Türkiye'nin Yeni Normalleşme Girişimi: İkinci Kumpas Korkusu ve Siyasi Kırmızı Çizgiler
Türkiye'nin yeni normalleşme süreci, DEM Parti'nin uzlaşmaz "Kürdistan" ve "Öcalan'a özgürlük" söylemleriyle gerilirken, PKK lideri Öcalan'ın yargıya "muhalifleri susturma" çağrısı, kamuoyunda on yıl önceki "Ergenekon-Balyoz" kumpaslarının tekrar kurulacağı endişesini yarattı.
Türkiye'nin Yeni Normalleşme Girişimi: İkinci 'Kumpas' Korkusu ve Siyasi Kırmızı Çizgiler
YEREL GÜNDEM / ANKARA, TÜRKİYE
Türkiye'de iktidar ve muhalefetin belirli kanatları arasında yeniden başlayan "Terörsüz Türkiye" hedefli normalleşme girişimleri, ülkenin geçmişteki "açılım" dönemlerinde yaşanan siyasi tasfiyeler ve kumpas davalarıyla kıyaslanarak derin bir endişeye neden oluyor. Gazeteci Müyesser Yıldız'ın kaleme aldığı son analiz, PKK lideri Abdullah Öcalan'ın ve siyasi uzantısı DEM Parti'nin süreçteki taleplerine odaklanarak, muhalif seslerin yargı yoluyla susturulması yönündeki baskıları ele alıyor ve bu durumun, on yıl önceki "Ergenekon-Balyoz" davalarına benzer bir siyasi temizlik riskini taşıdığı uyarısında bulunuyor.
"Pişmanlık Yok, Dayatma Var": DEM Parti'den Tartışmalı Söylemler
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) kurulan ve süreci takip eden komisyon toplantıları, DEM Parti'nin uzlaşmaz tavırları nedeniyle gergin geçiyor. Yıldız'ın aktardığına göre, akademisyenlerin "etkin pişmanlık düzenlemesi" önerisine DEM'li Meral Danış Beştaş sert bir tepki gösterdi. Beştaş, bu tür bir yaklaşımın "meseleyi çok geri bir noktaya taşıyacağını" savunarak, siyasi çözüm yerine "pişmanlık" beklentisinin süreci engellediğini iddia etti. Bu tavır, 40 binden fazla insanın ölümünden sorumlu tutulan bir örgütün siyasi uzantılarının, en ufak bir özür ya da pişmanlık göstermeden siyasi dayatmada bulundukları eleştirilerini beraberinde getirdi.
Tartışmaların zirve noktası, Meclis çatısı altında yaşandı. DEM Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit'in, Diyarbakır'dan gelen destekçilere "Kürdistan'ın dört bir yanından... yürüyen kadınlar hoş geldiniz" diye seslenmesi ve salonda "Biji Serok Apo" (Yaşasın Başkan Apo) sloganlarının atılması, Türk Milleti'nin kırmızı çizgilerini aşan provokasyonlar olarak görüldü.
MHP'nin Sessizliği ve "Kürdistan" İfadeleri
Yaşanan bu skandal üzerine siyasi partilerden tepkiler gecikmezken, özellikle iktidar ortağı Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) tavrı eleştiri konusu oldu. MHP Lideri Devlet Bahçeli, geçmişte "Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları dahilinde Kürdistan diye bir yer yoktur, asla da olmayacaktır" diyerek "Kürdistan" ifadesini "tarihi bir ihanet" olarak nitelemişti. Ancak Meclis'teki "Kürdistan" söylemine MHP ve AK Parti'den gelen tepkilerin zayıf kalması dikkat çekti.
DEM Eşbaşkanı Tülay Hatimoğulları'nın Erbil’de "ulus devlet anlayışının tükenmekte olduğu" ve "demokratik konfederalizm" hezeyanları, ile Ahmet Türk'ün Mardin'deki "Kürdistan’ın dört parçasında siyasi partiler arasında bir diyaloğun oluşturulması" çağrısı da sürece yönelik endişeleri artırdı. Bu tür söylemler, çözüm sürecinin asıl amacının terörün sonlandırılması yerine, bölgesel ayrılıkçı taleplerin meşrulaştırılması olabileceği şüphesini yaratıyor.
Öcalan'dan Yargıya Müdahale Sinyali: İkinci Kumpas Korkusu
Analizin en kritik noktası, PKK lideri Abdullah Öcalan ve DEM Parti sözcülerinin, sürece karşı çıkan medya ve siyasi çevrelerin "susturulması" yönündeki açık çağrılarıdır. Öcalan'ın İmralı'dan gönderdiği mesajlarda, medyanın sürece dair olumsuz dilini eleştirerek, "bütün bunları iyileştirmek, ortadan kaldırmak yine iktidarın görevi" dediği belirtildi. Bu, iktidara, yargı ve medya üzerindeki gücünü kullanarak "süreç karşıtlarını susturma" çağrısı olarak yorumlandı.
Bu çağrıların ardından gelen bazı olaylar, gazeteci Müyesser Yıldız'ı ve kamuoyundaki muhalif kesimi tedirgin etti. Özellikle açılıma karşı çıkan emekli Albay Orkun Özeller'in tutuklanması, eleştirilerin "Habur sendromu" yaratma çabası olarak nitelendirilmesi ve muhalif yayın organlarının hedef gösterilmesi, akıllara 2007-2010 döneminde TSK ve sivil muhaliflerin yargı eliyle tasfiye edildiği Ergenekon ve Balyoz kumpaslarını getirdi.
O dönemde, terör örgütü elebaşı Öcalan'ın notlarında, ordunun çözüm isteyen kesiminin Ergenekon'la birlikte tasfiye edildiği ve bu tasfiyenin ABD ile Gülen Cemaati işbirliğiyle yapıldığı iddia edilmişti. O kumpaslarda, Bingöl'de 33 askerin şehit edilmesinden sorumlu olan Şemdin Sakık'ın "gizli tanık" yapılmasına karşın, Türkiye Cumhuriyeti'nin 26. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un sanık olarak yargılanması, süreçteki çifte standartları ve siyasi manipülasyonu simgeliyordu.
Müyesser Yıldız, bu tarihsel paralellikleri işaret ederek, "Ne istiyorsunuz; ikinci Ergenekon kumpasının kurulmasını mı?!" sorusunu yöneltiyor. Bu soru, Türkiye'de yeni normalleşme adı altındaki sürecin, terörün sonlandırılması hedefinden sapıp, siyasi muhalifleri tasfiye etme aracına dönüşebileceği yönündeki derin kaygıları özetlemektedir.
Kaynak: Müyesser Yıldız / 12 Punto
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)