Mekke Paktı’nda yeni halka: Mısır, Hindistan ve Türkistan mümkün mü?

Mekke Savunma Paktı Mısır’ın katılımını gündeme alırken, Hindistan ve Orta Asya Türk devletlerinin üyelik ihtimali stratejik açıdan analiz edildi.

23.08.2026 - 21:21
0
Mekke Paktı’nda yeni halka: Mısır, Hindistan ve Türkistan mümkün mü?

Ahmet Taş | Yerel Gündem

ANKARA / TÜRKİYE — Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın kurduğu Mekke Ortak Savunma Anlaşması Mısır’ın olası katılımıyla genişleme eşiğine gelirken, Hindistan ve Orta Asya Türk devletlerinin aynı güvenlik mimarisinde yer alıp alamayacağı tartışılıyor.

7 Ağustos’ta imzalanan anlaşma, üyelerden birine yönelik silahlı saldırının diğerlerine de yapılmış sayılmasını öngörüyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yapının hiçbir ülkeyi hedef almadığını ve bölgesel barış ile istikrarı destekleyen başka ülkelerin katılımına açık olduğunu açıkladı.

Ancak paktın büyümesi yalnız yeni imzaların atılması anlamına gelmeyecek. Her yeni üye, yapının kimliğini, coğrafyasını ve hangi krizlerde devreye gireceğini yeniden tanımlayacak.

Mısır henüz üye değil, ancak kapıya en yakın aday

Mısır’ın Mekke Paktı’na katıldığı yönündeki değerlendirme bugün itibarıyla doğru değil.

Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdülati, Kahire’nin anlaşmaya katılma ihtimalini “çok ciddi” biçimde değerlendirdiğini ancak kolektif savunma yükümlülüğünün ülkenin anayasası ve mevcut hukuki taahhütleri açısından incelenmesi gerektiğini açıkladı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da Mısır’ı Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın “doğal ortağı” olarak tanımlayarak Kahire’nin ilerleyen aşamada resmî ortak olmasını beklediğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da Mısır’ın katılımını açık biçimde “mümkün” olarak değerlendirdi.

Bununla birlikte Kahire’nin tereddüdü anlaşılır.

Mısır kendisini yalnız askerî bir aktör değil, İsrail, Körfez ülkeleri, Türkiye, ABD ve diğer bölgesel güçlerle aynı anda konuşabilen bir arabulucu olarak konumlandırıyor. Chatham House’un değerlendirmesine göre kolektif savunma paktına girmek Kahire’nin bugüne kadar koruduğu bu hareket alanını daraltabilir.

Bu nedenle Mısır paktın en güçlü yeni üye adayıdır; fakat üyeliği henüz kesinleşmiş değildir.

Bediüzzaman’ın Tiflis diyaloğu neden bugün yeniden dikkat çekiyor?

Mekke Paktı’nın genişlemesi tartışılırken Bediüzzaman Said Nursi’nin yaklaşık bir asır önce Tiflis’te bir Rus polisiyle yaptığı konuşma dikkat çekici bir tarihsel çerçeve sunuyor.

Tarihçe-i Hayat’ta aktarıldığına göre Said Nursi, İstanbul’dan Van’a giderken Tiflis’te Şeyh San’an Tepesi’ne çıkar. Şehri dikkatle incelerken bir Rus polisi neden baktığını sorar. Nursi, orada gelecekte yapmayı düşündüğü medresenin planını yaptığını söyler. Polis onun bu ümidini gerçekçi bulmaz.

Konuşmanın ilerleyen bölümünde Rus polisi:

“İslâm parça parça olmuş.”

deyince Nursi kısa fakat dikkat çekici bir cevap verir:

“Tahsile gitmişler.”

Daha önce de umutsuzluk karşısında “Her kışın bir baharı, her gecenin bir neharı vardır” ifadesini kullanır.

Ardından düşüncesini bir eğitim metaforuyla açıklar.

Nursi, dönemin Hindistan’ını İngiliz hâkimiyeti altında eğitim gören kabiliyetli bir evlada, Mısır’ı İngiliz idari sisteminde tecrübe kazanan zeki bir evlada; Kafkasya ile Türkistan’ı ise Rus askerî sisteminin içinde yetişen güçlü evlatlara benzetir. Ona göre bu toplumlar içinde bulundukları sömürge ve baskı döneminden sonra yeniden kendi tarihsel ağırlıklarını kazanacaktır.

Bu metni 2026’daki Mekke Paktı’nın doğrudan kehaneti gibi okumak doğru olmaz.

Fakat Said Nursi’nin düşüncesindeki stratejik fikir dikkat çekicidir: Siyasi olarak parçalanmış görünen İslam coğrafyalarının zaman içinde yeniden güç kazanabileceği ve kendi bölgelerinde etkin aktörlere dönüşebileceği.

