AKP 25 yıl sonra nereye gidiyor? Kuruluş çizgisinden yeni kimliğe
AKP 25. yılında kuruluş dönemindeki ekonomik ve demokratikleşme çizgisinden farklı bir siyasi kimlikle 2028 seçimlerine doğru ilerliyor.
Ahmet Taş | Yerel Gündem
ANKARA, TÜRKİYE — AKP, kuruluşunun 25. yılında Türkiye'nin en uzun soluklu iktidar deneyimlerinden birini sürdürürken, 2001'deki ekonomik ve siyasi vaatlerinden bugünkü “yerli ve milli” çizgiye uzanan dönüşümüyle tartışılıyor.
DW Türkçe'de Gülsen Solaker imzasıyla yayımlanan analizde, AKP'nin kuruluşundan bugüne yaşadığı ideolojik ve yapısal değişim ile 2028'e uzanan siyasi yol haritası, partinin kuruluş yıllarında görev yapan siyaset bilimci ve kamuoyu araştırmacısı İbrahim Uslu'nun değerlendirmeleri üzerinden ele alındı.
2001 ekonomik krizinin ardından doğdu
AKP, Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Bülent Arınç'ın öncülüğünde 14 Ağustos 2001'de kuruldu.
Partinin kuruluşu, Türkiye'nin ağır bir ekonomik kriz yaşadığı dönemin hemen sonrasına denk geldi.
DW Türkçe'nin aktardığına göre dönemin Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş tarafından IMF ve Dünya Bankasının desteğiyle uygulamaya konulan “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı”; bankacılık sisteminin yeniden düzenlenmesi ve Merkez Bankasının özerkliğinin güçlendirilmesi gibi adımlar içeriyordu.
AKP, 3 Kasım 2002 genel seçiminde yüzde 34,28 oy alarak tek başına iktidara geldi ve ekonomi alanında devraldığı çerçeveyi büyük ölçüde sürdürdü.
Aynı seçim, Türkiye'nin merkez sağ siyasetinde de önemli bir kırılmaya sahne oldu. ANAP ve Doğru Yol Partisi yüzde 10 seçim barajını aşamayarak Meclis dışında kaldı. AKP ise ortaya çıkan merkez sağ seçmen boşluğunun önemli bölümünü doldurdu.
Parti daha sonraki bütün genel seçimlerden birinci çıktı. Oy oranı 2007'de yüzde 46,6, 2011'de ise yüzde 49,8 seviyesine ulaştı.
Haziran 2015 seçiminde ilk kez tek başına hükümet kuracak çoğunluğu kaybetmesine rağmen, aynı yıl kasım ayında yapılan erken seçimde yüzde 49,5 oyla yeniden tek başına iktidar oldu.
Uslu: Kuruluş döneminde neoliberal bir partiydi
AKP'nin kuruluş yıllarında parti için çalışan siyaset bilimci ve kamuoyu araştırmacısı İbrahim Uslu, DW Türkçe'ye yaptığı değerlendirmede AKP'nin ilk siyasi kimliğini dönemin uluslararası konjonktürüyle ilişkilendiriyor.
Uslu'ya göre parti, 2001'de o dönemin küresel siyasi ve ekonomik eğilimleriyle uyumlu bir neoliberal siyasi hareket olarak ortaya çıktı.
Uslu, AKP'nin vatandaşlara sunduğu ekonomik ve siyasi vaatlerin de bu çerçeve içerisinde şekillendiğini ve partinin yaklaşık 2013'e kadar bu politikaları büyük ölçüde sürdürdüğünü savunuyor.
2002-2013 arasındaki dönemde Avrupa Birliği reformları, IMF programının tamamlanması, ekonomik büyüme, bankacılık düzenlemeleri ve “muhafazakâr demokrasi” söylemi öne çıktı.
AKP aynı zamanda askerî vesayet karşısında sivil siyasetin güçlendirilmesini savundu ve bu söylem üzerinden muhafazakâr seçmenlerin yanı sıra bazı liberal çevrelerden de destek aldı.
