Almanya’da yasalara hız sınırı yok: Anayasa Mahkemesi davayı reddetti
Almanya Anayasa Mahkemesi, Isıtma Yasası davasını reddetti; yasama için sabit süre koymadı ancak milletvekillerinin etkin katılım hakkını korudu.
Ahmet Taş | Yerel Gündem
KARLSRUHE / ALMANYA — Almanya Federal Anayasa Mahkemesi, 2023 tarihli Isıtma Yasası’nın hızlandırılmış görüşülmesine karşı açılan davayı reddederek yasama süreçleri için sayısal bir asgari süre belirlemedi.
Mahkemenin oy birliğiyle aldığı karar, Federal Meclis çoğunluğuna yasa görüşmelerinin takvimini belirleme konusunda geniş hareket alanı tanırken milletvekillerinin bilgilendirilme, görüş oluşturma ve parlamentodaki tartışmalara katılma haklarının anayasal güvence altında olduğunu da teyit etti.
Davayı açan eski Hristiyan Demokrat Birlik Partisi milletvekili Thomas Heilmann, 2023’te Isıtma Yasası’nda yapılan kapsamlı değişikliklerin milletvekillerine çok geç ulaştırıldığını ve yeterli değerlendirme süresi verilmediğini savunuyordu. Federal Anayasa Mahkemesi ise Heilmann’ın milletvekili olarak sahip olduğu hakların ihlal edilmiş olabileceğini yeterince somut biçimde ortaya koyamadığı sonucuna vardı.
Mahkeme davayı neden reddetti?
Federal Anayasa Mahkemesinin İkinci Senatosu, davayı esastan haklı ya da haksız bulmak yerine öncelikle kabul edilebilirlik şartları üzerinden değerlendirdi. Mahkeme, Heilmann’ın yasama sürecinin hangi aşamasında hangi bilgiden mahrum bırakıldığını ve bunun parlamentodaki katılım hakkını nasıl etkisizleştirdiğini yeterince açıklamadığına hükmetti.
Kararda, milletvekillerinin yalnızca oy kullanma değil, bir yasa teklifi hakkında bilgi edinme, görüş oluşturma, tartışmaya katılma ve kararın içeriğini etkilemeye çalışma haklarının bulunduğu belirtildi. Ancak bu hak, muhalefet milletvekillerinin hükümet ile parlamento çoğunluğu arasındaki bütün iç görüşmelere ve iletişim kanallarına dâhil edilmesini gerektirmiyor.
Mahkeme, hükümeti destekleyen parlamento çoğunluğunun bazı bilgilere muhalefetten daha erken ulaşmasının parlamenter sistemin yapısından kaynaklanabileceğini değerlendirdi. Böyle bir bilgi avantajının tek başına milletvekillerinin eşit katılım hakkını ihlal ettiği sonucuna varılamayacağı kaydedildi.
Heilmann’ın hükümetin elinde bulunan ancak yalnızca belirli milletvekilleriyle paylaşılan somut bir bilgiyi göstermediği de vurgulandı. Mahkemeye göre davacı, parlamentodaki tartışmanın tamamen işlevsiz kaldığını veya ortak bir değerlendirme zemininin hiç bulunmadığını ortaya koyamadı.
Yasama süreçlerine sabit bir süre sınırı getirilmeyecek
Kararın en önemli sonucu, Almanya’da yasa tasarılarının görüşülmesi için Anayasa’dan çıkarılabilecek sabit bir gün veya hafta sınırının bulunmadığının açıklığa kavuşturulması oldu.
Federal Anayasa Mahkemesi Başkan Yardımcısı Ann-Katrin Kaufhold, kararın açıklanması sırasında Anayasa’nın yasama sürecinin sınırsız biçimde hızlandırılmasına izin vermediğini ancak bu sınırın sayısal bir “hız sınırı” şeklinde tanımlanamayacağını söyledi.
