Türkiye-İsrail rekabeti Suriye’den Afrika Boynuzu’na genişliyor
Türkiye ile İsrail arasındaki gerilim Suriye, Doğu Akdeniz ve Afrika Boynuzu’nda stratejik rekabete dönüşürken uzmanlar yanlış hesaplama riskine dikkat çekiyor.
Ahmet Taş | Yerel Gündem
ANKARA / TÜRKİYE — Türkiye ile İsrail arasındaki siyasi gerilim, Gazze ve Suriye’deki gelişmelerin ardından Doğu Akdeniz’den Afrika Boynuzu’na uzanan daha geniş bir stratejik rekabete dönüşürken uzmanlar yanlış hesaplama riskinin yükseldiği uyarısında bulunuyor.
Euronews’ün aktardığı The New York Times analizine göre Ankara ve Tel Aviv arasındaki sert söylem, iki ülkenin sınırlarının ötesinde giderek artan askeri ve diplomatik faaliyetleriyle yeni bir boyut kazandı. Analizde, rekabetin en hassas temas noktasının ise Suriye olduğu vurgulandı.
Her iki ülkenin de ABD ile yakın ilişkilere sahip olması doğrudan çatışmayı sınırlayan unsurlardan biri olarak görülüyor. Buna karşılık iki güçlü ordunun aynı veya birbirine yakın bölgelerde giderek daha fazla faaliyet göstermesi, bölgesel krizlerde istemeden yaşanabilecek bir askeri karşılaşma ihtimalini gündemde tutuyor.
Suriye rekabetin en kritik cephesi haline geldi
Türkiye ile İsrail arasındaki stratejik görüş ayrılığının en belirgin olduğu ülke Suriye.
Türkiye, Beşar Esad yönetimi sonrasında Suriye’de ülke bütünlüğünü koruyan, merkezi kurumları yeniden inşa edebilen ve güvenlik kapasitesine sahip bir yönetimin oluşmasını destekliyor. Ankara ayrıca yeni Suriye yönetimiyle güvenlik ve kurumsal yapılanma alanlarında yakın iş birliği yürütüyor.
The New York Times’a konuşan analist Salim Çevik, iki ülkenin Suriye’ye ilişkin stratejik vizyonlarının temel düzeyde ayrıştığını belirtti. Çevik’e göre Türkiye istikrarlı ve merkezi bir Suriye görmek isterken İsrail, kendi güvenliğine askeri tehdit oluşturamayacak daha zayıf bir komşu tercih ediyor.
Bu görüş ayrılığı son olarak Suriye’deki Ebu Zuhur hava üssü üzerinden açık bir güvenlik krizine dönüştü.
İsrail, ağustos ayında kullanılmayan hava üssünü vurdu ve saldırıyı, Türk askeri unsurlarının buraya konuşlandırılabileceğine ilişkin güvenlik endişeleriyle ilişkilendirdi. Türkiye ise böyle bir konuşlandırma planı bulunduğu yönündeki İsrail iddialarını reddetti.
İsrail’in hava üssü saldırısı gerilimi yeni aşamaya taşıdı
Ebu Zuhur’a düzenlenen saldırı, Türkiye-İsrail rekabetinde dikkat çekici bir eşik olarak değerlendiriliyor.
Çünkü gerilim uzun süredir siyasi açıklamalar, diplomatik hamleler ve bölgesel ittifaklar üzerinden ilerlerken İsrail’in Suriye’de Türkiye’nin olası askeri varlığına ilişkin kaygıları gerekçe göstererek doğrudan askeri harekâta başvurması, sahadaki riskleri görünür hale getirdi.
Türkiye Cumhurbaşkanlığı, İsrail’in Türk askeri planlarına ilişkin iddialarını kabul edilemez olarak nitelendirirken Ankara, Suriye’nin egemenliği ve yeni yönetimin istikrarının desteklenmesi yönündeki politikasını sürdüreceğini bildirdi.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack da söz konusu İsrail saldırısını gerilimi artırabilecek bir gelişme olarak değerlendirdi. Washington aynı zamanda Türkiye, İsrail ve Suriye arasında sahadaki yanlış anlaşılmaları engelleyecek iletişim mekanizmaları üzerinde çalışıyor.
Suriye ile İsrail arasında ABD arabuluculuğunda yürütülen son görüşmelerde de Türkiye-İsrail rekabetinin Suriye topraklarına yansımaması konusu gündeme geldi.
Uzmanlar doğrudan savaştan çok yanlış hesaplama riskine dikkat çekiyor
Türkiye ile İsrail’in doğrudan savaşa sürüklenmesinin kaçınılmaz olduğu yönünde ortak bir uzman görüşü bulunmuyor.
Londra merkezli Raven Research and Advisory Direktörü Ziya Meral, The New York Times’a yaptığı değerlendirmede iki ülke arasında giderek belirginleşen jeostratejik rekabetin doğrudan çatışmayla sonuçlanmak zorunda olmadığını söyledi.
