Mansur Yavaş’tan CHP’ye sessiz mesaj mı? Erdoğan görüşmesi ne anlatıyor?

Mansur Yavaş’ın Erdoğan ile Ankara yatırımlarını görüşmesi, parti içi çekişmeler yerine belediye sorumluluğunu öne çıkaran siyasi tutumuyla dikkat çekti.

10.09.2026 - 23:28
0
Mansur Yavaş’tan CHP’ye sessiz mesaj mı? Erdoğan görüşmesi ne anlatıyor?

Yusuf İnan / Yerel Gündem

Gazeteci, Yazar |Siyasi & Stratejik Analist

ANKARA, TÜRKİYE — Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesi üzerinden yeni bir siyasi tartışma üretmek yerine, belediye başkanının Ankara’nın sorunlarını çözmek için devletin ilgili makamlarıyla görüşmesini normal karşılamak gerekir.

Benim açımdan asıl soru şu: Mansur Yavaş ne yapmalıydı? CHP içerisindeki bitmek bilmeyen iktidar ve pozisyon tartışmalarının tarafı olup Ankara’yı da bu kavganın içine mi sürüklemeliydi, yoksa kendisine oy veren milyonlarca Ankaralının sorunları için Cumhurbaşkanı ile görüşmeli miydi?

Yavaş ikinci yolu seçti. Bana göre de doğru olanı yaptı.

Görüşmenin gündemi Ankara’ydı

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Mansur Yavaş’ın 9 Eylül’de Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirdiği görüşme basına kapalı yapıldı. Yavaş daha sonra görüşmenin içeriğini açıklayarak başta metro yatırımları olmak üzere Ankara’nın devam eden ve planlanan projelerinin ele alındığını söyledi. Kredi ve onay süreçleri ile büyük fuar alanı gibi konular da gündemdeydi.

Buradaki önemli nokta şudur: Büyükşehir belediyeleri merkezi idareden tamamen bağımsız yapılar değildir. Büyük ulaşım yatırımları, dış finansman, bazı kredi süreçleri, yatırım programları ve merkezi kurumların onayını gerektiren projelerde belediye ile merkezi yönetimin konuşması gerekir.

Nitekim Yavaş bunu son derece açık ifade etti. Başkanlık sistemi nedeniyle bazı büyük yatırımlarda merkezi idarenin desteğine ihtiyaç duyulduğunu söyleyerek, Ankara’nın bir problemi için Cumhurbaşkanı ile görüşmesi gerekiyorsa bunu yine yapacağını belirtti.

Bir belediye başkanından beklenen de budur.

CHP’nin kayıkçı kavgasına Yavaş neden taraf olmak zorunda?

Türkiye’de siyaset zaman zaman öyle bir noktaya geliyor ki parti içindeki mücadele, milletin gerçek sorunlarının önüne geçiyor.

Kim genel başkan olacak? Kim kimin yanında duracak? Kim hangi gruba yakın? Bir belediye başkanı hangi fotoğrafa girdi? Kimin toplantısına katıldı, kimin toplantısına katılmadı?

Vatandaşın gündemi ise başka.

Trafik var. Metro var. Su var. Ulaşım var. Kredi var. Konut var. Altyapı var. Hayat pahalılığı var.

Mansur Yavaş’ın görevi parti genel merkezindeki her siyasi tartışmanın tarafı olmak değil; Ankara’yı yönetmek.

Yavaş’ın Erdoğan ile görüşmesinin CHP’nin kuruluş yıl dönümü programlarıyla aynı döneme denk gelmesi doğal olarak siyasi yorumlara yol açtı. Ancak görüşmeden gizli bir siyasi pazarlık sonucu çıkarmak için şu anda somut bir veri bulunmuyor. Üstelik Yavaş, hem Kemal Kılıçdaroğlu’nun hem Özgür Özel’in görüşmeden önceden haberdar olduğunu açıkladı. Özel de Yavaş’ın randevu talebinden kendisini haberdar ettiğini ve görüşmeden rahatsız olmadığını söyledi.

O halde kavga neden?

Burada siyaset yerine semboller üzerinden üretilen bir tartışma görüyorum.

Kılıçdaroğlu nasıl geldi, Özgür Özel hangi kadronun içindeydi?