“Anayasa, yasama süreçlerinin hızlandırılmasına sınır koyar; ancak sayısal bir hız sınırı belirlemez.”
Bu yaklaşım uyarınca, bir tasarının milletvekillerine kaç gün önce gönderildiğinden çok parlamentodaki görüşme sürecinin işlevini yerine getirip getirmediğine bakılacak.
Mahkeme, anayasal değerlendirmenin temel ölçütünü “görüş ve karşı görüşün” kamuya açık biçimde tartışılabilmesi olarak belirledi. Parlamento çoğunluğu süreci hızlandırsa bile milletvekilleri tasarının içeriğini anlayabiliyor, kendi görüşlerini oluşturabiliyor ve Genel Kurulda karşı argümanlarını dile getirebiliyorsa anayasal katılım hakkı korunmuş sayılabilecek.
2023’te Isıtma Yasası neden durdurulmuştu?
Dava, SPD, Yeşiller ve FDP’den oluşan önceki hükümetin 2023 yılında hazırladığı Isıtma Yasası’nın görüşülme sürecinden kaynaklandı.
Hükümetin ilk tasarısı 17 Mayıs 2023’te Federal Meclise sunuldu. Ancak koalisyon ortakları arasındaki anlaşmazlıklar nedeniyle tasarıda önemli değişiklikler yapılması kararlaştırıldı. Koalisyon partileri önce iki sayfalık “temel ilkeler” belgesi yayımladı, ardından 30 Haziran’da 110 sayfalık ayrıntılı değişiklik metnini parlamentoya iletti.
Tasarıya ilişkin ikinci uzman dinlemesi 3 Temmuz’da yapıldı. Komisyon görüşmeleri 5 Temmuz’da tamamlanırken ikinci ve üçüncü okumanın 7 Temmuz’da, yani parlamentonun yaz tatilinden hemen önce yapılması planlandı.
Thomas Heilmann, bu takvim nedeniyle milletvekillerinin yüzlerce sayfalık düzenlemeyi incelemeye, uzman görüşlerini değerlendirmeye ve kendi siyasi tutumlarını oluşturmaya yeterli zaman bulamadığını savunarak Federal Anayasa Mahkemesine başvurdu.
Mahkeme, 5 Temmuz 2023’te verdiği ihtiyati tedbir kararıyla Federal Meclisin tasarıyı aynı hafta içinde ikinci ve üçüncü okumaya götürmesini engelledi. Karar beşe karşı iki oyla alınmış ve milletvekillerinin katılım haklarının geri döndürülemez biçimde zarar görmesi ihtimaline dayanmıştı.
Geçici karar ile nihai karar neden farklı çıktı?
Federal Anayasa Mahkemesinin 2023’te yasama sürecini geçici olarak durdurması, Heilmann’ın davayı kesin olarak kazandığı anlamına gelmiyordu.
İhtiyati tedbir aşamasında mahkeme, bütün hukuki sorunları ayrıntılı biçimde çözmek yerine doğabilecek sonuçları karşılaştırdı. Yasa hemen kabul edilirse ve daha sonra milletvekili haklarının ihlal edildiği anlaşılırsa bu ihlal geri alınamayacaktı. Oylamanın ertelenmesi ise yasanın daha sonra görüşülmesini engellemeyecekti. Bu nedenle mahkeme geçici olarak daha fazla danışma süresi tanınmasını tercih etti.
Federal Meclis tasarıyı yaz tatilinden sonra, 8 Eylül 2023’te kabul etti. Böylece milletvekilleri yaklaşık iki aylık ek süre elde etti. Ancak tasarının içeriğinde bu süre içinde önemli bir değişiklik yapılmadı.
Nihai davada ise 2023’teki sürecin tamamı incelendi. Mahkeme, ilk hükümet tasarısının yalnızca içi boş bir “yer tutucu” olmadığına, 30 Haziran’da gönderilen ayrıntılı metinle birlikte milletvekillerinin elinde tartışmaya uygun bir temel bulunduğuna karar verdi.
