Siyasi partilerde bağış ve şatafat tartışması: Yasal olan etik mi?
YENİ Parti’nin bağış kampanyası, genel merkez ve VIP araç tartışmaları üzerinden siyasi finansmanın yasal sınırları ile etik ölçüleri incelendi.
AHMET TAŞ | YEREL GÜNDEM
ANKARA / TÜRKİYE — YENİ Parti’nin 24 saatte açıkladığı 113,8 milyon liralık bağış ile genel merkez ve araç tartışmaları, siyasi finansmanda hukuki sınır ile etik sorumluluk arasındaki farkı gündeme taşıdı.
Toplanan paranın yüksekliği tek başına hukuka aykırılık göstermiyor. Asıl sorular; bağışların kimlerden geldiği, büyük bağışçıların ağırlığı, harcamaların hangi ihtiyaçlara göre yapıldığı ve parti yönetiminin savunduğu halkçılık ile kullandığı kaynaklar arasında tutarlılık bulunup bulunmadığı noktasında yoğunlaşıyor.
Bağışın yasal sınırı ne kadar?
2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’na göre bir gerçek kişi veya bağış yapmasına izin verilen bir tüzel kişi, aynı siyasi partiye bir takvim yılında belirlenen üst sınıra kadar ayni ve nakdî yardım yapabiliyor. Yeniden değerleme sonrasında 2026 yılı sınırı 634 bin 210 lira 94 kuruş olarak uygulanıyor. Bu tutar her bağışçı ve her siyasi parti bakımından ayrı değerlendiriliyor.
Kamu kurumları, belediyeler, kamu iktisadi teşebbüsleri ve kamu ağırlıklı bazı kuruluşlar siyasi partilere bağış yapamıyor. Yabancı devletler, uluslararası kuruluşlar, yabancı kişiler ve yabancı tüzel kişilerden yardım kabul edilmesi de yasak. Gelirin parti tüzel kişiliği adına alınması ve bağışçının kimlik bilgilerinin parti kayıtlarına geçirilmesi gerekiyor.
Bu sınır gerekli, ancak tek başına yeterli değil. Bir şirketin yasal sınıra kadar bağış yapması hukuken mümkün olabilir; fakat bağışçı şirketin parti iktidara geldiğinde ihale, imar kararı veya başka bir kamu avantajı beklemesi ciddi bir etik risk doğurur. Aynı ekonomik grubun farklı şirketleri üzerinden yapılabilecek bağışlarda gerçek faydalanıcının görünür olmaması da sınırın koruyucu etkisini zayıflatabilir.
113,8 milyon lira tek başına usulsüzlük göstergesi değil
YENİ Parti yönetimi, kampanyanın ilk 24 saatinde 31 bin 934 kişinin toplam 113 milyon 841 bin 910 lira bağış yaptığını açıkladı. Açıklanan rakamlar esas alındığında kişi başına ortalama bağış yaklaşık 3 bin 565 liraya karşılık geliyor. Dolayısıyla toplam tutarın yüksekliği, tek başına kişi başı yasal sınırın aşıldığını göstermiyor.
Bununla birlikte ortalama değer, bağışların dağılımını göstermez. On binlerce küçük ödeme yanında üst sınıra yakın yüzlerce bağış bulunup bulunmadığı, paranın ne kadarının gerçek kişilerden ve ne kadarının şirketlerden geldiği bilinmeden kampanyanın mali yapısı tam olarak değerlendirilemez.
Açıklanan 113,8 milyon lira şimdilik parti yönetiminin beyanına dayanıyor. Parti, bağışlara ilişkin bilgileri şeffaf biçimde paylaşmayı sürdüreceğini bildirdi; ancak bağış dilimleri, tüzel kişi oranları veya bağımsız denetim sonucu henüz kamuoyuna sunulmadı.