CHP’de bugün yaşanan tartışmaları değerlendirirken yakın siyasi tarihi de unutmamak gerekir.

TBMM kayıtlarına göre Deniz Baykal, 10 Mayıs 2010’da CHP Genel Başkanlığı görevinden istifa etti. Ardından yapılan 33. Olağan Kurultay’da Kemal Kılıçdaroğlu tek genel başkan adayı olarak yarıştı ve 22 Mayıs 2010’da CHP Genel Başkanı seçildi.

Dolayısıyla Kılıçdaroğlu’nun liderliğe gelişi sıradan bir parti içi seçim takviminin sonunda değil, CHP açısından olağanüstü bir siyasi krizin hemen sonrasında gerçekleşti.

Özgür Özel’i de Kılıçdaroğlu döneminden bağımsız bir siyasetçi gibi değerlendirmek tarihsel olarak doğru değildir. Özel, 2015’te Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplanan CHP Meclis Grubu tarafından grup başkanvekilliğine seçildi ve sonraki yıllarda CHP’nin Meclis yönetiminde önemli görevler üstlendi. 2023’te de CHP Grup Başkanı oldu.

Bu nedenle “eski CHP gitti, tamamen başka bir kadro geldi” söylemine mesafeli bakıyorum. İsimler ve ittifaklar değişebilir; fakat kadrolar arasında ciddi bir siyasi süreklilik vardır.

İzmir deneyiminin bende bıraktığı soru işareti

Ben CHP belediyeciliğini yalnız televizyon ekranlarından değerlendiren biri değilim. İzmir’de yaşadığım dönemlerde yerel yönetim pratiğini yakından gözlemleme imkânım oldu.

O deneyimin bende bıraktığı kanaat olumlu değil.

Bu elbette benim gazeteci ve vatandaş olarak kişisel değerlendirmemdir. Fakat Türkiye’yi yönetmeye talip olan bir siyasi hareketin önce yönettiği şehirlerde ulaşım, altyapı, şehir planlaması, kamu kaynaklarının etkin kullanımı, hizmet kalitesi ve vatandaş memnuniyeti konusunda ikna edici bir yönetim modeli ortaya koyması gerektiğine inanıyorum.

Bir partiye Türkiye’nin yönetimini teslim etmeden önce sorulması gereken soru çok basittir:

Elindeki belediyeleri nasıl yönetiyor?

Ben İzmir’de gördüğüm yönetim pratiğinden hareketle CHP’nin mevcut kadro ve yönetim kültürünün Türkiye’nin yapısal sorunlarını çözebilecek kapasiteyi ortaya koyduğuna ikna olmuş değilim.

Bu değerlendirme CHP seçmenine yönelik bir suçlama değildir. Seçmenin tercihi demokratik hakkıdır. Benim eleştirim parti yönetimi, siyasi kadrolar ve yönetim anlayışınadır.

Parti içi demokrasi sloganla değil davranışla ölçülür

CHP’nin demokrasi söylemi de kendi içindeki güç mücadelelerinden bağımsız değerlendirilemez.

Türkiye’nin yakın siyasi tarihinde CHP içerisindeki liderlik krizleri, hizip mücadeleleri, olağanüstü kurultay tartışmaları ve birbirini tasfiye etmeye çalışan siyasi bloklar defalarca gündeme geldi.

Bir siyasi parti iktidara talipse önce kendi içerisinde kurumsal güven, hukuk, liyakat ve öngörülebilirlik üretmek zorundadır.

Demokrasi yalnızca iktidarı eleştirmek değildir.

Demokrasi aynı zamanda kendi partinizde farklı düşünenlere tahammül gösterebilmek, belediye başkanlarını hiziplerin tarafı olmaya zorlamamak ve kamu hizmetini parti içi mücadeleden ayırabilmektir.

Mansur Yavaş’ın bugün yaptığı tam da bu açıdan önemlidir.

Erdoğan ile görüşmek siyasi teslimiyet değildir

Bir muhalefet belediye başkanının Cumhurbaşkanı ile görüşmesini “taraf değiştirmek” olarak okumak demokratik devlet anlayışı açısından problemli bir yaklaşımdır.

