Heybeliada Ruhban Okulu için Eylül açılışı tartışması büyüyor
Heybeliada Ruhban Okulu’nun Eylül ayında açılacağına ilişkin açıklamalar, okulun statüsü, denetimi ve restorasyon süreci üzerinden tartışma başlattı.
Ahmet Taş | Yerel Gündem
İSTANBUL / TÜRKİYE — Heybeliada Ruhban Okulu’nun Eylül ayında açılacağına ilişkin açıklamalar, okulun hukuki statüsü, denetim mekanizması ve restorasyon sürecine yönelik yeni tartışmaları beraberinde getirdi.
Yeniçağ Gazetesi Yazarı İlay Aksoy, 15 Haziran 2026 tarihli yazısında, Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlı Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılması gündemini değerlendirdi. Aksoy, okulun geçmişi, 1971’de öğrenci alımının durdurulmasına neden olan hukuki süreç, restorasyon ruhsatı ve Eylül ayında yapılacağı belirtilen açılış hakkında kamuoyuna açıklama yapılması gerektiğini savundu.
Ruhban Okulu 1844’te açıldı, 1971’e kadar eğitim verdi
Heybeliada’da bulunan Ruhban Okulu, Osmanlı döneminde Sultan Abdülmecid devrinde, 1 Ekim 1844’te resmi izinle açıldı. Okul, Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlı olarak uzun yıllar din adamı yetiştiren bir kurum olarak faaliyet gösterdi.
Fener Rum Patriği ve İstanbul Başpiskoposu Bartholomeos da Heybeliada Ruhban Okulu mezunları arasında yer alıyor. Okul, yalnızca Türkiye’deki Rum Ortodoks cemaati için değil, Yunanistan, Balkanlar, Orta Doğu ve farklı ülkelerde görev yapan din adamlarının yetiştirilmesinde de etkili oldu.
Aksoy’un aktardığı bilgilere göre okul, 127 yıllık süreçte 1.000’den fazla din adamı yetiştirdi. 1950-1969 yılları arasında ilahiyat bölümünden 225 öğrenci mezun oldu. Bu öğrencilerin 38’i Türk vatandaşıyken, 187’si Yunanistan ve farklı ülkelerden gelen yabancı öğrencilerdi.
1971 kararı ve okulun kapanma süreci
Heybeliada Ruhban Okulu tartışmasının merkezinde 1971 yılında alınan Anayasa Mahkemesi kararı bulunuyor. O dönemde özel yükseköğrenim kurumlarının devlet denetimine alınmasına yönelik karar, 1961 Anayasası’nın yükseköğretime ilişkin hükümleri çerçevesinde gündeme geldi.
1960’lı yıllarda Türkiye’de mühendislik, iktisat, eczacılık ve ticaret gibi alanlarda çok sayıda özel yüksekokul açılmıştı. Ancak bu kurumların eğitim kalitesi, mali yapıları, öğretim kadroları, diploma denkliği ve devlet denetimi konularında ciddi tartışmalar ortaya çıktı.
Karar sonrasında özel yüksekokulların bir devlet üniversitesine bağlanması veya devlet denetimini kabul etmesi gerekiyordu. Aksoy, Heybeliada Ruhban Okulu’nun da bu süreçte bir Türk devlet üniversitesine bağlanmayı kabul etmediğini, bu nedenle okulun yüksek teoloji bölümünde öğrenci alımının durdurulduğunu ifade etti.
Aksoy’a göre okulun lise kısmı olan Heybeliada Özel Rum Lisesi ise 1972 yılına kadar eğitimine devam etti. Patrikhane daha sonra, teoloji eğitimi olmadan lisenin asli işlevini yerine getiremeyeceği gerekçesiyle lise bölümünde de öğrenci alımını durdurdu.
“Okul devlet tarafından değil, Patrikhane kararıyla kapandı” vurgusu
Yazar İlay Aksoy, yazısında okulun kapanma sürecine ilişkin kamuoyunda yanlış bir algı oluşturulduğunu ileri sürdü. Aksoy’a göre Ruhban Okulu, Türkiye Cumhuriyeti tarafından Rum Ortodoks Kilisesi hedef alınarak kapatılmadı.
Aksoy, okulun esas olarak Patrikhane’nin devlet denetimini kabul etmemesi nedeniyle faaliyet dışı kaldığını savundu. Bu nedenle okulun 55 yıldır kapalı tutulmasının yalnızca Türkiye Cumhuriyeti’nin aldığı bir karar gibi sunulmasının yanıltıcı olduğunu belirtti.
