Aytunç Erkin’den post-truth siyaseti ve sosyal medya uyarısı
Aytunç Erkin, CHP tartışmaları üzerinden post-truth siyaset, sosyal medya kampanyaları ve gazetecilikte hakikat arayışını değerlendirdi.
Ahmet Taş | Yerel Gündem
ANKARA, TÜRKİYE — Nefes Gazetesi yazarı Aytunç Erkin, CHP’deki “butlan” tartışmaları ve sosyal medya kampanyaları üzerinden post-truth siyaset, algı operasyonu ve gazeteciliğin tarafsızlık-hakikat ilişkisini gündeme taşıdı.
Erkin, 18 Haziran 2026 tarihli yazısında “Post-Factual Politics” ve “Post-Reality Politics” kavramlarını hatırlatarak, olgularla desteklenmeyen mesajların tekrar edilmesiyle kitlelerin ikna edilmeye çalışıldığı bir siyaset tarzına dikkat çekti. Yazıda, bu yöntemin yalnızca iktidar medyasıyla sınırlı olmadığı, muhalefet çevrelerinde de sosyal medya hesapları üzerinden benzer kampanya yöntemlerinin kullanılabildiği savunuldu.
Post-truth siyaset ne anlama geliyor?
Aytunç Erkin, yazısının girişinde “Post-Factual Politics” ve “Post-Reality Politics” kavramlarına atıf yaptı. Bu kavramlar, siyasette gerçeklerden çok duygulara hitap eden, olgularla desteklenmeyen mesajların tekrar yoluyla etkili hale getirildiği bir iletişim biçimini anlatıyor.
Erkin’e göre bu tabloyu “siyaset ve medya eliyle aldatma” olarak okumak da mümkün. Yazıda post-truth, “gerçek ötesi” olarak tanımlanırken, algıların olguların önüne geçmesi vurgulandı.
Bu çerçevede “algı operasyonu” kavramı da öne çıkarıldı. Erkin, algı operasyonunu toplumun istenilen şekilde düşünmeye ikna edilmesi amacıyla yapılan yönlendirme olarak değerlendirdi.
Bu tartışma, yalnızca teorik bir medya-siyaset meselesi olarak değil, Türkiye’deki güncel CHP tartışmaları ve sosyal medya kampanyaları bağlamında ele alındı.
Sosyal medya kampanyaları hedefte
Erkin, yazısında sosyal medyada bazı hesaplar üzerinden Nefes Gazetesi ve kendisine yönelik yürütüldüğünü belirttiği bir kampanyadan söz etti.
Yazıda aktarılanlara göre bazı sosyal medya hesapları, Nefes Gazetesi’nin CHP’deki “butlan” tartışmasında belirli bir kanadın yanında konumlandığını iddia etti. Erkin ise bu iddiayı reddederek, gazetenin arşivinde Kemal Kılıçdaroğlu’nu, Özgür Özel’i ya da başka bir ismi öne çıkaran bir yayın çizgisi bulunmadığını savundu.
Erkin, Nefes Gazetesi’nde yer alan haberlerin “olanları” ve “gerçekleri” aktardığını belirtti. Yazısında “Kurultay satrancı”, “Butlan kavgası karakolda bitti”, “12’nci katta ne yaşandı?”, “Kurultay öncesi ilk hamle PM’de” ve “Özgür Özel: Sandığı acil getirmeliyiz” gibi başlıkları örnek gösterdi.
Bu başlıklar üzerinden gazetenin taraflı değil, gelişmeleri haberleştiren bir çizgide durduğunu ifade etti.
CHP’deki butlan tartışması gazeteciliği de etkiliyor
CHP’de kurultay, butlan, yeni parti ihtimali, Özgür Özel’in stratejisi, Ekrem İmamoğlu’nun siyasi hattı ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun konumu son dönemde siyasetin en çok tartışılan başlıkları arasında yer alıyor.
Erkin’in yazısına göre bu tartışmalarda bir tarafı tutmayan, iki tarafı da eleştiren veya farklı kanatlardan bilgi alarak yazan gazeteciler sosyal medyada hedef haline gelebiliyor.
Yazıda, CHP’de yaşanan sürecin kimilerine göre dışarıdan müdahale, kimilerine göre iç kavga olarak değerlendirildiği belirtildi. Ancak Erkin’e göre gazetecinin görevi, bu tartışmalarda bir merkezin propagandasını yapmak değil, farklı kaynaklardan bilgi alarak hakikati aktarmak.
Bu yaklaşım, Türkiye’de medya ve siyaset arasındaki gerilimli ilişkiyi yeniden gündeme getiriyor. Özellikle sosyal medyanın siyasi kamplaşmayı hızlandırdığı bir dönemde, gazetecilerin hangi kaynakla görüşüp hangi bilgiyi yazdığı doğrudan siyasi etiketlemeye konu olabiliyor.
Erkin hangi yazılardan sonra hedef olduğunu anlattı
Aytunç Erkin, kendisine ve Nefes Gazetesi’ne yönelik kampanyanın belirli yazılarından sonra başladığını öne sürdü.
Erkin’in aktardığına göre bu süreç, “Özgür Özel’in zor kararı, İmamoğlu’nun yolu” başlıklı yazısının ardından hızlandı. Söz konusu yazıda, CHP’nin hukuki mücadeleyle mi devam edeceği, yoksa İmamoğlu çizgisinin işaret ettiği yeni siyasi iklim doğrultusunda başka bir yola mı gireceği tartışılmıştı.