Cumhurbaşkanı yalnızca AK Parti Genel Başkanı değildir; aynı zamanda devletin yürütme organının başıdır. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı da yalnızca CHP’li bir siyasetçi değildir; altı milyona yaklaşan nüfusa hizmet vermekle sorumlu seçilmiş yerel yöneticidir.

Bu iki makamın Ankara’nın metro hatlarını, kredilerini, yatırımlarını ve merkezi idarenin kararını gerektiren projelerini konuşması olağan olmalıdır.

Eleştirenlerin, görüşmenin zamanlamasını ve oluşturduğu siyasi görüntüyü sorgulaması elbette mümkündür. Muhalefet seçmeninin Cumhurbaşkanı ile yapılan bir görüşmeden siyasi anlam çıkarması da anlaşılabilir.

Ancak mevcut bilgiler bunun ötesine gitmiyor.

Yavaş’ın açıklamasına göre görüşmenin gündemi Ankara’ydı; Özel de görüşmeden önceden haberdar olduğunu ve herhangi bir problem görmediğini açıkladı.

O zaman belediye başkanının görevini yapmasını siyasi sadakat testine çevirmek doğru değildir.

Mansur Yavaş’ın mesajı aslında çok açık

Yavaş’ın açıklamasında özellikle dikkatimi çeken bir başka bölüm var. Kendisinin görevinin “siyasi dedikoduların peşinden gitmek” değil Ankara’nın sorunlarını çözmek olduğunu söyledi; ayrıca mevcut siyasi gerilimde taraf olmayı doğru bulmadığını ve sağduyuyu korumak istediğini ifade etti.

Ben bunun siyasi tercümesini şöyle okuyorum:

Parti içindeki kişisel iktidar ve koltuk mücadelenizi kendiniz yürütün; Ankara’yı ve beni bu mücadelenin aracı haline getirmeyin.

Bu, Yavaş’ın birebir söylediği bir cümle değil; benim onun tutumundan çıkardığım siyasi sonuçtur.

Ve bence doğru bir stratejidir.

Türkiye zaten yeterince kutuplaştı. Belediyelerin merkezi yönetimle kavga ederek hizmet üretemez hale gelmesinden vatandaşın hiçbir kazancı yoktur.

Mansur Yavaş Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşerek CHP’ye ihanet etmiş değildir. Ankara’nın belediye başkanı olarak Ankara’nın sorunlarını devletin Cumhurbaşkanı ile görüşmüştür.

Ne yapmalıydı?

CHP içerisindeki yeni bir kayıkçı kavgasının sandalına binip Ankara’yı da o kavganın ortasına mı sürüklemeliydi?

Bana göre hayır.

Mansur Yavaş’ın yapması gereken, bugün yaptığı gibi Ankara’yı merkeze almak, devlet kurumlarıyla konuşmak, sonuç üretmek ve parti içi hesaplaşmaların belediyeciliği esir almasına izin vermemektir.

CHP’nin mevcut kadrolarının Türkiye’nin temel sorunlarına çözüm üretebilecek bir siyasi ve idari kapasite ortaya koyup koyamadığı ayrıca tartışılmalıdır. Benim bugüne kadarki gözlemlerim bu konuda iyimser olmam için yeterli değil.

Ancak Mansur Yavaş özelinde bugün söylenecek cümle nettir:

Doğrusunu yaptı. Ankara’nın sorunlarını konuşması gereken makamla görüştü ve parti içindeki kayıkçı kavgasının Ankara’nın yönetiminin önüne geçmesine izin vermedi.

Yusuf İnan

YerelGundem.com

Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. 

UAPresa.comWiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com, SiyasetinSesi.com ve Yerelgundem.com  Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.

Tepkin Ne?

Harika Harika 0
Kötü Kötü 0
Sevdim Sevdim 0
Komik Komik 0
Şaşırdım Şaşırdım 0
Üzücü Üzücü 0
Kızdım Kızdım 0
Yusuf İnan

Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. UAPresa.com, WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve YerelGundem.com'da Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yapmaktadır. Türkiye siyaseti, dış politika, uluslararası ilişkiler ve güvenlik başta olmak üzere güncel gelişmeler üzerine haber, yorum ve analizler kaleme almaktadır.

Yorumlar (0)

User