Karadeniz’de Türk gemileri hedefte: Ticaret ve enerji güvenliği alarmda
Karadeniz’de ticari gemilere yönelik İHA saldırıları artarken Türk denizciler can kaybı verdi; sektör, ticaret ve enerji güvenliği için önlem istiyor.
Ahmet Taş | Yerel Gündem
SAMSUN / TÜRKİYE — Karadeniz’de ticari gemilere yönelik İHA saldırılarının artması Türk denizciliğini doğrudan etkilerken, son olaylarda bir Türk denizci hayatını kaybetti ve sektör temsilcileri Ankara’dan diplomatik girişim istedi.
Rusya-Ukrayna savaşının limanlardan açık denizdeki ticaret rotalarına yayılması, Türkiye açısından yalnız deniz taşımacılığını değil; tahıl, enerji, demir-çelik ve kömür ticaretini de etkileyebilecek yeni bir güvenlik riski oluşturuyor. Türkiye Dışişleri Bakanlığı da 4 Ağustos’ta Karadeniz’deki tırmanmanın önlem alınmazsa gıda güvenliği dahil çok boyutlu sonuçlar doğurabileceği uyarısında bulunmuştu.
Ural saldırıya uğradı: Bir Türk denizci hayatını kaybetti
Karadeniz’de son olarak Kalyoncu Denizcilik tarafından işletilen Ural adlı Ro-Ro gemisi saldırıya uğradı.
Türk basınında yer alan bilgilere göre Ural, daha önce dron saldırısına uğrayan Necibe adlı yük gemisine yanaşarak gemideki 18 denizciyi tahliye etti. Ural daha sonra Novorossiysk açıklarında bir İHA saldırısına maruz kaldı.
İHA kaynaklı haberlerde saldırıda Türk aşçıbaşı İlker Lazoğlu’nun hayatını kaybettiği ve sekiz kişinin yaralandığı bildirildi. Gemi daha sonra Samsun Limanı’na ulaştı; Lazoğlu’nun cenazesi ailesine teslim edilirken yaralılar hastanelere götürüldü.
Burada önemli bir terminoloji ayrımı bulunuyor. Bazı haberlerde Ural “Türk bayraklı” olarak tanımlansa da güncel kayıtlarda gemi Türk şirketi tarafından işletilen Kamerun bayraklı bir gemi olarak aktarılıyor. Necibe ise gemi takip kayıtlarında San Marino bayraklı görünüyor. Bu nedenle “Türk gemileri” ifadesini sahiplik veya işletme bağlantısı anlamında kullanmak daha doğru.
Necibe ve Ural’a yönelik saldırılar birçok Türk ve denizcilik kaynağında Ukrayna’ya atfediliyor. Ancak saldırıların sorumluluğunu ortaya koyan bağımsız ve kamuya açık resmî bir soruşturma sonucu henüz bulunmadığından, bu atfı kesinleşmiş hüküm olarak değil kaynakların bildirdiği şekliyle aktarmak gerekiyor.
Dışişleri daha önce iki Türk sahipli gemi için alarm vermişti
Karadeniz’deki risk yalnız son iki gemiyle sınırlı değil.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı, 3 Ağustos’ta Novorossiysk Limanı’ndan ayrılan Yaşar ve Nadezhda adlı Türk sahipli iki sivil geminin insansız hava araçlarıyla saldırıya uğradığını resmen doğruladı.
Bakanlık, aralarında Türk vatandaşlarının da bulunduğu personelin yaralandığını açıklarken saldırıyı hangi tarafın gerçekleştirdiğine ilişkin bir atıf yapmadı. Açıklamada savaşın “sivil gemileri de etkileyen şekilde Karadeniz’de giderek yayılmasından ciddi endişe duyulduğu” belirtildi.
Dışişleri ayrıca savaşan taraflar dahil bütün aktörlerden seyrüsefer güvenliğini sağlayacak somut önlemleri acilen hayata geçirmelerini istedi.
