Osman Sert: Türkiye’nin ihtiyacı ikinci bir CHP değil, yeni siyaset
Osman Sert, mutlak butlan sürecinin CHP’yi yeni bir kimlik krizine sürüklediğini, Türkiye’nin ise ikinci bir CHP’den çok kapsayıcı demokratik siyasete ihtiyaç duyduğunu yazdı.
Ahmet Taş | Yerel Gündem
ANKARA / TÜRKİYE — Karar yazarı Osman Sert, CHP’de mutlak butlan tartışmasının muhalefeti “mevcut CHP ya da yeni CHP” ikilemine hapsetme riski taşıdığını belirterek, Türkiye’nin asıl ihtiyacının ikinci bir CHP değil kapsayıcı ve radikal demokratik bir siyaset olduğunu yazdı.
Sert’in “İhtiyaç ikinci bir CHP mi?” başlıklı yazısı, yalnız CHP içindeki hukuki ve siyasi krizi değil, muhalefetin Türkiye’nin mevcut siyasal darboğazını aşmak için nasıl bir yön tayin etmesi gerektiğini de tartışmaya açıyor. Yazıda mutlak butlan ihtimali, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden CHP yönetimine dönmesi senaryosu, Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel çizgisinde oluşan dönüşüm arayışı ve iktidarın muhalefet üzerindeki baskı stratejisi birlikte değerlendiriliyor.
Mutlak butlan kararının siyasi hedefi
Osman Sert’e göre mutlak butlan kararının temel amacı, CHP’yi seçime kadar Kemal Kılıçdaroğlu’na emanet etmek olarak belirginleşmiş durumda. Sert, Ankara siyasetini yakından izleyenler veya temel siyasi okuma yapanlar açısından bu senaryonun şaşırtıcı olmadığını vurguluyor.
Yazıda iki kesimin bu tabloyu anlamakta zorlandığı belirtiliyor. Birinci kesim, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi yol haritasındaki ihtimalleri kendi rasyonalite süzgecinden geçirerek “o kadar da olmaz” diyenlerden oluşuyor. İkinci kesim ise Erdoğan’ın bu kez yumuşayarak ülkeye bir çıkış yolu göstereceğine inanan iyi niyetli çevreler olarak tarif ediliyor.
Sert’e göre bu iki bakış da Türkiye’de iktidarın öncelikleriyle toplumun ya da muhalefetin rasyonel beklentileri arasındaki mesafeyi yeterince hesaba katmıyor. Ülkenin genel çıkarı, ekonomik dengeler veya jeopolitik riskler, iktidarın kendi sürdürülebilirliği karşısında ancak bu sürdürülebilirliği tehdit ettiği ölçüde anlam kazanıyor.
İktidarın rasyonalitesi ile muhalefetin beklentileri farklı
Sert’in analizinde en önemli vurgulardan biri, iktidar ile muhalefetin aynı akıl yürütme zemini üzerinde hareket etmediği tespiti. Muhalefet, çoğu zaman ülke çıkarı, ekonomik rasyonalite, uluslararası dengeler veya toplumsal maliyet üzerinden hesap yaparken, iktidarın önceliği kendi siyasal varlığının devamı olarak okunuyor.
Bu nedenle muhalefetin “bunu yapamazlar”, “bu kadar ileri gidemezler” veya “ülke bunu taşıyamaz” gibi değerlendirmeleri, Sert’e göre çoğu zaman eksik kalıyor. Çünkü iktidar açısından mesele, ülke rasyonellerinden önce iktidarın sürdürülebilirliğiyle ilişkilendiriliyor.
Sert, bu tabloyu son yıllardaki bazı örneklerle birlikte okuyor. Davutoğlu’nun tasfiyesi, İstanbul seçimlerinin yenilenmesi, Trump’la ilişkilerde ilkesel tutarlılık kaygısının geri plana düşmesi ve 19 Mart operasyonları gibi olaylar, yazara göre iktidarın siyasal reflekslerini anlamak için yeterince uyarıcı başlıklar sunuyor.