Meral’in esas uyarısı yanlış hesaplama riski üzerinde yoğunlaşıyor. Bir tarafın diğerine mesaj vermek için sınırlı olduğunu düşündüğü askeri bir hamlenin beklenenden daha güçlü bir karşılık üretmesi halinde gerilimin kontrol dışına çıkabileceğine dikkat çekiyor.
Bu nedenle Suriye’de geliştirilen çatışmasızlık ve iletişim mekanizmaları kritik önem taşıyor.
Her iki ülke de doğrudan savaş istemediğini gösteren adımlar atsa da aynı hava sahasında, yakın askeri bölgelerde ve farklı yerel aktörlerle kurdukları güvenlik ilişkileri nedeniyle temas ihtimali giderek artıyor.
7 Ekim sonrasında İsrail’in güvenlik doktrini daha müdahaleci hale geldi
Türkiye-İsrail rekabetindeki değişimi açıklayan unsurlardan biri de İsrail’in 7 Ekim 2023 Hamas saldırılarından sonra geliştirdiği güvenlik yaklaşımı.
İsrail Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nden Galia Lindenstrauss, İsrail’in artık potansiyel tehditlerin güçlenmesini beklemek yerine bunları daha erken aşamada engellemeye yöneldiğini belirtiyor.
Bu yaklaşım, İsrail’in Türkiye’nin Suriye’de gelecekte oluşabilecek askeri kapasitesine dair olasılıkları dahi güvenlik meselesi olarak değerlendirmesini açıklayan faktörlerden biri.
Türkiye ise İsrail’in bu yaklaşımının Suriye’nin egemenliğini zedelediğini ve ülkedeki istikrarsızlığı artırdığını savunuyor.
Dolayısıyla iki ülke arasındaki ayrışma yalnızca mevcut askeri hareketler üzerinden değil, bölgenin gelecekte nasıl şekillenmesi gerektiğine ilişkin farklı güvenlik anlayışlarından kaynaklanıyor.
Rekabet Doğu Akdeniz ve Afrika Boynuzu’na yayılıyor
Türkiye-İsrail rekabeti Suriye ile sınırlı değil.
Brookings tarafından haziran ayında yayımlanan bir değerlendirmede iki ülke arasındaki stratejik rekabetin Suriye’nin yanı sıra Doğu Akdeniz, Washington ve Kızıldeniz-Afrika Boynuzu hattını etkileyen yapısal bir faktöre dönüştüğü belirtiliyor.
Afrika Boynuzu’nda rekabetin merkezinde Somali ve Somaliland bulunuyor.
Türkiye uzun yıllardır Somali Federal Hükümeti’yle askeri eğitim, güvenlik, ekonomik kalkınma ve denizcilik alanlarında yakın ilişkiler yürütüyor. İsrail’in Aralık 2025’te Somaliland’ı tanıması ise yeni bir jeopolitik kırılma yarattı.
RUSI’nin analizine göre Türkiye ile İsrail’in bölgesel çıkarlarının Afrika Boynuzu, Kızıldeniz ve Suriye gibi birbirine bağlı alanlarda karşı karşıya gelmesi, iki ülke arasındaki rekabeti düşük yoğunluklu bir “soğuk savaş” dinamiğine yaklaştırıyor. Bununla birlikte ABD ile ilişkiler ve Türkiye’nin NATO üyeliği doğrudan askeri karşılaşmanın önünde önemli sınırlayıcı faktörler olarak değerlendiriliyor.
Bölgesel güç mücadelesinin sınırları belirleyici olacak
Ankara ve Tel Aviv arasındaki ilişki, Gazze savaşından önce de dönemsel krizlere sahne olmuştu. Ancak günümüzdeki ayrışmanın farkı, diplomatik söylemin ötesine geçerek Suriye’nin askeri yapılanması, Doğu Akdeniz dengeleri, Kızıldeniz güvenliği ve Afrika Boynuzu’ndaki nüfuz mücadelesiyle birleşmesi.
Türkiye kendisini Suriye’nin yeniden inşası, Somali’nin devlet kapasitesinin güçlendirilmesi ve bölgesel istikrar açısından önemli bir aktör olarak konumlandırırken İsrail, 7 Ekim sonrasında güvenlik tehditlerinin ortaya çıkmasını beklemeden önleyici tedbirler alma yaklaşımını daha fazla öne çıkarıyor.
Bu iki stratejinin kesiştiği alanların artması, doğrudan savaşın kaçınılmaz olduğu anlamına gelmiyor. Ancak askeri faaliyetlerin coğrafi olarak birbirine yaklaşması, siyasi söylemin sertleşmesi ve her iki tarafın da bölgesel nüfuzunu genişletmesi yanlış hesaplamanın maliyetini yükseltiyor.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde Türkiye-İsrail ilişkilerinde belirleyici soru yalnızca iki ülkenin diplomatik ilişkilerini düzeltip düzeltemeyeceği değil; Suriye’den Afrika Boynuzu’na uzanan geniş coğrafyada rekabeti doğrudan askeri karşılaşmaya dönüşmeden yönetip yönetemeyecekleri olacak.
YerelGundem.com
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)