Taha Akyol: Davutoğlu’nun uyarıları Türkiye için alarm niteliğinde
Taha Akyol, Davutoğlu’nun parti siyasetinden çekilirken yaptığı başkanlık sistemi, kutuplaşma ve siyasi ahlak uyarılarını değerlendirdi.
AHMET TAŞ | YEREL GÜNDEM
ANKARA / TÜRKİYE — Gazeteci-yazar Taha Akyol, Ahmet Davutoğlu’nun parti siyasetinden çekilirken yaptığı sistem, kutuplaşma ve siyasi ahlak uyarılarının Türkiye açısından “alarm” niteliği taşıdığını savundu.
Akyol, 31 Temmuz 2026 tarihli yazısında Gelecek Partisi’nin siyasi faaliyetlerini sonlandırma kararından çok, Davutoğlu’nun yayımladığı açıklamadaki Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve toplumsal kutuplaşma değerlendirmeleri üzerinde durdu. Yazıda yer alan değerlendirmeler Taha Akyol’un görüşlerini yansıtıyor.
Siyasi faaliyetleri sonlandırma kararı sürpriz bulunmadı
Ahmet Davutoğlu, “kirlenmiş siyasi iklimin bir parçası olmamak” gerekçesiyle parti siyasetinden çekilme ve Gelecek Partisi’nin siyasi faaliyetlerini sonlandırma kararı aldıklarını duyurdu. Açıklamada Davutoğlu’nun düşünce, eğitim, bilim, kültür, ekonomi ve uluslararası diplomasi gibi alanlarda çalışmaya devam edeceği belirtildi.
Taha Akyol, kararın kendisi açısından sürpriz olmadığını yazdı. Medya imkânları ve mali kaynakların büyük ölçüde iktidarın etkisi altında bulunduğunu savunan Akyol, hazır ve güçlü bir seçmen tabanı olmadan yeni bir muhalefet partisi kurmanın son derece zor olduğunu belirtti.
Akyol’a göre Gelecek Partisi’nin mevcut koşullarda teşkilatını ve siyasi etkisini büyütme imkânı kalmamıştı. Bu nedenle partinin faaliyetlerini sonlandırmasını, siyasi şartların ortaya çıkardığı öngörülebilir bir sonuç olarak değerlendirdi.
Yazarın asıl üzerinde durduğu nokta ise Davutoğlu’nun siyasi vedası değil, yayımladığı açıklamada Türkiye’nin yönetim sistemi ve toplumsal geleceği hakkında yaptığı uyarılar oldu.
Cumhurbaşkanlığı sistemi için güç yoğunlaşması uyarısı
Akyol, Davutoğlu’nun ilk önemli uyarısının Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle ilgili olduğunu aktardı. Davutoğlu, açıklamasında gücün tek elde toplanmasının Meclisin denetim yetkisini zayıflattığını, yargı bağımsızlığını tartışmalı hâle getirdiğini ve bürokraside kurumsal sorumluluk yerine kişisel sadakati öne çıkardığını savundu.
Davutoğlu’na göre bu yapı, devlet kurumlarını güçlendirmek yerine sistemin kırılganlığını artırıyor. Millî ve manevi değerlerin otoriterleşmeyi meşrulaştırmak için kullanılmasının da uzun vadeli bir tehlike oluşturduğunu ileri sürüyor.
Akyol, bu değerlendirmeleri siyaset bilimi, anayasa hukuku ve tarih açısından önemli bulduğunu yazdı. Türkiye’nin 2028 seçimlerine mevcut sistemle ilerlemesi durumunda geçici değil, kalıcı bir otoriter yapının ortaya çıkabileceğine ilişkin uyarının ciddiye alınması gerektiğini savundu.
Davutoğlu, Cumhurbaşkanlığı sistemine ilişkin eleştirilerini ilk kez yeni açıklamasında dile getirmedi. Nisan 2019’da yayımladığı değerlendirmede de yürütmenin yasama ve yargı karşısında baskın hâle geldiğini, denge-denetim mekanizmalarının işlevsizleştiğini ve kuvvetler ayrılığının yeniden kurulması gerektiğini belirtmişti.
Kutuplaşmanın rövanşist siyasete dönüşme riski
Akyol’un öne çıkardığı ikinci uyarı, Türkiye’deki kutuplaşmanın gelecekte nasıl bir siyasi sonuç doğurabileceğiyle ilgili oldu.
Davutoğlu, otoriterleşme, yolsuzluk iddiaları, gelir adaletsizliği, yasaklar ve hukuk ihlallerinin toplumda büyüyen bir öfke yarattığını savundu. Bu öfkenin demokratik ve hukuk temelli bir değişim yerine rövanşist bir karşı iktidara dönüşmesinin Türkiye için başka bir tehlike oluşturabileceğini belirtti.