Halktan destek isteyen bir partinin yalnızca “kaç lira topladığını” değil; bağışların yüzde kaçının 1.000 liranın altında olduğunu, kaç ödemenin yasal sınırın yarısını geçtiğini, tüzel kişi bağışlarının toplam içindeki payını ve uygun olmayan ödemelerin iade edilip edilmediğini de açıklaması daha güçlü bir güven oluşturur.
Asıl eksik gerçek zamanlı şeffaflık
Siyasi partilerin gelir ve giderleri Anayasa Mahkemesinin mali denetimine tabi. Partiler yıllık kesin hesaplarını Mahkemeye gönderiyor; kanuna aykırı bağışlar veya belgelendirilmeyen giderler tespit edilirse ilgili tutarların Hazineye gelir kaydedilmesine karar verilebiliyor.
Ancak bu sistem büyük ölçüde yıllık hesaplar üzerinden ve geçmişe dönük çalışıyor. Bağışçının adı ve adresi parti kayıtlarında bulunmak zorunda olsa da seçmenin yüksek tutarlı bağışları kampanya sırasında görebileceği, bağışçı bazında çalışan gerçek zamanlı bir kamusal sistem bulunmuyor.
Avrupa Konseyinin yolsuzlukla mücadele organı GRECO da Türkiye’de siyasi finansman şeffaflığı konusunda önemli eksikler bulunduğunu bildirdi. GRECO’nun 2021 tarihli değerlendirmesinde dokuz tavsiyeden yalnızca birinin tamamen uygulandığı, bağışlar, harcamalar ve kamuya açıklama alanlarında yeni düzenlemelere ihtiyaç duyulduğu belirtildi.
Demokratik ölçü yalnızca “Anayasa Mahkemesi yıllar sonra usulsüzlük buldu mu?” sorusu olamaz. Seçmen, bugün yüksek miktarda bağış yapan finansörlerin yarın partinin kararları üzerinde etkili olup olmayacağını görebilmelidir.
Genel merkez kirasında yasal tavan yok, etik sınır var
YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre, genel merkez binası için ön anlaşma yapıldığını ve kira ödemelerinin ekim ayında başlayacağını açıkladı. Ancak kamuoyuna yansıyan açıklamada aylık kira bedeli, depozito, tadilat gideri ve sözleşme süresi paylaşılmadı. Bu nedenle binanın “astronomik kiralı” olduğunu doğrulanmış bir gerçek gibi yazmak şu aşamada doğru olmaz.
Mevzuatta siyasi partilerin genel merkez kirası veya bina standardı için özel bir parasal tavan öngörülmüyor. Partiler, amaçlarına ulaşmak için gerekli gördükleri siyasi faaliyetler kapsamında harcama yapabiliyor; mali denetim ise giderlerin doğruluğu, belgelendirilmesi ve kanuna uygunluğu üzerinde yoğunlaşıyor.
Başka bir ifadeyle bir binaya yüksek kira ödenmesi otomatik olarak kanunsuz olmayabilir. Buna karşılık “Daha ekonomik ve işlevsel bir yer bulunabilir miydi?”, “Bu bina neden seçildi?” ve “Yıllık toplam maliyet nedir?” soruları etik ve siyasi denetimin konusudur.
Yeni kurulmuş ve faaliyetlerini halktan toplanan bağışlarla sürdüren bir partinin kira sözleşmesini, yıllık maliyeti, tadilat bütçesini ve bina sahibinin parti yöneticileriyle herhangi bir bağlantısı olup olmadığını açıklaması gerekir. Ekonomik kriz yaşayan seçmene tasarruf çağrısı yapan bir hareket için gereksiz ihtişam, söylem ile davranış arasında güven kaybı yaratır.
Lüks araç güvenlik ihtiyacı mı, temsil sorunu mu?
Eski Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım, Özgür Özel’in kullanımına tahsis edildiğini söylediği Mercedes V300 aracın VIP dönüşümü için 170 bin euro artı KDV’nin belediye iştiraki üzerinden ödendiğini iddia etti. Özel ise iddiayı reddederek aracın ve aksesuarlarının bedelinin parti tarafından ödendiğini söyledi. Kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmadığından “araç halkın parasıyla yaptırıldı” ifadesi kanıtlanmış gerçek gibi kullanılamaz.