Bu yaklaşım, Türkiye’nin Karadeniz’deki temel pozisyonunu da gösteriyor: Ankara için öncelik, hangi tarafın saldırdığı tartışmasının ötesinde, sivil deniz trafiğinin çatışmanın hedefi haline gelmemesi.
Sektör: Türk gemilerinin faaliyetleri durma noktasına geliyor
DW Türkçe’ye konuşan İstanbul Denizcilik Stratejileri ve Araştırma Enstitüsü Başkanı Salih Zeki Çakır, Karadeniz’de ticaret yapan Türk bağlantılı gemiler açısından durumun giderek ağırlaştığını söyledi.
Çakır, Karadeniz’de faaliyet gösteren büyük yük gemileri ve küçük tonajlı kosterlerde Türk denizcilik sektörünün önemli bir paya sahip olduğunu belirterek saldırıların özellikle bu filoyu etkilediğini savundu.
Çakır’ın verdiği bilgiye göre savaş boyunca yaklaşık 50 Türk gemisi veya koster saldırılardan zarar gördü. Bu sayı kamuya açık resmî bir toplu veri tabanıyla ayrıca doğrulanmış değil; sektör temsilcisinin tahmini olarak değerlendirilmeli.
Çakır mevcut tabloyu denizcilik terimiyle “fırtına öncesi sessizlik” olarak tanımlarken, gemi personelinin can güvenliği sağlanamadığı için birçok işletmenin seferlerini azalttığını veya askıya aldığını söyledi.
Denizcilik sektörü açısından sorun yalnız saldırı riski değil. Hasar gören bir geminin güvenli limana çekilmesi için römorkör, sigorta, kurtarma operasyonu ve liman kabulü gibi süreçler de savaş koşullarında daha zor ve maliyetli hale geliyor.
Tahıl, enerji ve sanayi ticareti etkilenebilir
Karadeniz, Türkiye’nin Rusya, Ukrayna ve bölgedeki diğer ülkelerle yaptığı ticaret açısından kritik bir koridor.
Petrol ve doğal gaz ürünleri, tahıl, ayçiçeği, demir-çelik, kömür ve çeşitli dökme yükler deniz yoluyla taşınıyor. Saldırıların ticari gemilere yayılması sigorta primlerini artırabilir, gemi sahiplerinin rota tercihlerini değiştirebilir ve taşıma maliyetlerini yükseltebilir.
Bu maliyet artışı yalnız denizcilik şirketlerinin bilançosunda kalmayabilir.
Navlun, sigorta ve enerji maliyetlerinin yükselmesi durumunda gıda ve akaryakıt dahil birçok ürünün nihai fiyatı üzerinde baskı oluşabilir.
Dışişleri Bakanlığı’nın saldırıların “gıda güvenliği dahil çok boyutlu menfi yansımaları” olabileceği uyarısı da bu nedenle dikkat çekiyor.
Ayrıca saldırıya uğramış ve yakıt taşıyan veya kendi yakıt depolarında hasar oluşan gemilerin açık denizde uzun süre kontrolsüz kalması, çevresel risk yaratabilecek ayrı bir başlık olarak öne çıkıyor.
Karadeniz Türkiye’nin enerji stratejisinin de merkezinde
Deniz güvenliği tartışmaları, Türkiye’nin Karadeniz’de yerli doğal gaz üretimini hızla artırmayı planladığı döneme denk geliyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, 16 Ağustos’ta yaptığı açıklamada Türkiye’nin 2026’nın ilk yarısında 1,6 milyar metreküpün üzerinde doğal gaz ürettiğini ve Karadeniz’deki üretimin bu yıl iki katına çıkarılacağını söyledi.
Bakanlık verilerine göre Sakarya Gaz Sahası’nda günlük üretim yaklaşık 9,5 milyon metreküp seviyesinde. Osman Gazi Yüzer Üretim Platformu’nun devreye alınmasıyla bu miktarın yaklaşık 20 milyon metreküpe çıkarılması ve yaklaşık 8 milyon hanenin doğal gaz ihtiyacının yerli üretimle karşılanması hedefleniyor.
