Almanya’da Türkiye kökenli seçmenler sandıktan neden uzaklaşıyor?
DeZIM araştırması, Almanya’da göçmen kökenli seçmenlerin partilerden uzaklaştığını gösterirken Türkiye kökenlilerin güvenlik ve temsil beklentileri öne çıkıyor.
Ahmet Taş | Yerel Gündem
BERLİN, ALMANYA — Almanya’da Türkiye kökenliler dahil göçmen geçmişine sahip seçmenlerin siyasi ağırlığı artarken, yeni araştırmalar bu grubun yerleşik partilerle bağının özellikle genç kuşaklarda giderek zayıfladığını gösteriyor.
DW Türkçe’nin aktardığı Alman Uyum ve Göç Araştırmaları Merkezi (DeZIM) araştırmasına göre göçmen kökenli seçmenler, diğer seçmenlere kıyasla siyasi partilerden daha güçlü biçimde uzaklaşıyor. Buna karşılık bu grubun seçimlerdeki önemi hızla büyüyor: 2023’te Almanya’daki seçmenlerin yaklaşık %12’sinin göç geçmişine sahip olduğu, bunun da 7 milyondan fazla seçmene karşılık geldiği belirtiliyor.
Araştırma, Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) göçmen kökenli seçmenler arasında hâlâ en yüksek potansiyele sahip olduğunu gösteriyor. Ancak özellikle genç kuşaklarda geçmişte SPD ile kurulan güçlü bağın çözülmeye başladığına dikkat çekiliyor.
Göçmen kökenli seçmenlerin sayısı artıyor
Almanya’daki demografik değişim, siyasi partilerin seçim stratejilerini de doğrudan etkiliyor.
DeZIM verilerine göre 2023’te oy kullanma hakkına sahip nüfusun yaklaşık %12’si göç geçmişine sahipti. Bu oran 7 milyondan fazla seçmen anlamına geliyor ve Almanya’daki vatandaşlığa geçişlerin artmasıyla seçmen kitlesinin önümüzdeki yıllarda daha da büyümesi bekleniyor.
Bu tablo özellikle eyalet seçimleri ve büyük şehirlerdeki yerel seçimlerde göçmen kökenli seçmenlerin oylarını daha önemli hale getiriyor.
Ancak araştırmanın dikkat çekici sonucu, sayıları artan bu seçmenlerin siyasi partilere olan bağlılıklarının aynı oranda güçlenmemesi.
DeZIM araştırmasının ortak yazarlarından Friederike Römer’e göre özellikle yaşlı göçmen kuşaklarında SPD’ye yönelik geleneksel bir yakınlık hâlâ görülüyor.
Römer, geçmişte SPD ile göçmen seçmenler arasında görece güçlü bir bağ bulunduğunu, ancak bu ilişkinin genç kuşaklarda giderek zayıfladığını belirtiyor.
SPD hâlâ önde ancak eski bağlılık zayıflıyor
Araştırmada göçmen kökenli seçmenlerin yaklaşık üçte ikisinin SPD’yi oy verebilecekleri partilerden biri olarak gördüğü belirtiliyor.
SPD’nin ardından Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve Bavyera’daki kardeş partisi Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) geliyor.
Ancak burada önemli bir değişim yaşanıyor.
Türkiye’den Almanya’ya işçi göçünün başladığı dönemlerden itibaren SPD, uzun yıllar göçmen kökenli seçmenlerin önemli bir bölümünün doğal siyasi adreslerinden biri olarak görülüyordu. İşçi hakları, sosyal devlet, vatandaşlık ve göç politikaları bu ilişkinin oluşmasında etkiliydi.
Yeni kuşaklarda ise siyasi tercihlerin daha parçalı hale geldiği görülüyor.
Almanya’da doğup büyüyen, eğitim alan ve ülkenin siyasal sistemi içerisinde yetişen genç seçmenlerin ebeveynlerinin parti bağlılıklarını otomatik olarak devam ettirmediği belirtiliyor.
