Kılıçdaroğlu önce kendi arınmalı, benden ve gazetemden özür dilemeli
Yusuf İnan, Kemal Kılıçdaroğlu’nun arınma çağrısına geçmişte Yerel Gündem’e uygulanan baskı ve hukuki süreçler üzerinden cevap verdi.

Yusuf İnan
Gazeteci, Yazar |Siyasi & Stratejik Analist
Kemal Kılıçdaroğlu bugün CHP’de “arınma” diyorsa, önce geçmişte susturulmak istenen gazetecilerle, ambargo uygulanan yerel basınla ve mağdur ettiği ailelerle yüzleşmelidir.
Bu yazı bir haber değil, yaşanmış, belgeli, tanıklı ve hukuki süreçlerden geçmiş bir hesaplaşma yazısıdır. Çünkü bugün CHP’nin seçilmiş yöneticilerine, teşkilatlarına ve muhaliflerine “arınma” çağrısı yapan Kemal Kılıçdaroğlu’nun, önce kendi geçmişindeki siyasi ve ahlaki sorulara cevap vermesi gerekir.
Benim sorum açık:
Sayın Kılıçdaroğlu, Yusuf İnan ve yerelgundem.com size ne yapmıştı ki bizi CHP düşmanı ilan ettiniz, reklam sopasıyla terbiye etmeye kalktınız ve hakkımızda adeta bir siyasi ambargo düzeni oluşmasına göz yumdunuz?
Arınma çağrısı yapan önce kendisine bakmalı
Bugün Kılıçdaroğlu “arınma” vurgusu yapıyor. CHP’nin seçilmiş yöneticilerini, belediye başkanlarını, teşkilatlarını ve kendisine karşı duran kadroları hedef alırken, kendisini temiz ve sorgulanamaz bir yerde konumlandırıyor.
Peki gerçekten öyle mi?
Yerel Gündem gazetesi ve yerelgundem.com, yıllar önce İzmir’deki CHP’li bazı belediye başkanları ve parti yöneticileri hakkında bugün çok daha görünür hale gelen hukuki ve siyasi sorunları yazıyordu. Biz o gün bu meseleleri haberleştirirken kimseyi hedef almıyorduk. Gazetecilik yapıyorduk.
O dönemde İzmir’deki bazı dosyalar, yolsuzluk iddiaları, yerel ilişkiler ve parti içi güç ağları konuşuluyordu. Biz de her gazetecinin yapması gerektiği gibi karşı görüş istiyor, belge arıyor, savcılığa yansıyan iddiaları araştırıyorduk.
Ama bu gazetecilik faaliyeti, CHP içindeki bazı çevreler tarafından düşmanlık gibi görüldü.
Cuma namazındayken gelen telefon
Bir gün Kemal Kılıçdaroğlu beni telefonla aradı. Cuma namazında olduğum için telefonu açamadım. Namaz çıkışında dönemin CHP Genel Sekreteri Adnan Keskin aradı.
Bana, “Yusuf Bey, sizi Sayın Genel Başkan aradı ama telefonu açmadınız. O nedenle ben arıyorum” dedi.
Ben de kendisine, “Kusura bakmayın, cuma namazındaydım. O nedenle telefonu açamadım. Yoksa telefonu açmamak gibi bir saygısızlığı CHP Genel Başkanı’na değil, sıradan bir insana bile yapmam” diye cevap verdim.
Peki CHP Genel Başkanı beni neden aramıştı?
Çünkü CHP İzmir İl Başkanı hakkında İzmir Cumhuriyet Savcılığı’na yolsuzluk ve çete iddiasıyla bir hâkim tarafından suç duyurusunda bulunulmuştu. Ben de bu haberi yapmadan önce gazetecilik ilkesi gereği CHP İzmir İl Başkanlığı’na ve CHP Genel Merkezi’ne faks çekerek karşı görüş istemiştim.
Kılıçdaroğlu’nun aramasının sebebi buydu.
Reklam teklifi ve haberin yazılmaması talebi
Adnan Keskin bana, il başkanının beni ziyaret edeceğini, gerekli her şeyi yapacağını söyledi. Haberi yazmamamı istedi.
