Sırrı Süreyya’nın Ardından: Şaka Gibi Bir Hayat, Gerçek Gibi Bir Vedâ

Sırrı Süreyya Önder’in hayatı ve cenazesi, Türkiye’deki siyasi ayrışmaları aşan felsefi ve insani bir buluşmanın simgesi oldu. Onun Nurculuktan sosyalizme uzanan yaşamı, tebessümle dirilen bir vicdanın sessiz devrimiydi.

May 07, 2025 - 03:14
Updated: 7 months ago
0
Sırrı Süreyya’nın Ardından: Şaka Gibi Bir Hayat, Gerçek Gibi Bir Vedâ

YUSUF İNAN YAZDI...

Sırrı Süreyya’nın Ardından...

Türkiye modern tarihinde zaman zaman hem düşünsel hem de siyasal düzlemde keskin fay hatlarıyla ayrılmıştır. Ancak bu hatların tam ortasında öyle bir isim yaşadı ki, hem bu hatların üzerinde yürüdü hem de onları dönüştürmeye çabaladı: Sırrı Süreyya Önder.

Cezaevinden çıktığında onu karşılayan kızı Ceren'in sarılışındaki anlam, yalnızca bir baba-kız özlemi değildi. Aynı zamanda, bir ömrün özeti, bir mücadele adamının hayata karıştığı anın metafizik bir yankısıydı. Çünkü Sırrı Süreyya Önder’in hayatı yalnızca siyasi bir kimlikten ibaret değildi; o aynı zamanda bir düşünce biçiminin, bir yaşam tarzının, bir ahlakın ve en çok da bir felsefenin adımıydı.

“Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz” diyen bir kadim öğreti, nasıl dirileceğinizi de belirler.
(Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, V, 663)

Sırrı Süreyya Önder’i meclis kürsüsünde anlattığı anekdotlarla, halkın diline yakın üslubuyla, insanları güldürürken düşündüren zekâsıyla tanıdık. Ama belki en çok da affedici tavrıyla, geçmişe takılmadan geleceğe yönelişiyle sevdik. Onu farklı kılan; halkla olan sahici bağı, yaşadığı her çileyi bir medrese gibi okuyarak içselleştirmesiydi. Çünkü bu topraklarda bir Nur talebesi olarak Risale okurken sosyalist olmaya karar vermek, bir aklın değil ancak bir yüreğin cesaretidir.

Gerçek İslam, Sosyalizmin tahayyül dahi edemediği bir vicdanı taşır.

Hz. Muhammed’in hayatı, halkların kardeşliğini önceleyen bir devrimdir. "Arabın Aceme, Acemin Araba üstünlüğü yoktur" diyen Peygamber; Habeşli köle Bilal’i içinde Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Ali ve Halid Bin Velid'in de olduğu bir ordunun başına geçirerek bu kardeşliği ete kemiğe büründürmüştür. Sırrı Süreyya Önder’in içinden geçtiği düşünsel evrim, Said Nursî’nin Medrese-i Yusufiye olarak nitelediği cezaevi yıllarında başlayan bir irfan yolculuğuydu. Said Nursi'nin sükûnetle eğiten sessizliği ile Deniz Gezmiş’in yüksek sesli başkaldırısı aynı menzile, aynı adalete susamışlığın farklı biçimleriydi.

Bu toprakların hakikati çilede yoğrulur.

Sırrı Süreyya Önder’in vefatı, yalnızca bir milletvekilinin, bir sanatçının veya bir entelektüelin ölümü değildir. Onun ardından gelen tebessüm yüklü yas, siyasi parti rozetlerinden önce insanlığı gözeten bir duyarlılığın dirilişidir. Cenazesinde bir araya gelen farklı kesimler, geçmişin kavgasını değil; geleceğin umudunu taşıyan bir buluşmayı temsil etti. Bu yanıyla Önder’in ölümü, bir şaka gibi görünen ama aslında yaşamın kalbine dokunan metafizik bir çıkıştı.

Boşuna çekişip kavga etmeyin. Bu dünya bir nizaa değmez.

Hafız-ı Şirazî'nin “Dünya öyle bir meta değil ki bir nizaa değsin” sözüyle özdeşleşen bir hayat sürdü. Evet, sürekli güldüren bir adamdı, ama bu dünyadan giderken yaptığı en büyük şaka; kavga eden, ayrışan, ötekileştiren herkese bıraktığı sessiz uyarı oldu: "Sıkı sıkı sarıldığınız dünya boş!"

Modern Dünyada Siyaset Üstü Bir Vicdan Mümkün mü?

Sırrı Süreyya Önder’in hayatı bu soruya verilen somut bir cevaptır. Hem medrese terbiyesi almış bir Nurcu, hem sosyalizmi içselleştirmiş bir halk entelektüeli, hem de halkların kardeşliğine yürekten inanan bir idealistti. Onun ideolojik kimlikleri yalnızca etiketlerdi; asıl olan, ahlaki ve vicdani sorumlulukla örülmüş bir yaşam pratiğiydi. Bugün bir arada yaşamak isteyen tüm toplumlar için onun hayatı bir felsefi rehberdir.

İngiltere’de, Almanya’da, Hollanda’da Türkiye kökenli milletvekillerinin parlamentolarda yer alması ne kadar kıymetliyse, Türkiye’de hâlâ farklı düşünenlerin cenazesinde bir araya gelmesi de o kadar umut vericidir. Bu manzarayı, İzmir’de Said Nursi’nin avukatı Necdet Doğanata’nın cenazesinde de gördük. ÇYDD’nin bağış stantları ile Risale-i Nur geleneğinin yan yana durabildiği nadir anlardan biriydi.

Ve şimdi...

Yüzlerin asık, gönüllerin dağınık olduğu 2025 Türkiye’sinde, gülümsemeyi başaran bir adamın ardından bizlere düşen görev, onun o son tebessümünü diri tutmaktır. Bu yüzden Sırrı Süreyya Önder’in ardından yazılacak en doğru cümle şu olabilir:

"Her şeyin farkındaydı, ama kimseye fark ettirmedi."

Ve bu yüzden o gülerek değil; felsefeyle, vicdanla ve bir çağrıyla göç etti. Bu çağrıyı duymayanlar için bile onun cenazesi bir çağrıdır.

YUSUF İNAN / YURTTA SULH CİHANDA SULH

Twitter : @Yusufinan2023
Instagram : yusufinan2023
Instagram : fondinan2016
Email : editor@yerelgundem.com 

Web: www.yerelgundem.com 

Tepkin Ne?

Harika Harika 0
Kötü Kötü 0
Sevdim Sevdim 0
Komik Komik 0
Şaşırdım Şaşırdım 0
Üzücü Üzücü 0
Kızdım Kızdım 0
Yerel Gündem

Editör Masası| YerelGundem.com Türkiye ve küresel siyasetin ve uluslararası ilişkilerin nabzını tutan Yerel Gündem, Türkiye ve dünya gündemindeki en etkili ve alışılagelmişin dışındaki haberleri titiz bir veri doğrulama süreciyle raporlar. Entelektüel bir derinliğe sahip köşe yazılarımız ve stratejik öngörülerimizle, bilginin dürüstlükle buluştuğu noktada dünya siyasetine projektör tutuyoruz.

Yorumlar (0)

User