Bu seçmenler ekonomi, vergiler, eğitim, güvenlik, dış politika, konut ve göç gibi çok farklı konular üzerinden parti tercihi yapabiliyor.
AfD en fazla reddedilen parti ancak göçmen oylarını da hedefliyor
DeZIM araştırmasına göre göçmen kökenli seçmenlerin en güçlü biçimde reddettiği parti Almanya için Alternatif (AfD).
Araştırmaya katılanların yaklaşık üçte ikisi AfD’ye kesinlikle oy vermeyeceğini belirtiyor. Özellikle Türkiye, Ortadoğu ve Kuzey Afrika kökenli seçmenler arasında AfD’ye yönelik ret oranının yüksek olduğu aktarılıyor.
Buna rağmen AfD’nin göçmen kökenli seçmenlerin oy potansiyelini tamamen göz ardı etmediği görülüyor.
Almanya Türk Toplumu (TGD) Federal Genel Müdürü Martin Gerlach, AfD’nin göçmen seçmenlere kendi ana dillerinde ulaşmaya çalışan ilk siyasi yapılardan biri olduğunu söylüyor.
Gerlach, Berlin Neukölln’de 2021 federal seçimleri sırasında kullanılan “Atatürk de AfD’ye oy verirdi” sloganını buna örnek gösteriyor.
Gerlach’a göre yerleşik partiler uzun süre göçmen kökenli seçmenlere yönelik özel iletişim stratejileri geliştirme konusunda yetersiz kaldı.
AfD ise bir taraftan İslam ve göç konusunda sert politikalar savunurken diğer taraftan belirli göçmen gruplarına yönelik hedefli kampanyalar yürütüyor.
Türkiye kökenliler için güvenlik önemli bir başlık
Almanya Türk Toplumu, Şubat 2025’te yapılan federal seçimlerden önce Türkiye kökenli seçmenlerin sandığa gitmesini teşvik etmek amacıyla 60 kentte faaliyet yürüttü.
TGD’nin sahadaki gözlemlerine göre Türkiye kökenli toplumun siyasi beklentileri yalnız göç politikaları üzerinden şekillenmiyor.
Martin Gerlach, göçmen topluluklarının yeni gelen göçmenlere veya sığınmacılara otomatik olarak olumlu yaklaşmadığını, bu konuda topluluk içerisinde de ciddi tartışmalar bulunduğunu ifade ediyor.
Ancak Gerlach’a göre yerleşik partilerin gözden kaçırdığı en önemli başlıklardan biri güvenlik.
Türkiye kökenli ve Müslüman insanların yabancı düşmanı veya Müslüman karşıtı saldırılara ilişkin kaygılarının siyasi gündemde yeterince karşılık bulmadığını savunan Gerlach, bazı kişilerin Almanya’nın belirli bölgelerine gitmek konusunda dahi çekinceleri olduğunu söylüyor.
Camiler, kültür merkezleri ve Müslümanlara ait kurumların geçmiş yıllarda tehdit ve saldırıların hedefi olması da bu güvenlik tartışmasının arka planında bulunuyor.
Gerlach, ayrımcılıkla mücadele meselesinin yalnız sol veya ilerici politikaların bir parçası olarak görülmemesi gerektiğini savunuyor.
Türkiye kökenli toplum açısından bunun aynı zamanda anayasal hakların ve temel güvenliğin korunması meselesi olduğunu belirtiyor.
Yerleşik partiler toplumsal değişimi yeterince görüyor mu?
Siyaset bilimci Özgür Özvatan da Almanya’daki büyük partilerin göçmen kökenli seçmenlere yönelik stratejilerini eleştiriyor.
DW Türkçe’ye konuşan Özvatan, göçmen geçmişine sahip insanların Almanya siyasetindeki ağırlığının önümüzdeki yıllarda daha da büyüyeceğini savunuyor.