CHP karar sonrası bekleyen değil, beklenen aktör oldu
Yazıya göre mutlak butlan kararına kadar CHP yönetimi bekleyen, kendisini yaklaşan büyük siyasi dalgaya hazırlayan ve travmanın şiddetine göre tavır almak zorunda kalan edilgen bir pozisyondaydı. Ancak karar sonrası tablo değişti.
Bu noktadan sonra iktidar ve toplum, CHP’nin ne yapacağını bekleyen taraf haline geldi. Sert’e göre bundan sonraki süreçte yalnız muhalif seçmenin tepkisi belirleyici olmayacak. Tepki göstermek kadar, sessiz kalan seçmen kümelerinin nasıl hareket edeceği de kritik önem taşıyacak.
Bu tespit, muhalefet açısından önemli bir uyarı içeriyor. Sert’e göre sadece yüksek sesle tepki veren seçmen gruplarına göre strateji kurmak, Türkiye’de seçim kazanmak için yeterli olmayabilir. Çünkü Türkiye’de seçimleri kazandıran denge, çoğu zaman sessiz, kararsız, merkeze yakın veya güven arayan seçmenlerin tavrıyla şekilleniyor.
Ekmeleddin İhsanoğlu örneği ve tepkisel merkez
Sert, Ekmeleddin İhsanoğlu örneğini de bu bağlamda hatırlatıyor. Siyasal olarak CHP tabanıyla ortak noktası sınırlı olan bir isme oy verilmiş olması, önemli bir seçmen kitlesinin şartlar oluştuğunda tepkisel bir merkezde toplanabileceğini göstermişti.
Ancak yazara göre bu refleks tek başına seçim kazanmaya yetmiyor. Sadece “karşıtlık” ve “tepki” üzerinden kurulan siyaset, diğer seçmen kümeleriyle bağ kurmayı zorlaştırabiliyor. Muhalefet, mevcut iktidara tepki duyan seçmenleri konsolide edebilir; fakat iktidar değişimi için daha geniş ve pozitif bir siyasi öneriye ihtiyaç duyuyor.
Bu nedenle Sert’in yazısında muhalefetin yalnız öfke, mağduriyet veya parti kimliği üzerinden değil, Türkiye’nin tamamına seslenebilecek kapsayıcı bir siyasal dil üretmesi gerektiği öne çıkıyor.
CHP travması: Parti mi, Türkiye mi?
Mutlak butlan sürecinin CHP içinde yarattığı travma, yazının merkez başlıklarından biri. Sert’e göre seçilmiş CHP yönetiminin karşı karşıya kaldığı yargı sürecinin katılığı, CHP elitlerinin parti dışı bir siyasi pratikle yeterince tanışık olmaması ve onları tasfiye etmek isteyenlerin yakın zamana kadar birlikte siyaset yaptıkları isimlerden oluşması krizi derinleştiriyor.
Buna bir de CHP’nin Cumhuriyet’in kurucu damarı olması eklenince, yaşanan süreç yalnız idari veya hukuki bir sorun olmaktan çıkıyor; kimliksel ve duygusal bir travmaya dönüşüyor.
Sert’in asıl uyarısı da burada ortaya çıkıyor: Bu travma, CHP elitlerini ve muhalif çevreleri “ya mevcut CHP ya yeni CHP” ikilemine sıkıştırabilir. Oysa Türkiye’nin ihtiyacı, yalnız CHP logosu, CHP kimliği veya CHP geçmişi etrafında dönen bir tartışmadan daha fazlasıdır.
Muhalefetin CHP kimliğine sıkışma riski
Yazıya göre muhalefetin CHP logosu, kimliği ve tarihiyle bu kadar özdeşleşmesi, Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasal darboğazı aşmasını zorlaştırıyor. Sert, bugünün ana meselesinin “kim daha CHP’li” tartışması olmadığını savunuyor.