Fakat ödemenin parti tarafından yapılmış olması hâlinde bile etik soru bütünüyle ortadan kalkmaz: Bir siyasi liderin ulaşım ve güvenlik ihtiyacı, ne ölçüde pahalı bir VIP dönüşüm gerektirir? Gösterişli iç tasarım, eğlence sistemi veya konfora yönelik özel donanımlar güvenlik ihtiyacının parçası değilse, bu tercihler halkçılık iddiasıyla çelişebilir.
Özgür Özel’in mutlaka kendi otomobilini kullanması da tek doğru çözüm değildir. Kişisel aracın resmî ve siyasi faaliyetlerde kullanılması güvenlik, sigorta, işletme gideri ve masraf iadesi bakımından başka belirsizlikler yaratabilir.
Daha savunulabilir yöntem; partiye ait veya kiralık, güvenli, dayanıklı, gösterişsiz ve toplam maliyeti kamuya açıklanmış bir araç kullanılmasıdır. Zırhlama veya özel güvenlik donanımı gerekiyorsa bunun gerekçesi ile maliyeti de açıklanmalıdır.
Ecevit’in Kartalı neden hâlâ hatırlanıyor?
Bülent Ecevit’in 1997’de kendisine tahsis edilmek istenen Mercedes’i reddederek önce partisine ait Kartal’a binmesi, siyasette sadelik açısından güçlü bir sembole dönüştü. Ecevit daha sonra güvenlik ve makam ihtiyaçları nedeniyle zırhlı Tempra ve Renault Safrane kullandı.
Bu örneğin değeri, bütün siyasi liderlerin eski model otomobile binmesini zorunlu kılmasında değil; kamu görevinin kişisel ihtişam aracı olmadığını göstermesinde yatıyor.
Sade araç kullanmak tek başına dürüstlük kanıtı olmadığı gibi, pahalı araç kullanmak da tek başına yolsuzluk ispatı değildir. Ancak semboller siyasetin dilidir. Halktan fedakârlık isteyen, emeklinin ve asgari ücretlinin geçim sıkıntısını anlatan bir siyasetçinin kendi tercihlerinde ölçülü davranması beklenir.
Çözüm yoksulluk değil, ölçülülük ve hesap verebilirlik
Siyaset güvenliksiz, işlevsiz binalarda veya sürekli arızalanan araçlarla yürütülmek zorunda değil. Ancak “kurumsal ihtiyaç” gerekçesi, sınırı belirsiz lüksün bahanesi hâline de gelmemeli. En ucuz olanı değil; ihtiyaca uygun, karşılaştırılmış, belgeli ve seçmene açıklanabilir olanı tercih etmek gerekir.
YENİ Parti açısından güveni güçlendirecek adım, bağış kampanyasının ardından ayrıntılı bir şeffaflık dosyası yayımlamak olacaktır. Bu dosyada bağış tutarı dilimleri, gerçek ve tüzel kişi oranı, bağımsız denetim sonucu, genel merkez kira sözleşmesi, araçların mülkiyeti ve yıllık işletme giderleri bulunmalıdır.
Aynı standart yalnızca Özgür Özel ve YENİ Parti için değil, iktidar ve muhalefetteki bütün siyasi partiler için geçerli olmalıdır. Büyük bağışları eleştirirken yalnızca karşı partinin bağışlarını, şatafatı sorgularken yalnızca rakibin araçlarını görmek siyasi etik değil, taraftarlıktır.
Yasal sınırların aşılmaması başlangıçtır. Etik siyasetin ölçüsü ise vatandaşın parasına ve güvenine gösterilen saygıdır. Halk adına siyaset yapanların halktan kopuk bir şatafat görüntüsü vermemesi, yalnızca estetik tercih değil, demokratik meşruiyet meselesidir.
YerelGundem.com
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)