İlhami Güler’den Türkiye’de sosyal-siyasal çürüme analizi

Prof. Dr. İlhami Güler, 15 Temmuz ve CHP’de mutlak butlan tartışması üzerinden Türkiye’de din, hukuk ve demokrasinin aşınmasını değerlendirdi.

Jun 13, 2026 - 21:08
0
İlhami Güler’den Türkiye’de sosyal-siyasal çürüme analizi

Ahmet Taş | Yerel Gündem

ANKARA / TÜRKİYE — İlahiyatçı Prof. Dr. İlhami Güler, Türkiye’de din, hukuk, bilim ve demokrasinin anlam kaybına uğradığını belirterek, 15 Temmuz ve CHP’deki mutlak butlan tartışmasını sosyal-siyasal çürümenin iki görünür semptomu olarak değerlendirdi.

Karar’da yayımlanan “Türkiye’de sosyal-siyasal çürümenin semptomları” başlıklı yazısında Güler, yalnız güncel siyasi tartışmaları değil, Türkiye’de değerlerin nasıl araçsallaştırıldığını ve içlerinin nasıl boşaltıldığını ele aldı. Yazıda FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimi ile CHP’ye yönelik mutlak butlan tartışması, din, hukuk, demokrasi, medya ve iktidar hırsı bağlamında aynı büyük çözülmenin farklı görüntüleri olarak okundu.

Din, hukuk ve demokrasi “sözde” kalınca

Güler’in temel tespiti, modern dünyada insanlığın uzun tarihsel süreç içinde geliştirdiği bazı temel değerlerin artık çoğu zaman yalnızca dilde kalmasıdır. Din, bilim, hukuk ve demokrasi gibi kavramlar hâlâ sıkça kullanılmaktadır; ancak yazara göre bu kavramların ahlaki, kurumsal ve vicdani içeriği büyük ölçüde boşalmıştır.

Bu tespit yalnız Türkiye’ye özgü değildir. Güler, küresel ölçekte de benzer bir yozlaşma yaşandığını savunur. Ona göre çağdaş dünyada din, hakikatin ve ahlakın dili olmaktan çıkıp kimlik ve iktidar aracına dönüşebilmekte; hukuk adalet üretmek yerine gücün teknik aparatı haline gelebilmekte; demokrasi ise halk iradesi yerine medya, para ve örgütlü çıkar grupları tarafından yönlendirilen bir ritüele indirgenebilmektedir.

Türkiye’de yaşanan bazı politik olaylar da bu küresel eğilimin yerli örnekleri olarak okunmaktadır.

15 Temmuz: Din, hukuk ve demokrasinin istismarı

Güler’in analizindeki ilk büyük örnek, FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişimidir. Yazara göre bu olay, Türkiye’de dinin, hukukun ve demokrasinin nasıl çürütülebildiğini gösteren en ağır tecrübelerden biridir.

FETÖ’nün dinî samimiyet görüntüsü altında örgütlü gizlilik, takiyye, hiyerarşik bağlılık, hukuksuzluk ve şiddet ürettiğini belirten Güler, bu yapının sonunda darbe teşebbüsüne kadar uzanan bir zorbalık çizgisine savrulduğunu vurgular. Bu noktada FETÖ yalnız siyasi bir örgüt olarak değil, din dilini araçsallaştıran bir çürüme örneği olarak ele alınır.

Ancak Güler’in yazısında sorumluluk tek taraflı kurulmaz. Ona göre iktidar tarafı da uzun süre bu “paralel yapı” ile iş birliği yapmış, iktidar tutkusu ve çıkar maksimizasyonu nedeniyle yapının büyümesine göz yummuştur. Bu nedenle 15 Temmuz yalnız FETÖ’nün ihanetini değil, devlet ve siyaset alanında ahlaki terazilerin nasıl bozulduğunu da göstermektedir.

CHP’de mutlak butlan tartışması ve muhalefetin krizi

Yazıda ikinci örnek olarak CHP’ye yönelik mutlak butlan tartışması ele alınır. Güler’e göre bu olayda da hukuk ve demokrasi ağır biçimde aşınmaktadır. Ancak burada da yalnız iktidar eleştirisi yapılmaz; muhalefetin kendi içindeki iktidar mücadelesi, seküler ahlak ve demokratik kültür açısından ciddi bir bozulma örneği olarak değerlendirilir.