Bu tartışma özellikle Yunanistan’da ve Kıbrıs Rum kesiminde sık sık gündeme getiriliyor. Aksoy, bu anlatının Türkiye aleyhine siyasi bir malzeme olarak kullanıldığını ifade etti.
Restorasyon izni ve 3 Mart tarihi tartışması
Heybeliada Ruhban Okulu’nun restorasyon süreci de tartışmanın bir diğer başlığı oldu. Aksoy’un yazısına göre okulun restorasyonu için 3 Mart 2023’te ruhsat izni verildi.
Aksoy, 3 Mart tarihinin Türkiye Cumhuriyeti tarihi açısından sembolik önemine dikkat çekti. 3 Mart 1924’te Hilafet kaldırılmış, Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edilmiş, Şeriye ve Evkaf Vekaleti kaldırılarak Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştu.
Bu düzenlemelerle Cumhuriyet’in eğitimde birlik ve din işlerinde devlet denetimi anlayışı güçlenmişti. Aksoy, restorasyon iznindeki tarihin bu nedenle dikkat çekici olduğunu savundu.
Tadilat onayının Kültür ve Turizm Bakanlığı, ruhsat ve inşaat denetiminin ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı KUDEB tarafından yürütüldüğü belirtiliyor.
İnşaat yasağı ve denetim soruları gündeme geldi
Aksoy’un yazısında öne çıkan bir başka başlık da Adalar’da uygulanan inşaat yasağı oldu. Adalar Belediyesi’nin 15 Haziran-15 Ekim tarihleri arasında Adalar genelinde inşaat faaliyetlerini durdurduğu, ancak Ruhban Okulu’ndaki çalışmaların sürdüğü iddia edildi.
Aksoy, belediye kararlarına rağmen okulun tadilatının devam ettiğini ve arka bahçede yer altına 250 kişilik toplantı salonu inşa edildiğini ileri sürdü.
Bu noktada “Türk vatandaşlarının uymak zorunda olduğu inşaat yasağı Ruhban Okulu için neden uygulanmıyor?” sorusu gündeme getirildi. Aksoy, KUDEB’in de bu sürece neden müdahale etmediğinin açıklanması gerektiğini savundu.
Bartholomeos’un Eylül açıklaması dikkat çekti
Fener Rum Patriği Bartholomeos’un 11 Mayıs 2026’da Atina’daki Yunan basınına yaptığı açıklama da tartışmayı büyüttü. Aksoy’un aktardığına göre Bartholomeos, okul kompleksindeki kapsamlı yenileme çalışmalarının tamamlanacağını ve Eylül ayında açılışın kutlanacağını söyledi.
Ancak Aksoy, binanın tamamen kapalı olmadığını, her gün 09.00-12.30 saatleri arasında ziyaretçi kabul ettiğini belirtti. Bu nedenle Eylül ayında yapılacağı ifade edilen açılışın hangi statüyle gerçekleşeceğinin açıklanması gerektiğini vurguladı.
Tartışmanın en önemli noktalarından biri, okulun yalnızca lise statüsünde mi açılacağı, yoksa teoloji eğitiminin de yeniden başlayıp başlamayacağı konusu. Eğer teoloji bölümü yeniden faaliyete geçecekse, bunun hangi Türk devlet üniversitesiyle bağlantılı olacağı ve devlet denetiminin nasıl işleyeceği merak ediliyor.
Muhalefete sessizlik eleştirisi
Aksoy, yazısında iktidar kadar muhalefeti de eleştirdi. AKP’nin ABD Başkanı Donald Trump’a Ruhban Okulu’nun açılması için adım atılacağı yönünde mesaj verdiğini belirten Aksoy, CHP ve diğer muhalefet partilerinin bu konuda sessiz kaldığını savundu.
Aksoy’a göre okulun açılması yalnızca bir restorasyon meselesi değil; eğitim hukuku, laiklik, devlet denetimi ve Patrikhane’nin statüsüyle doğrudan bağlantılı bir konu.
Yazar, özellikle 1971 Anayasa Mahkemesi kararına aykırı bir statüyle açılış yapılıp yapılmayacağının netleştirilmesi gerektiğini belirtti. Bu nedenle kamuoyunun, okulun hangi hukuki çerçevede açılacağını bilmesinin vatandaşlık hakkı olduğunu ifade etti.
Heybeliada Ruhban Okulu’nun Eylül ayında açılıp açılmayacağı ve açılması halinde hangi statüde faaliyet göstereceği, önümüzdeki dönemde siyaset, hukuk ve dış politika gündeminde daha fazla tartışılacak başlıklardan biri olmaya aday görünüyor.
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)