Uslu, Türkiye siyasetinin geçmişte de küresel siyasi eğilimlerle paralel hareket ettiğini belirtiyor. 1980'lerin liberal ekonomik dönüşümünün Turgut Özal dönemine yansımasını örnek gösteren Uslu, AKP'yi de 2000'lerin başındaki uluslararası neoliberal yükselişin Türkiye'deki siyasi karşılıklarından biri olarak değerlendiriyor.
Ergenekon ve Balyoz süreçleri tartışmalı bir miras bıraktı
AKP'nin ilk iktidar dönemindeki önemli siyasi ve hukuki gelişmeler arasında Ergenekon ve Balyoz davaları da bulunuyor.
2007'de başlayan Ergenekon ve 2010'da açılan Balyoz davalarında çok sayıda asker, darbe hazırlığı veya gizli örgüt yapılanmasına ilişkin suçlamalarla yargılandı ve çeşitli hapis cezalarına mahkûm edildi.
Ancak ilerleyen yıllarda bu davalar ciddi biçimde tartışmalı hale geldi.
DW Türkçe'nin analizinde, Anayasa Mahkemesinin 2014 yılında Balyoz sanıklarının haklarının ihlal edildiğine karar verdiği, sonraki yargı süreçlerinde ise bazı delillerin sahte olduğuna yönelik değerlendirmeler sonucunda birçok hükmün bozulduğu hatırlatıldı.
İbrahim Uslu, AKP'nin ilk dönem siyasi çizgisindeki daha temel kırılmanın ise 2008 küresel ekonomik krizinden sonra başladığı görüşünde.
Uslu'ya göre neoliberal modelin dünya çapında sorgulanmaya başlanması, yalnız Türkiye'de değil birçok ülkede siyasi yapıları dönüştürdü.
Gezi, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz sonrası yeni dönem
AKP'nin siyasi kimliğinin dönüşümünde 2013 sonrasındaki gelişmeler önemli yer tuttu.
Gezi Parkı protestoları, 17-25 Aralık soruşturmaları, 2015'te birkaç ay arayla yapılan iki genel seçim ve 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi sonrasında ilan edilen olağanüstü hal dönemi, güvenlik ve merkezi yönetim söyleminin daha fazla öne çıkmasına yol açtı.
İbrahim Uslu, AKP'nin neoliberal bir parti olarak başladığı siyasi hayatında zaman içerisinde popülist, daha otoriter ve önceki kimliğinden oldukça farklı bir yapıya dönüştüğünü savunuyor.
İktidar kanadı ise bu değişimi bir “savrulma” olarak tanımlamıyor.
AKP cephesinde dönüşüm; güçlü devlet, yerli ve milli siyaset ve Türkiye Yüzyılı kavramlarıyla açıklanıyor.
16 Nisan 2017 referandumunda yüzde 51,4 “evet” oyuyla Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçiş kabul edildi.
AKP'nin MHP ile kurduğu Cumhur İttifakı da sonraki dönemin yeni siyasi yapısının temel unsurlarından biri haline geldi.
Uslu, AKP'nin yeni bir siyasi kimliğe dönüşebilmesini partinin “en büyük inovasyonu” olarak değerlendiriyor. Ona göre Avrupa'da mevcut partilerin zayıflaması üzerine yeni siyasi hareketler kurulurken, Türkiye'de AKP kendi kadrolarını, söylemini ve politika setini değiştirerek ortaya çıkan siyasi alanı doldurdu.
Yeni süreç AKP'yi kuruluş ayarlarına döndürür mü?
DW Türkçe'nin analizinde AKP'nin geleceği açısından ele alınan önemli konulardan biri de devam eden yeni süreç.
10 Ağustos'ta TBMM'de 467 oyla kabul edilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun”, sürecin hukuki zeminlerinden biri olarak gösteriliyor.