Burada ayrıca tarihsel bir ayrım yapılmalı. Nursi’nin yaklaşık 1910’da kullandığı “Hindistan”, bugünkü Hindistan Cumhuriyeti’nden çok daha geniş olan Britanya Hindistanı’nı ifade ediyordu; bugünkü Pakistan ve Bangladeş de o coğrafyanın içindeydi.

Dolayısıyla Pakistan’ın bugün Mekke Paktı’nın kurucu üyelerinden olması ile Nursi’nin “Hindistan” metaforu arasında doğrudan siyasi eşitlik kurulamaz.

Hindistan neden tam üyelik için en zor aday?

Mekke Paktı resmen genişlemeye açık olsa bile mevcut haliyle Hindistan’ın tam üyeliği kısa vadede son derece düşük bir ihtimal.

Bunun birinci nedeni Pakistan.

Hindistan ile Pakistan arasındaki Keşmir sorunu, sınır çatışmaları ve karşılıklı güvenlik suçlamaları devam ederken iki ülkenin aynı kolektif savunma mekanizmasına girmesi büyük bir hukuki ve stratejik çelişki yaratır.

Bir Hindistan-Pakistan çatışmasında paktın “bir üyeye saldırı hepsine saldırıdır” maddesinin nasıl işletileceği cevapsız kalır.

İkinci olarak Yeni Delhi, Mekke Anlaşması’nı potansiyel üyelik perspektifiyle değil ulusal güvenliğine etkileri açısından incelemektedir. Hindistan Dışişleri Bakanlığı, anlaşmanın ülkenin güvenliği ve bölgesel istikrar üzerindeki sonuçlarını değerlendirdiğini ve ulusal çıkarlarını korumak için gerekli adımları atacağını açıkladı.

Bu, üyelik arayan bir devletin değil, yeni yapının Pakistan’a sağlayabileceği avantajları ölçmeye çalışan bir devletin yaklaşımıdır.

Ancak başka bir ihtimal tamamen dışlanmamalı.

Mekke Paktı gelecekte yalnız “tam üyelik” modeli yerine stratejik ortak, gözlemci veya diyalog ortağı gibi farklı statüler geliştirirse Hindistan enerji güvenliği, Hint Okyanusu, Kızıldeniz, terörle mücadele ve deniz yolları gibi başlıklarda yapıyla iş birliği yapabilir.

Yani Hindistan’ın askerî kolektif savunma üyeliği çok düşük ihtimal; işlevsel güvenlik ortaklığı ise teorik olarak mümkündür.

“Türkistan” tek devlet değil: Orta Asya’nın üyelik hesabı farklı

Bediüzzaman’ın kullandığı “Türkistan” kavramı bugün tek bir devletin adı değil.

Jeopolitik olarak bu ifade başta Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Türkmenistan olmak üzere Orta Asya Türk coğrafyasını ifade ediyor. Her bir ülkenin Mekke Paktı karşısındaki hukuki ve güvenlik pozisyonu farklı.

Kazakistan ve Kırgızistan, Rusya’nın da içinde bulunduğu Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’nün üyeleri. Kazakistan yönetimi 2026’da da KGAÖ’yü bölgesel güvenliğin önemli araçlarından biri olarak tanımlamayı sürdürüyor.

Bu ülkelerin ikinci bir “birine saldırı hepsine saldırıdır” mekanizmasına girmesi, birbirinin üzerine binen savunma yükümlülükleri yaratabilir. Bu nedenle tam üyelik kısa vadede zor görünüyor.

Özbekistan’ın durumu daha da açık. Taşkent’in resmî dış politika doktrini askerî-siyasi bloklara katılmamayı temel ilke kabul ediyor. Dolayısıyla Özbekistan’ın Mekke Paktı’na tam üye olması mevcut politikasında temel değişiklik gerektirir.

Türkmenistan açısından ihtimal daha da düşük. Birleşmiş Milletler tarafından tanınan daimi tarafsızlık politikası, ülkenin askerî ittifaklara girmemesini dış politikasının merkezine yerleştiriyor.

Bu nedenle “Türkistan topluca Mekke Paktı’na girer” yaklaşımı gerçekçi değil.

Daha olası model; ortak tatbikatlar, savunma sanayii, eğitim, terörle mücadele ve teknoloji iş birliği gibi alanlarda pakt dışı ortaklıkların geliştirilmesi.

Kafkasya’da Azerbaycan daha farklı bir ihtimal

Bediüzzaman aynı konuşmada Türkistan’la birlikte Kafkasya’yı da anıyor.

Bugünkü devlet yapıları açısından burada en dikkat çekici ülke Azerbaycan.

Azerbaycan ile Türkiye arasındaki 2021 Şuşa Beyannamesi ilişkileri resmen “müttefiklik” seviyesine çıkardı ve iki ülkenin birbirlerinin güvenliğine ilişkin güçlü taahhütlerini kayda geçirdi.