Komisyon çalışmalarının zaman bakımından sıkıştırılmış olduğu kabul edildi. Buna rağmen mahkeme bu görüşmelerin olağanüstü derecede kısa, tamamen içeriksiz veya sonuçsuz olmadığını belirtti.
Karar milletvekillerinin haklarını ortadan kaldırmıyor
Mahkemenin sabit bir danışma süresi belirlememesi, hükümetlerin ve parlamento çoğunluklarının bütün yasaları son anda kabul edebileceği anlamına gelmiyor.
Anayasa’nın 38’inci maddesi, milletvekillerinin parlamentodaki karar alma sürecine eşit biçimde katılmasını güvence altına alıyor. Bir yasa tasarısı hiçbir ortak tartışma zemini oluşmadan, milletvekillerinin neyi oyladıklarını anlamasına imkân vermeden veya muhalefetin görüş bildirmesini fiilen engelleyecek biçimde kabul edilirse anayasal sınır aşılabilir.
Kararın ardından Thomas Heilmann, yasama süreçlerinin hızlandırılmasına güçlü bir yargısal fren getirilmemesinden duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi. Yeşiller, SPD ve AfD’den milletvekilleri de farklı siyasi değerlendirmelerde bulunmakla birlikte kararın “aceleye getirilmiş” yasama süreçleri için sınırsız bir yetki olarak yorumlanmaması gerektiğini belirtti.
Bu nedenle Karlsruhe kararı, “yasalar istediği kadar hızlı çıkarılabilir” şeklinde değil, “her yasa için geçerli sabit bir asgari süre bulunmuyor” şeklinde okunmalı. Hızlandırılmış sürecin anayasaya uygunluğu her olayda tasarının kapsamı, sunulan bilgiler, tartışma imkânları ve milletvekillerinin fiilî katılımı üzerinden değerlendirilecek.
Isıtma Yasası bu sırada yeniden değiştirildi
Mahkemenin incelediği 2023 tarihli düzenleme, 2026 yılında CDU/CSU ve SPD çoğunluğu tarafından hazırlanan yeni Bina Modernizasyon Yasası ile kapsamlı biçimde değiştirildi.
Federal Meclis, 10 Temmuz 2026’da yeni düzenlemeyi 323 kabul ve 271 ret oyuyla onayladı. Düzenlemeyle yeni petrol ve doğal gazlı ısıtma sistemlerinin kurulmasına uzun vadede yeniden izin verilirken kullanılan yakıtların 2045’e kadar tamamen iklim nötr hâle gelmesi hedeflendi.
Yeni yasama süreci de hız ve bilgi eksikliği tartışmalarına konu oldu. Sol Parti milletvekilleri ve parlamento grubu, hükümetin iklim etkileri ile biyogaz arzına ilişkin yeterli veri sunmadığını savunarak Federal Anayasa Mahkemesine başvurdu. Mahkeme 9 Temmuz’da bu başvuruyu, davacıların hak ihlali iddiasını önce hükümet ve Federal Meclis karşısında yeterince açık hâle getirmediği gerekçesiyle kabul edilemez buldu.
Karlsruhe’nin 23 Temmuz kararı, gelecekteki tartışmalar için genel bir ölçüt ortaya koydu: Federal Meclis yasa takviminde geniş özerkliğe sahip olacak, ancak parlamentodaki müzakere yalnızca biçimsel bir oylamaya indirgenemeyecek.
Mahkemeye göre belirleyici olan, milletvekillerinin tartışılacak konu hakkında yeterli bir ortak zemine sahip olması ve görüşleriyle karar sürecini etkileyebilmesidir. Böylece Almanya’da yasama için sayısal bir “hız sınırı” getirilmedi; fakat parlamenter tartışmanın tamamen işlevsiz hâle getirilmesi de anayasal korumanın dışında bırakılmadı.
YerelGundem.com
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)