Bu noktada yazı, CHP’nin son yıllardaki dönüşüm çabasını da teslim ediyor. Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü konusunda geçmişin haksızlıklarıyla yüzleşme arayışı, İmamoğlu’nun merkezdeki seçmenlerle temas kurma kapasitesi ve Özgür Özel’in Kürt meselesi dahil daha siyasal başlıklarda aldığı tutum, CHP’nin eski kalıplarından uzaklaşma çabasının parçaları olarak değerlendiriliyor.
Sert’e göre bu dönüşüm sandıkta da karşılık buldu. Ancak bu karşılığın kalıcı siyasi başarıya dönüşmesi için muhalefetin yalnız CHP’yi koruma refleksiyle değil, Türkiye’nin demokratik yeniden kuruluş ihtiyacıyla hareket etmesi gerekiyor.
İkinci CHP değil, kapsayıcı demokratik siyaset
Sert’in temel tezi, Türkiye’nin ihtiyacının ikinci bir CHP olmadığı yönünde. Ona göre ülkenin mevcut cendereden çıkması için kapsayıcı ve radikal demokratik bir siyasal tutuma ihtiyaç var.
Bu değerlendirme, CHP’nin tarihsel kimliğine yönelik eleştiriyi de içeriyor. Sert, CHP kimliğinin toplumsal hafızadaki karşılığının ne yeterince demokrat ne de yeterince kapsayıcı olduğunu savunuyor. Türk modernleşme tarihindeki yeri ve İstiklal Harbi sonrası konumu, bugünün sorunlarına çözüm üretmek için tek başına yeterli bir zemin sağlamıyor.
Bu nedenle muhalefetin geçmişe yaslanarak değil, geçmişiyle hesaplaşarak ve onu aşabilecek yeni bir siyasal zemin kurarak ilerlemesi gerektiği vurgulanıyor.
İktidarın açtığı paradoksal alan
Yazının dikkat çeken bir diğer noktası, iktidarın attığı hamlenin muhalefet için paradoksal biçimde yeni bir alan açabileceği fikri. Sert’e göre iktidar, CHP’nin dönüşümünü tarihi ve yapısal bagajlarından serbestleştirebilecek bir zemin oluşturmuş olabilir.
Bu, muhalefet açısından riskli olduğu kadar fırsat da içeren bir tablo. CHP kendi geçmişine tamamen yabancılaşmadan yeni bir sayfa açabilir. Ancak bu süreç yalnız “fabrika ayarlarına dönüş” söylemine indirgenirse, muhalif seçmenin yüreğini soğutsa da istenen sonucu vermeyebilir.
Sert’in yazısı bu nedenle bir CHP içi hizip tartışması değil; Türkiye’de muhalefetin nasıl bir kurucu siyasi ufuk geliştireceğine dair daha geniş bir çağrı niteliği taşıyor.
Türkiye’nin asıl sorusu
Sonuç olarak Osman Sert’in analizi, mutlak butlan tartışmasını yalnız bir mahkeme süreci veya CHP içi kriz olarak ele almıyor. Bu süreci, Türkiye’de muhalefetin kimlik, örgüt, liderlik ve kapsayıcılık sınavı olarak okuyor.
Yazıya göre muhalefet, sadece CHP’yi kurtarma refleksiyle hareket ederse, iktidarın açtığı krizi aşmakta zorlanabilir. Ancak daha geniş bir demokratik zemin, yeni bir toplumsal sözleşme dili ve farklı seçmen kümeleriyle temas kurabilecek bir siyaset geliştirebilirse, bu krizden yeni bir imkân da doğabilir.
Türkiye’nin ihtiyacı, aynı partinin ikinci bir versiyonu değil; iktidar baskısını aşabilecek, kimlik gerilimlerini yönetebilecek, Kürt meselesinden başörtüsüne, merkez seçmenden gençlere kadar farklı toplumsal alanlara konuşabilecek yeni bir demokratik siyaset dili olarak öne çıkıyor.
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)