Erkin, yazısında CHP’nin kurucu kimliğinden vazgeçmeyecek kitlelerin nasıl ikna edileceği, milletvekillerinin ve belediye başkanlarının yeni bir siyasi hatta nasıl konumlanacağı, yeni partinin kuruluş kodlarının ne olacağı gibi sorulara dikkat çekmişti.
Bir gün sonra ise AREA Araştırma’nın “butlan” kararı sonrası yaptığı anketi köşesinde paylaştığını belirten Erkin, Özgür Özel’in yeni parti sürecindeki oy potansiyelinin ve CHP tabanının tutumunun bazı çevreleri rahatsız ettiğini savundu.
“Tarafsız gazeteci yoktur ama hakikat vardır” vurgusu
Erkin’in yazısında en dikkat çeken başlıklardan biri gazetecilik anlayışına ilişkin değerlendirmeleri oldu. Erkin, “tarafsız gazeteci yoktur” ifadesiyle gazetecilerin de fikirleri ve yorumları olabileceğini belirtti; ancak bunun hakikati yazma sorumluluğunu ortadan kaldırmadığını vurguladı.
Yazıda, gazetecilerin Kılıçdaroğlu’yla, Özel’le, Mansur Yavaş’la, İmamoğlu’yla, AKP’lilerle ve farklı siyasi partilerden isimlerle görüşmesinin onları herhangi bir siyasi kanadın mensubu haline getirmeyeceği ifade edildi.
Erkin’e göre gazeteci, farklı kaynaklarla görüşür; aldığı bilgi doğruysa bunu yazar ve kamuoyuna aktarır. Bu görüşmelerin gazeteciyi “butlancı”, “Özelci” ya da “İmamoğlucu” yapmayacağını savundu.
Bu değerlendirme, Türkiye’de son yıllarda sıklaşan “iktidar gazetecisi” ve “muhalefet gazetecisi” ayrımına karşı “sadece gazetecilik” vurgusu olarak öne çıktı.
Kılıçdaroğlu yayını ve gazeteciye soru sorma hakkı
Erkin, yazısının sonunda Kemal Kılıçdaroğlu’nun bir televizyon kanalına çıkacağını ve gazetecilerin kendisine soru yönelteceğini hatırlattı.
Bu yayın öncesinde söz konusu gazeteciler için de sosyal medyada “butlancı” benzeri etiketlemeler yapılabileceğini belirten Erkin, gazetecilerin soru sormaktan vazgeçmemesi gerektiğini savundu.
Bu bölümde yazının ana mesajı, gazeteciliğin siyasi kampların beklentilerine göre değil, kamunun bilgi alma hakkına göre yapılması gerektiği oldu.
Erkin, sosyal medya hesaplarının gazetecilere yön vermeye çalışmasını eleştirirken, halkın bilgiye erişim hakkının propaganda beklentilerinden daha önemli olduğunu dile getirdi.
Post-truth tartışması Türkiye siyasetinde neden önemli?
Aytunç Erkin’in yazısı, yalnızca Nefes Gazetesi’ne yönelik sosyal medya kampanyasıyla sınırlı bir tartışma değil. Yazı, Türkiye’de siyaset, medya, sosyal medya ve hakikat ilişkisi bakımından daha geniş bir soruna işaret ediyor.
Post-truth siyaset, duyguların olguların önüne geçtiği, tekrar edilen mesajların gerçekmiş gibi kabul gördüğü ve kitlelerin siyasi aidiyetler üzerinden yönlendirildiği bir alan oluşturuyor.
Bu alan içinde gazeteciler de baskı altında kalabiliyor. Bir gazeteci farklı kanatlarla görüştüğünde, her iki tarafı da eleştirdiğinde veya bir grubun beklentisine uygun yayın yapmadığında kolaylıkla etiketlenebiliyor.
Erkin’in yazısında dile getirdiği ana itiraz da bu noktada yoğunlaşıyor: Gazeteciden propaganda mı beklenecek, yoksa bilgi mi?
Medya ve siyaset ilişkisinde yeni sınav
CHP’deki kurultay, butlan ve liderlik tartışmaları devam ederken, sosyal medya üzerinden yürüyen etiketleme ve kampanya dili de siyasetin bir parçası haline gelmiş durumda.
Erkin’in yazısı, bu ortamda gazeteciliğin temel sorusunu yeniden gündeme getiriyor: Gazeteci yalnızca kendi mahallesinin beklentisini mi karşılamalı, yoksa farklı kaynaklardan bilgi alarak kamuoyuna mümkün olduğunca geniş bir gerçeklik alanı mı sunmalı?
Bu tartışma, yalnızca bir gazete ya da bir yazar üzerinden değil, Türkiye’de medya düzeninin geleceği açısından da önem taşıyor.
Sosyal medya kampanyalarının hızla yayıldığı, siyasi kamplaşmanın sertleştiği ve bilgi ile propaganda arasındaki çizginin giderek belirsizleştiği bir dönemde, gazeteciliğin hakikatle ilişkisi siyasetin en önemli sınavlarından biri olmaya devam ediyor.
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)