Özvatan, “Her oy önemli. Demokratların küçümsediği, popülistlerin peşine düştüğü siyasi güç: Göçmen kökenli Almanlar” adlı kitabında da geleneksel partilerin bu seçmen kitlesini yeterince dikkate almadığını öne sürüyor.
Ona göre sorun yalnız seçim kampanyası sırasında göçmen seçmenlere mesaj vermemek değil.
Göçmen kökenli Almanların siyasi partilerin kendi yapıları içerisinde gönüllü, üye, yönetici veya aday olarak yeterince sürece dahil edilmemesi de siyasi uzaklaşmayı artırıyor.
Özvatan, demokratik olmayan veya otoriter yönetimlerden Almanya’ya gelen insanların demokratik süreçlere katılımında önemli bir potansiyel bulunduğunu ve vatandaşlığa erişimin bu açıdan önem taşıdığını belirtiyor.
AfD’nin ‘eski göçmen-yeni göçmen’ ayrımı dikkat çekiyor
Özvatan’ın dikkat çektiği başka bir konu ise AfD’nin farklı göçmen gruplarını birbirinden ayıran siyasi iletişim stratejisi.
Buna göre uzun yıllardır Almanya’da yaşayan, vatandaşlık almış ve topluma ekonomik olarak entegre olmuş göçmenlere, yeni gelen göçmenlerden farklı oldukları mesajı veriliyor.
Özvatan bu yaklaşımı, eski göçmenlere dolaylı olarak:
“Siz yenilerden farklısınız.”
mesajının verilmesi şeklinde açıklıyor.
Böylelikle göç, sınır dışı etme veya sığınmacılara yönelik sert politikaların kendilerine değil, “diğer göçmenlere” yönelik olduğu algısı oluşturulmaya çalışılıyor.
Özvatan’a göre bu strateji, AfD’yi tamamen reddetmeyen bazı göçmen seçmenlerde etkili olabiliyor.
Bu durum Almanya’daki göçmen kökenli toplumun siyasi açıdan tek bir blok olarak görülmemesi gerektiğini de gösteriyor.
Türkiye kökenli seçmenler arasında da yaş, eğitim, gelir düzeyi, vatandaşlık süresi, dini kimlik, ekonomik beklentiler ve siyasi önceliklere göre farklı tercihler ortaya çıkıyor.
Seçimlerin geleceğinde göçmen seçmenlerin rolü büyüyecek
Almanya’da göçmen geçmişine sahip vatandaşların seçmen kitlesi büyürken siyasi partiler açısından temel soru, bu insanlara yalnız seçim dönemlerinde değil, sürekli olarak nasıl ulaşılacağı olacak.
DeZIM araştırmasının sonuçları SPD’nin hâlâ göçmen kökenli seçmenler açısından önemli bir parti olduğunu, ancak geçmişteki otomatik bağlılığın özellikle yeni kuşaklarda zayıfladığını gösteriyor.
CDU ve CSU da bu seçmen kitlesinde önemli bir potansiyele sahip.
AfD ise göçmen kökenli seçmenlerin çoğunluğu tarafından reddedilmesine rağmen özel iletişim yöntemleriyle bu grubun belirli kesimlerine ulaşmaya çalışıyor.
Almanya Türk Toplumu ve araştırmacıların değerlendirmeleri ise göçmen seçmenlerin beklentilerinin yalnızca “göç politikası” başlığı altında değerlendirilemeyeceğine işaret ediyor.
Güvenlik, ekonomi, eğitim, ayrımcılık, barınma, siyasi temsil ve toplumsal aidiyet gibi konular giderek daha fazla önem kazanıyor.
Almanya’daki partilerin bu değişimi ne ölçüde dikkate alacağı, yalnız Türkiye kökenli seçmenlerin sandığa katılımını değil, gelecekte kurulacak siyasi dengeleri de etkileyebilir.
YerelGundem.com
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)