Bakü’nün Pakistan’la da güçlü siyasi ve savunma ilişkileri bulunuyor.

Bu nedenle tamamen analitik açıdan bakıldığında Azerbaycan’ın Mekke Paktı’na gelecekte yaklaşması, Hindistan veya Orta Asya ülkelerinin tam üyeliğinden daha kolay düşünülebilir.

Ancak bugün itibarıyla Azerbaycan’ın üyeliği için açıklanmış resmî bir süreç bulunmuyor. Bu nedenle bunu mevcut gelişme değil, stratejik ihtimal olarak değerlendirmek gerekiyor.

Pakt büyüdükçe yapının karakteri değişecek

Mekke Paktı’nın geleceğini belirleyecek temel mesele üye sayısından çok üyelik modelinin nasıl tasarlanacağı.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan benzer bölgesel güvenlik kaygıları üzerinden kolayca kolektif savunma maddesinde buluşabildi.

Mısır katılırsa yapı Kızıldeniz, Doğu Akdeniz, Afrika ve Arap dünyasına doğru genişleyecek.

Azerbaycan gibi bir ülkenin katılımı Kafkasya ve Hazar bağlantısını güçlendirecek.

Orta Asya devletlerinin katılımı ise Rusya ve Çin’le mevcut güvenlik dengelerini doğrudan ilgilendirecek.

Hindistan’ın tam üyeliği ise paktı tamamen başka bir yapıya dönüştürür. Artık yalnız Müslüman çoğunluklu ülkelerin oluşturduğu bölgesel bir caydırıcılık sistemi değil, Pakistan ile Hindistan’ı bile aynı çatı altında tutmayı hedefleyen çok daha geniş bir Asya güvenlik platformundan söz etmek gerekir.

Bu nedenle paktın uzun vadede üç katmanlı bir modele yönelmesi daha gerçekçi olabilir:

kolektif savunmayı kabul eden tam üyeler,

savunma ve teknoloji iş birliği yapan stratejik ortaklar,

deniz güvenliği, enerji, terörle mücadele ve diplomasi alanlarında çalışan diyalog ülkeleri.

Böyle bir yapı Hindistan ile Orta Asya devletlerini askerî taahhüt altına sokmadan Mekke merkezli güvenlik mimarisine bağlayabilir.

Stratejik sonuç: Bediüzzaman’ın metaforu ile 2026’nın gerçekliği

Said Nursi’nin Tiflis’teki Rus polisiyle konuşmasının bugünkü stratejik değeri, belirli bir savunma paktını yüz yıl önceden haber vermesinde değil.

Asıl dikkat çekici olan, güçsüz ve parçalanmış görünen Müslüman toplumların tarih içinde yeniden kendi siyasi, askerî ve ekonomik kapasitelerini oluşturabileceği yönündeki uzun vadeli bakışıdır.

Bugün Türkiye bölgesel askerî ve savunma sanayii gücü, Suudi Arabistan finans ve enerji merkezi, Pakistan ise nükleer güç olarak aynı mekanizmada buluşuyor.

Mısır aynı yapıya katılmayı ciddi biçimde değerlendiriyor.

Kafkasya ve Orta Asya devletleri kendi ittifakları, tarafsızlık politikaları ve büyük güç dengeleri nedeniyle daha ihtiyatlı.

Hindistan ise şimdilik paktın potansiyel üyesi olmaktan çok, paktın Pakistan üzerinden kendi güvenliğine nasıl etki edeceğini hesaplayan dış aktör konumunda.

Bu nedenle önümüzdeki dönemin en önemli sorusu “Mekke Paktı kaç ülkeye ulaşacak?” olmayabilir.

Asıl soru şu:

Mekke Paktı yalnız kolektif savunma yapan birkaç devletin ittifakı mı kalacak, yoksa Mısır’dan Kafkasya’ya, Orta Asya’dan Hint Okyanusu’na uzanan farklı üyelik seviyelerine sahip yeni bir bölgesel güvenlik mimarisine mi dönüşecek?

Bu sorunun cevabı, Said Nursi’nin bir asır önce “parça parça olmuş” görünen coğrafyalar için kullandığı tarihsel metaforun modern jeopolitikte nasıl okunacağını da belirleyecek.

YerelGundem.com

Tepkin Ne?

Harika Harika 0
Kötü Kötü 0
Sevdim Sevdim 0
Komik Komik 0
Şaşırdım Şaşırdım 0
Üzücü Üzücü 0
Kızdım Kızdım 0
Ahmet Taş

Ahmet Taş, gazeteci ve yazardır. YerelGundem.com'da siyaset, yerel yönetimler, toplumsal gelişmeler ve Türkiye gündemine ilişkin haber, yorum ve içerikler kaleme almaktadır.

Yorumlar (0)

User