Akyol, iktidarın değişmesinin tek başına demokratikleşme anlamına gelmeyeceğine dikkat çeken bu değerlendirmeyi önemli buldu. Mevcut dönemde yaşanan haksızlıkların, sonraki iktidar tarafından farklı kesimlere yöneltilmesi durumunda kutuplaşma döngüsünün devam edeceğini ifade etti.
Bu bakımdan Davutoğlu’nun mesajı yalnızca mevcut iktidara değil, gelecekte iktidar olabilecek muhalefet partilerine yönelik bir uyarı olarak da değerlendiriliyor. Akyol’a göre Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu değişim, gücün el değiştirmesinden ziyade hukukun üstünlüğünü ve kurumsal denetimi yeniden kuracak bir sistem dönüşümü olmalı.
Siyasi ahlak ve denetim tartışması
Taha Akyol, Davutoğlu’nun açıklamasında muhafazakâr siyasi çevrelerin “ahlaki üstünlüğünü kaybettiği” yönündeki eleştirisine de yer verdi.
Davutoğlu, 22 Nisan 2019’da yayımladığı siyasi değerlendirmede siyasi ahlak, şeffaflık, siyasetin finansmanı ve imar rantlarının vergilendirilmesine ilişkin kanunların çıkarılmasını istemişti. Bu alanların kişilerin şahsi ahlak anlayışına bırakılmaması, açık kurallar ve güçlü denetim mekanizmalarıyla düzenlenmesi gerektiğini savunmuştu.
Davutoğlu’nun daha önceki anlatımına göre Başbakanlığı döneminde hazırlanmasını istediği Siyasi Etik Yasası konusunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ikna edemedi. Davutoğlu bu düzenlemeyi siyasi hayatındaki en önemli projelerden biri olarak tanımlamıştı. Bu anlatım, Davutoğlu’nun açıklamasına dayanıyor; söz konusu tasarının bütün ayrıntıları ve karar süreci kamuoyuna açıklanmış değil.
Akyol, siyasi yozlaşmanın yalnızca belirli bir parti veya belediyeyle sınırlandırılamayacağını belirtti. Denetim ve denge mekanizmalarının zayıflamasının, zaman içinde siyasi kadrolardan sivil toplum kuruluşlarına ve toplumun diğer kesimlerine yayılan bir sorun oluşturduğunu savundu.
Davutoğlu’nun Erdoğan’a verdiği rapor gündemde
Akyol, Davutoğlu’nun Cumhurbaşkanlığı sisteminin sakıncalarına ilişkin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a verdiğini söylediği raporun kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini de yazdı.
Davutoğlu, daha önce yaptığı açıklamalarda Aralık 2016’da Erdoğan’a Cumhurbaşkanlığı sistemine ilişkin ayrıntılı bir rapor sunduğunu belirtmişti. Anayasa değişikliği paketinin otoriterleşmeyi artırabileceği, kuvvetler ayrılığını zayıflatabileceği ve Cumhurbaşkanı kararnameleriyle kanunlar arasında yetki sorunları doğurabileceği yönündeki görüşlerini bu raporda aktardığını söylemişti.
Taha Akyol, özel görüşmelerinde raporu Davutoğlu’ndan istediğini ancak belgenin iki kişi arasındaki yazışma niteliğinde olduğu gerekçesiyle kendisine verilmediğini aktardı.
Akyol’a göre Davutoğlu’nun parti siyasetinden çekilmesi, bu raporun siyasi rekabetin parçası olarak değil, yakın siyasi tarihe ilişkin bir belge olarak değerlendirilmesine imkân sağlayabilir. Yazar, raporun ve benzer belgelerin araştırmacıların ve kamuoyunun bilgisine sunulmasının Türkiye’nin yönetim sistemi tartışmalarına katkı sağlayacağını savundu.
Akyol’dan bağımsız akademisyen ve entelektüel rol önerisi
Taha Akyol, Ahmet Davutoğlu’nun parti teşkilatından çekilmesinin kamusal hayattan tamamen uzaklaşması anlamına gelmemesi gerektiğini belirtti.
Davutoğlu’nun akademisyenlik, dış politika başdanışmanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Başbakanlık ve muhalefet partisi genel başkanlığı dönemlerinde önemli siyasi ve diplomatik tecrübeler edindiğini hatırlatan Akyol, bunların gelecek kuşaklar için yazılı hâle getirilmesini istedi.
Akyol’a göre Davutoğlu, devlet yönetiminde tanık olduğu olayları, Cumhurbaşkanlığı sistemine ilişkin itirazlarını, dış politika süreçlerini ve Başbakanlıktan ayrılmasına giden gelişmeleri sistematik biçimde anlatmalı.
Yazar, parti liderliğinin getirdiği zorunluluklardan ayrılan Davutoğlu’nun bağımsız bir akademisyen ve entelektüel olarak daha geniş bir kesime ulaşabileceği görüşünde. Yazısını Davutoğlu’nun güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçişi Türkiye için zorunluluk olarak nitelendiren mesajını öne çıkararak tamamladı.
YerelGundem.com
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)