belirleyici olacak
Bu sürecin karşı tarafında ise Başkan Recep Tayyip Erdoğan var. Türk siyasetinde Erdoğan kadar uzun süreli, derin ve keskin stratejik akıl sergileyen ikinci bir lider görülmedi.
Erdoğan, yalnızca seçim kazanan bir lider değil; krizleri fırsata çevirmeyi bilen, rakiplerinin iç çelişkilerini okuyabilen ve zamanı kendi lehine kullanabilen bir siyasi aktördür.
CHP içindeki bu yeni kırılma Erdoğan açısından hem fırsat hem de dikkatle yönetilmesi gereken bir süreçtir. Muhalefetin bölünmesi ilk bakışta iktidarın lehine görünür. Fakat yeni parti merkez seçmende güçlü bir karşılık bulursa, ileride beklenmedik bir denge unsuru haline gelebilir.
Bu nedenle Erdoğan’ın vereceği cevap belirleyici olacaktır. AK Parti bu süreçte yalnızca muhalefetin dağılmasını izleyen bir pozisyonda kalırsa fırsatı sınırlı değerlendirir. Fakat aynı anda hukuk, adalet, ekonomi, devlet aklı ve toplumsal barış alanında yeni bir toparlanma dili kurarsa, bu süreç AK Parti için yeniden doğuş anlamı taşıyabilir.
AYM’nin ByLock kararı ve yeni devlet aklı
Bu noktada Anayasa Mahkemesi’nin son ByLock kararı da ayrıca önemlidir. Çünkü Türkiye’nin FETÖ ile mücadelesinde en kritik sorunlardan biri, inançlı insanlarla devlete ve millete kumpas kuran örgütlü yapıları birbirinden ayırma meselesiydi.
Eğer devlet bu ayrımı daha sağlıklı yapmaya başlarsa, bu yalnızca hukuk açısından değil, toplumsal barış açısından da tarihî bir adım olur.
ByLock meselesinde yalnızca teknik tespitlere değil, somut örgütsel bağa, kullanım amacına ve dosyanın bütününe bakılması gerektiği yönündeki yaklaşım, FETÖ ile mücadeleyi zayıflatmaz. Tam tersine, mücadeleyi daha adil ve daha güçlü hale getirir.
Çünkü FETÖ’nün en çok istediği şey, dindar ve muhafazakâr kitlelerle örgütlü yapının birbirine karıştırılmasıdır. Bu karışıklık sürdükçe örgüt kendini mağduriyet zemininde gizleyebilir. Fakat devlet masumla suçluyu, inançla ihaneti, vatandaşla örgütü ayırmayı başarırsa FETÖ gerçek anlamda çıplak kalır.
Bu da Türkiye için büyük bir sıçrama hamlesi olur.
Türk milletinin feraseti son sözü söyleyecek
Cemil Tugay’ın istifası, CHP içindeki yeni parti tartışması, İmamoğlu’nun denklem dışına itilmesi, Kılıçdaroğlu’nun olası stratejisi, Erdoğan’ın vereceği cevap ve AYM’nin ByLock kararı ayrı ayrı olaylar gibi görünebilir.
Fakat hepsi aynı büyük tablonun parçalarıdır: Türkiye yeni bir siyasi dengeye doğru ilerliyor.
CHP tabanı uzun süredir başarısızlık hikâyelerinden yoruldu. Seçmen, yalnızca slogan değil sonuç istiyor. Muhalefet seçmeni de artık kendisine umut veren, yönetebileceğine inandıran, merkezle kavga etmeyen ama kendi değerlerini de kaybetmeyen bir siyasi yapı arıyor.
Yıllar önce sorduğum bir soru bugün yeniden anlam kazanıyor: Herkes AK Partili mi olacak?
Elbette siyasette hiçbir şey düz bir çizgide ilerlemez. Fakat şartlar, muhalefetin kendi içinden yeni parçalar ürettiği, iktidarın ise doğru adımları atarsa yeniden geniş bir toplumsal zemine oturabileceği bir döneme işaret ediyor.
Sonuç olarak Cemil Tugay’ın istifası bir son değil, yeni bir başlangıç olabilir. Bu başlangıcın kime yarayacağını ise yalnız liderlerin planları değil, Türk milletinin feraseti belirleyecek.
İnsan plan yapar, siyasetçiler hesap kurar, partiler strateji geliştirir. Fakat tarih çoğu zaman başka türlü akar. Allah’ın planı, insanların planlarından her zaman daha iyidir.
Yusuf İnan
Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. UAPresa.com, WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)