Güler, ana muhalefetin kendi içinde parçalanmasını, iktidar hırsı ve çıkar maksimizasyonu üzerinden okur. Ona göre bir siyasi hareketin kendi iç hukukunu, ahlakını ve demokratik usullerini zedelemesi, yalnız parti içi sorun değildir; ülke demokrasisinin genel kalitesini de aşağı çeker.

Bu noktada iktidar tarafına yönelik eleştiri de devreye girer. Güler, iktidarın bu sürecin doğrudan içinde olduğunu gösteren kesin bir kanıt bulunmadığını belirtmekle birlikte, hukuku kullanarak muhalefeti zayıflatma yönünde güçlü bir kamuoyu kanaati oluştuğunu ifade eder. Her gün sürece ilişkin konuşulması ve medya üzerinden atmosferin sürekli diri tutulması da bu kanaati güçlendiren unsurlar arasında değerlendirilir.

Ahlaki terazi bozulunca siyaset de çürür

Güler’in yazısında en güçlü kavramlardan biri “terazi” metaforudur. Hukukta, ekonomide ve siyasette ölçünün bozulması, toplumsal çürümenin merkezinde yer alır. İnsan veya kurum kendisi için tam ölçü isterken, başkası için eksik ölçü verdiğinde sosyal güven yıkılır.

Bu perspektiften bakıldığında Türkiye’deki kriz yalnız kurumların çalışmaması değil, vicdan ayarlarının bozulmasıdır. Hukuk, tarafsız adalet mekanizması olmaktan çıkıp tarafların birbirine karşı kullandığı bir sopa haline geldiğinde; demokrasi, eşit rekabet ve ahlaki zemin olmaktan çıkıp güç mücadelesinin aracı haline geldiğinde; din, Allah’a karşı sorumluluk bilinci yerine örgütsel bağlılık ve siyasal meşruiyet aracına dönüştüğünde çürüme başlamış demektir.

Güler’in metni, bu yönüyle güncel siyasi polemiklerden çok daha derin bir ahlaki krize işaret eder.

Necip Fazıl’ın “Destan”ı bugünü anlatıyor mu?

Yazıda dikkat çeken başlıklardan biri de Necip Fazıl Kısakürek’in “Destan” şiirine yapılan göndermedir. Güler, Necip Fazıl’ın politik karakterine ve bazı yönlerine yönelik eleştirilerini saklı tuttuğunu belirterek, söz konusu şiirin bugünkü sosyal ve siyasal çürümeyi çarpıcı biçimde anlattığını söyler.

Şiirdeki dünya tasviri, ahlaki çözülme, şehir hayatının çürümesi, ilmin köleleşmesi, siyasetin yasakçı bir memuriyet gibi işlemesi, sanatın çırpınmaya dönüşmesi ve kutsal emanetin zayi edilmesi gibi temalar, Güler’e göre bugünün Türkiye’si için de anlamlıdır.

Bu değerlendirme, yazının edebî ve kültürel boyutunu güçlendirir. Çünkü Güler, yalnız siyasal kurumları değil, toplumun ruhunu, ahlaki enerjisini ve kültürel dayanaklarını da tartışmaya açar.

Spengler ve demokrasiden Sezarizme geçiş

Güler’in analizinde en önemli teorik çerçevelerden biri Oswald Spengler’in “Batı’nın Çöküşü”nde ortaya koyduğu Sezarizm kavramıdır. Spengler’e göre burjuva demokrasisi zamanla kültürel motivasyonlarını yitirir, para ve medya gücü siyaseti belirlemeye başlar, partiler zümrelerin yerini alır ve nihayet kitleler güçlü bir kurtarıcı figüre yönelir.

Güler, bu çerçeveyi hem küresel siyaset hem de Türkiye açısından anlamlı bulur. Ona göre yozlaşmış demokrasilerde “doğru”yu çoğu zaman medya belirler. Basın veya medya neyi görünür kılarsa o gerçek kabul edilir; neyi suskunluğa gömerse o toplumsal bilinçten düşer.

Bu durum, demokrasinin yalnız sandığa indirgenmesiyle daha da derinleşir. Sandık elbette demokrasinin vazgeçilmez unsurudur; ancak hukuk, ahlak, özgür medya, kurumsal denge ve toplumsal güven olmadan sandık da zamanla güç mücadelesinin tekniğine dönüşebilir.