Ardından CHP İzmir İl Başkanı geldi. Uzun yıllardır CHP tarafından ambargolu olan Yerel Gündem gazetesi ve yerelgundem.com için reklam teklifinde bulundu.
Biz bu teklifi kabul etmedik. Çünkü mesele reklam meselesi değildi. Mesele, kamuoyunu ilgilendiren bir iddiaydı. Bir hâkimin savcılığa yaptığı suç duyurusu vardı. Biz gazetecilik yapıyorduk.
Reklam karşılığında haberin yazılmamasını kabul etmedik ve haberi araştırmaya başladık.
İşte o andan sonra başıma gelenler, bugün “arınma” diyenlerin geçmişte nasıl bir güç kullandığını göstermesi bakımından önemlidir.
Vergi dairesi ve savcılık baskısı
Kısa süre içinde İzmir Vergi Dairesi’nden arandım. AK Parti iktidarında, AK Parti’nin kurucusu olmuş bir gazeteci olarak beni İzmir Vergi Dairesi’nden arıyorlar ve “Defterleri derhal alın, gelin” diyorlardı.
Ben de defterlerin tertemiz olduğunu, zaten reklam girişi ve çıkışı bulunmadığını söyledim.
Hemen ardından Karşıyaka Basın Savcısı E.B. aradı. Derhal savcılığa gelmemizi istedi. Arka arkaya sistem üzerinden cep telefonumuza “derhal savcılığa gelin” anlamında mesajlar gönderildi.
Burada sormak zorundayım:
CHP’nin o dönemde İzmir’deki yerel güç ağı nasıl bir etkiye sahipti ki, bir haber araştırması başladığında önce reklam teklifi, ardından vergi dairesi ve savcılık süreci peş peşe devreye girebiliyordu?
Avukatım M.H.A. bu sürecin şahididir.
Karşıyaka Adliyesi’ne gitmeden önce haberi yazdım ve yayına verdim. Çünkü gazetecilik refleksim bana bunu gerektiriyordu.
Savcı beyin daha sonra söylediği söz hâlâ kulaklarımda:
“Ben haberi yazarak suç işlemeyin diye size mesaj attım, acil çağırdım. Şimdi haberi yazdınız, artık gerek kalmadı.”
Bu anlattıklarım abartı değildir. Bu sürecin tanığı vardır, avukatı vardır, dosyası vardır.
Bir haber, iki yargılama: Biri mahkûmiyet, biri beraat
Ben bir haber yazdım. Bir haber için iki kez yargılandım.
Haber bir taneydi, yargılama iki taneydi.
Bir dosyada mahkûm edildim, diğer dosyada beraat ettim. Hakim aynıydı, savcı aynıydı, mahkeme aynıydı, avukatlar aynıydı.
Böyle bir tabloyu nasıl izah edeceğiz?
Aynı haber, aynı mahkeme, aynı yargı aktörleri; bir tarafta mahkûmiyet, diğer tarafta beraat.
Ben bu süreci hayatım boyunca unutmadım. Çünkü bu sadece bir gazetecinin yargılanması değildi. Bu, bir yerel gazetenin susturulmak istenmesiydi. Bu, yerel basına “sınırını bil” denmesiydi.
Bugün Kılıçdaroğlu arınma diyorsa, önce bu süreçlerin nasıl yaşandığını hatırlamalıdır.
FETÖ tartışması, CHP ve geçmişin gölgeleri
Türkiye uzun yıllar FETÖ’yü tartıştı. Bu süreçte herkesin geçmişi, ilişkileri, temasları, duruşu sorgulandı.
Benim geçmişim açıktır. Feza Gazetecilik, Zaman Gazetesi ve Ekrem Dumanlı benim müttefiklerim değil, hukuki hasımlarımdı. Bana dava açtılar. Yerel mahkeme davayı reddetti. Yargıtay da ret kararını onadı.
Yani benim FETÖ bağlantısı gibi ima ve karalamalarla anılmam, resmi mahkeme belgeleriyle çelişen bir durumdur.
Buna karşılık benim yıllar önce haberleştirdiğim bazı CHP yerel aktörlerinin FETÖ’ye yakın yapılarla ilişkileri, o dönem yeterince sorgulanmadı. İzmir’de bazı dosyalar açılmadı, bazı iddialar görmezden gelindi, bazı siyasi koruma kalkanları işledi.