Düzenlemelerin uygulanması için PKK'nın silah bırakmasının güvenlik kurumları ve Milli Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilmesi şartı bulunuyor.
İbrahim Uslu ise mevcut sürecin AKP'yi kuruluş yıllarındaki demokratikleşme politikalarına geri götüreceği görüşüne katılmıyor.
Uslu, hükümetin meseleyi başından itibaren “Kürt sorunu” değil, “terör sorunu” olarak tanımladığını belirtiyor.
PKK mensuplarına yönelik bazı hukuki düzenlemeler veya Abdullah Öcalan'ın koşullarındaki değişikliklerin tek başına demokratikleşme olarak tanımlanamayacağını savunan Uslu, AKP'nin kuruluş ayarlarına dönmesinin bugünkü siyasi kimliği açısından mümkün görünmediğini düşünüyor.
Uslu'ya göre iktidar, bu süreci aynı zamanda seçimlerde kullanılabilecek yeni bir başarı anlatısına dönüştürmek isteyebilir: yaklaşık 40 yıldır devam eden bir güvenlik meselesini çözen iktidar görüntüsü, ekonomik başarı hikâyesinin zayıfladığı bir dönemde yeni bir siyasi söylem oluşturabilir.
2024 yerel seçimleri AKP için önemli bir kırılma oldu
AKP'nin seçim performansındaki en önemli değişikliklerden biri 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde yaşandı.
Parti, 22 yıl sonra ilk kez ülke genelinde ikinci sıraya geriledi.
CHP, Ekrem İmamoğlu ile İstanbul'u ve Mansur Yavaş ile Ankara'yı yeniden kazanırken ülke genelindeki oy oranında da birinci parti oldu.
Buna rağmen AKP, üye sayısı bakımından Türkiye'nin en büyük siyasi partisi olma konumunu koruyor.
DW Türkçe'nin aktardığı Yargıtay verilerine göre partinin üye sayısı Temmuz 2026 itibarıyla 11,7 milyonun üzerinde bulunuyor.
Bu tablo, AKP'nin bir taraftan ciddi bir örgütsel büyüklüğü koruduğunu, diğer taraftan seçimlerde özellikle yerel düzeyde geçmiş dönemlere kıyasla daha rekabetçi bir siyasi ortamla karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
2028'e giderken Erdoğan faktörü belirleyici olacak
AKP'nin bundan sonraki siyasi yolculuğunda en önemli sorulardan biri 2028'de yapılabilecek Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri olacak.
Siyasette tartışılan başlıklardan biri de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kişisel oyunun AKP'nin parti oyundan daha yüksek olup olmadığı.
İbrahim Uslu, iktidarın mevcut sistemi kökten değiştirecek yeni bir anayasa girişimine ihtiyaç duymayabileceğini düşünüyor.
Uslu, yeni süreçle ilgili yasal düzenlemelerde dahi siyasi uzlaşmanın uzun zaman almasına dikkat çekerek, kapsamlı bir anayasa değişikliği için gerekli siyasi çoğunluğun oluşturulmasının Cumhur İttifakı içerisindeki dengeler ve milliyetçi partilerin tutumu nedeniyle kolay olmayacağı görüşünde.
Bu nedenle mevcut siyasi sistemin iktidara seçim rekabetinde yeterli avantaj sağladığını savunuyor.
AKP'nin kuruluşundan 25 yıl sonra önündeki temel mesele artık yalnız geçmişteki seçim zaferleri değil.
Partinin 2001'deki ekonomik ve siyasi kimliğinden bugünkü güçlü devlet, Cumhur İttifakı ve “yerli ve milli” siyaset eksenindeki yapısına geçişini nasıl sürdüreceği; 2024'te aldığı seçim mesajına nasıl cevap vereceği ve Erdoğan sonrası veya Erdoğan'la birlikte yeni dönemi nasıl şekillendireceği, önümüzdeki yıllarda Türk siyasetinin temel tartışmaları arasında olmaya devam edecek.
YerelGundem.com
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)