Medya, para ve kurtarıcı arayışı

Spengler’in Sezarizm okumasında para, medya ve kitle psikolojisi belirleyici unsurlardır. Güler’in yazısı da bu çizgiyi Türkiye’ye taşır. Ona göre medya kampanyaları toplumsal algıyı kısa sürede dönüştürebilmekte; siyaset de bu algı mühendisliği üzerinden yeniden kurulmaktadır.

Böyle bir ortamda insanlar sürekli kavga, güvensizlik ve ahlaki dağınıklıktan yorulur. Toplum bir süre sonra kurumlardan değil, güçlü bir kurtarıcı figürden medet ummaya başlar. İşte Sezarizm bu zeminde doğar.

Güler’in yazısındaki asıl uyarı da burada belirginleşir: Hukuk ve demokrasi çürüdüğünde, insanlar özgürlükten değil düzen vaadinden; kurumsal adaletten değil güçlü kişilikten; ortak akıldan değil tek iradeden medet ummaya başlar. Bu da demokrasinin içinden otoriter eğilimlerin yükselmesine zemin hazırlar.

Türkiye nereye gidiyor?

Güler’in yazısı, Türkiye’deki iktidar-muhalefet gerilimini yalnız güncel politik rekabet olarak görmez. Daha derinde, ortak değerlerin aşınması, kurumların araçsallaşması, ahlakın siyasetten çekilmesi ve medyanın hakikat yerine algı üretmesi gibi daha yapısal sorunlara dikkat çeker.

Bu nedenle yazı, yalnız bir iktidar eleştirisi ya da yalnız bir muhalefet eleştirisi değildir. Her iki tarafın da kendi çıkar alanında dini, hukuku, demokrasiyi veya ahlakı zedeleyebildiğini savunan daha geniş bir çürüme analizidir.

Güler’in sonuçta işaret ettiği tablo karamsardır: Küresel ölçekte olduğu gibi Türkiye’de de demokrasi, hukuk ve din gibi büyük değerler sıkça konuşulmakta; fakat pratikte bunların içi boşalabilmektedir. Bu boşalma sürdükçe de toplum, adalet duygusunu, ortak hayat ahlakını ve kurumsal güvenini kaybetmektedir.

Çözüm nerede aranmalı?

Güler açık bir reçete vermekten çok bir teşhis koymaktadır. Bu teşhise göre çözüm, tarafların birbirini suçlamasından önce kendi ahlaki terazilerine bakmasından geçer. İktidar için de muhalefet için de dinî çevreler için de seküler çevreler için de temel soru aynıdır: Kendi çıkarımız söz konusu olduğunda hukuk, demokrasi ve ahlak bizim için hâlâ bağlayıcı mı?

Eğer cevap evet değilse, siyaset yalnız güç oyununa dönüşür. Güç oyunu ise bir süre sonra herkesi yorar, toplumu tüketir ve nihayet yeni bir otoriter kurtarıcı arayışını besler.

Türkiye’nin ihtiyacı, dinin, hukukun, bilimin ve demokrasinin yalnız slogan olarak değil, gerçek içerikleriyle yeniden ciddiye alınmasıdır. Aksi halde çürümenin semptomları yalnız bugünkü krizlerle sınırlı kalmayacak; toplumun gelecek tasavvurunu da zehirlemeye devam edecektir.

www.yerelgundem.com

Tepkin Ne?

Harika Harika 0
Kötü Kötü 0
Sevdim Sevdim 0
Komik Komik 0
Şaşırdım Şaşırdım 0
Üzücü Üzücü 0
Kızdım Kızdım 0
Yerel Gündem

Editör Masası| YerelGundem.com Türkiye ve küresel siyasetin ve uluslararası ilişkilerin nabzını tutan Yerel Gündem, Türkiye ve dünya gündemindeki en etkili ve alışılagelmişin dışındaki haberleri titiz bir veri doğrulama süreciyle raporlar. Entelektüel bir derinliğe sahip köşe yazılarımız ve stratejik öngörülerimizle, bilginin dürüstlükle buluştuğu noktada dünya siyasetine projektör tutuyoruz.

Yorumlar (0)

User