Bugün CHP’li belediye başkanları ve yöneticiler hakkında soruşturmalar, tutuklamalar ve dosyalar konuşuluyorsa, ben buna şaşırmıyorum.
Çünkü bugün konuşulanların bir kısmı o gün de konuşuluyordu. Hatta bana göre o gün çok daha vahim dosyalar vardı. Ama o dönem İzmir’de yargı harekete geçmiyordu.
Villa haberinin intikamı çocuklardan alındı
İkinci büyük kırılma ise Kılıçdaroğlu’nun Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın villası iddiaları üzerinden siyaset yaptığı dönemde yaşandı.
O dönem Kılıçdaroğlu son derece sert, ajitasyon içeren açıklamalar yapıyordu. CHP içindeki bir kaynağım, Kılıçdaroğlu’nun da villa yaptırdığını söyledi. Bana iki ayrı kooperatif ismi ve fotoğraflar verildi.
Ben de bunu haberleştirdim.
Benim kanaatim şudur: Kılıçdaroğlu ve CHP çevresi, o haberin intikamını benden değil, ailemden, çocuklarımdan aldı.
Çünkü bir gazeteciyi susturmanın en ağır yolu, onu yalnız bırakmak, ekonomik ambargoya mahkûm etmek, yargı süreçleriyle yıpratmak ve ailesini de bu baskının içine sürüklemektir.
Ben yıllarca bunun bedelini ödedim. Çocuklarım babasız kaldı. Ailem parçalandı. Hukuki mücadeleler, göç dosyaları, aile hayatı hakkı, çocuklarımla ayrı kalma meselesi hayatımın merkezine oturdu.
Kimsenin çocuğunun babasız kalmasını istemem. Ama şunu da söylemek zorundayım: İnsan, başkasına yaşattığını bir gün kendisi de yaşamadan bu dünyadan gitmiyor.
Etme bulma dünyasıdır bu.
Bugün birbirlerine düştüler
Bugün CHP’nin içine düştüğü tabloya bakın.
Bir zamanlar yerel basına, gazetecilere, farklı düşünenlere karşı güçlü görünen yapı şimdi kendi içinde kavga ediyor. Birbirlerine düşman gibi davranıyorlar. Koltuk için birbirlerini eziyorlar. İl binalarında gerilim yaşanıyor, kapılar kırılıyor, partililer birbirlerine karşı saf tutuyor.
Daha önce de böyleydiler. Ama bugün çok daha vahim bir şekilde bu tablo kamuoyunun önünde yaşanıyor.
Kılıçdaroğlu bugün “arınma” diyorsa, önce kendi döneminde kimlerin korunduğunu, kimlerin susturulduğunu, hangi gazetecilerin ambargoya alındığını, hangi haberlerin reklam sopasıyla engellenmek istendiğini açıklamalıdır.
Kılıçdaroğlu samimiyse özür dilemeli
Benim çağrım nettir.
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, gerçekten arınmadan söz ediyorsanız, önce kendi geçmişinizle yüzleşin.
Yusuf İnan’dan özür dileyin.
Yerel Gündem gazetesinden ve yerelgundem.com’dan özür dileyin.
Yıllardır uygulanan reklam ambargosunun hesabını verin.
CHP’li belediyelerin ve yerel yönetimlerin yerel basına karşı adil davranmasını sağlayın. 26 yıldır ambargo uygulanan yerelgundem.com reklamları adil şekilde serbest bırakılmalıdır.
Benim istediğim ayrıcalık değil. Benim istediğim sadece adalet.
Gazeteci haber yaptığı için düşman ilan edilmemeli. Yerel gazete, reklam sopasıyla terbiye edilmeye çalışılmamalı. Bir haber yüzünden gazetecinin ailesi, çocukları, hayatı, işi ve geleceği hedef alınmamalı.
Kılıçdaroğlu gerçekten arınma istiyorsa, önce kendi kapısının önünü süpürmelidir.
Çünkü arınma, rakiplerini tasfiye etmekle değil; geçmişte haksızlık yaptıklarınla yüzleşmekle başlar.
Yusuf İnan
Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. UAPresa.com, WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)