Bu tablo, Karadeniz güvenliğini Türkiye açısından yalnız bir dış ticaret meselesi olmaktan çıkarıyor.
Bölge artık aynı zamanda ülkenin enerji üretim altyapısının, deniz platformlarının ve gelecekteki enerji yatırımlarının yoğunlaştığı stratejik bir saha.
Dolayısıyla Rusya-Ukrayna savaşının ticari gemiler ve limanlardan daha geniş bir deniz alanına yayılması Ankara açısından uzun vadeli enerji güvenliği hesaplarını da etkileyebilir.
Akkuyu ve Rusya bağımlılığı tartışması yeniden gündemde
Enerji Politikaları Uzmanı Necdet Pamir ise DW Türkçe’ye yaptığı değerlendirmede Türkiye’nin Rusya’dan enerji ithalatına yüksek düzeyde bağımlı olmasının Karadeniz’deki güvenlik krizini daha hassas hale getirdiğini savundu.
Pamir, doğal gaz, petrol ürünleri ve kömür ithalatında Rusya’nın önemli payına dikkat çekerek ticari deniz trafiğindeki kalıcı bozulmanın Türkiye açısından ekonomik sonuçlar yaratabileceğini belirtti.
Pamir ayrıca Akkuyu Nükleer Güç Santrali için Rusya’dan tedarik edilmesi planlanan nükleer yakıtın lojistiğinin de gelecekte deniz güvenliği tartışmalarından etkilenebileceğini öne sürdü.
Bu noktada nükleer yakıtın nihai sevkiyat güzergâhı ve güvenlik protokollerinin ilgili devlet kurumları tarafından belirleneceğini, dolayısıyla mevcut saldırıların Akkuyu sevkiyatını doğrudan engelleyeceğinin bugün için kesin biçimde söylenemeyeceğini belirtmek gerekiyor.
Ancak tartışmanın kendisi Karadeniz’de serbest ve güvenli seyrüseferin Türkiye açısından ne kadar geniş bir stratejik alana temas ettiğini gösteriyor.
Ankara’dan yeni bir deniz güvenliği girişimi beklentisi
Türk armatörler ve denizcilik sektörü temsilcilerinin temel talebi, Türkiye’nin hem Moskova hem Kiev nezdindeki diplomatik kanallarını kullanarak ticari gemilerin çatışma dışında tutulacağı yeni bir güvenlik mekanizması oluşturması.
Türkiye, daha önce Karadeniz Tahıl Girişimi, esir takasları ve Rusya-Ukrayna müzakerelerinde iki tarafla aynı anda görüşebilen az sayıdaki NATO ülkesinden biri olarak öne çıkmıştı.
Ancak son saldırılar Ankara’nın arabuluculuk kapasitesini artık doğrudan Türk denizcilerinin can güvenliği için kullanması yönündeki baskıyı artırıyor.
Özellikle Yaşar, Nadezhda, Necibe ve Ural vakalarının kısa aralıklarla yaşanması, savaşın ticari denizciliğe yayılmasının artık münferit bir risk olarak görülemeyeceğini ortaya koyuyor.
Karadeniz’in ticaret, tahıl ve enerji koridoru niteliğinin korunamaması halinde sonuç yalnız Türkiye’yi değil, Rusya, Ukrayna ve Karadeniz üzerinden küresel pazarlara bağlanan geniş bir ekonomik ağı etkileyebilir.
Bu nedenle Ankara açısından önümüzdeki dönemin temel sorusu, taraflarla ilişkilerde denge kurmanın ötesine geçiyor:
Karadeniz’de sivil gemilerin hedef olmaktan çıkarılmasını sağlayacak yeni bir seyrüsefer güvenliği mekanizması kurulabilecek mi?
YerelGundem.com
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)