Dervişoğlu'ndan Bahçeli'ye Öcalan tepkisi: Çok seviyorsan rozet tak
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin Abdullah Öcalan'a yönelik statü açıklamalarına çok sert tepki göstererek, "Eş başkan olarak yanına al" dedi.
Ahmet Taş | Yerel Gündem
ANKARA, TÜRKİYE — İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde partisinin düzenlediği grup toplantısında, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin terör örgütü PKK'nın elebaşı Abdullah Öcalan'ın statüsüne ilişkin yaptığı son açıklamalara son derece sert bir dille karşılık verdi.
Bahçeli'nin "Terörsüz Türkiye" süreci bağlamında dile getirdiği ve Öcalan'ın statü açığının nasıl kapatılacağını sorgulayan ifadelerini ağır bir şekilde eleştiren Dervişoğlu, Bahçeli'ye çok seviyorsa eline bir rozet alıp İmralı'ya gitmesi ve Öcalan'ı eş başkan olarak yanına alması çağrısında bulundu.
"Kurucu önder" tabirine ve statü arayışına sert tepki
İYİ Parti lideri Dervişoğlu, MHP lideri Bahçeli'nin grup toplantısında sarf ettiği, "PKK’nın kurucu önderliğinin statü sorunu nasıl ele alınacaktır? Terörsüz Türkiye’ye hizmet eden İmralı’nın statü açığı nasıl kapatılacaktır?" şeklindeki ifadelerini doğrudan hedef tahtasına koydu. Dervişoğlu, bu ifadelere karşılık olarak, "Çok seviyorsan; eline bir rozet alıp İmralı'ya git ve Abdullah Öcalan'ın yakasına tak. Çok seviyorsan rozeti taktıktan sonra eş başkan olarak yanına al" ifadelerini kullandı.
Bahçeli'nin bu sözleriyle terörist dostuna bir statü arayışı içinde olduğunu savunan Dervişoğlu, İmralı'nın statüsü konusunun basit bir hukuki mesele olarak görülemeyeceğini, bunun doğrudan doğruya bir egemenlik sorunu teşkil ettiğini vurguladı. İmralı'nın statüsü diye bir şeyin söz konusu olamayacağını dile getiren Dervişoğlu, İmralı'nın Türkiye Cumhuriyeti'nin hükümranlık sahasında yer alan ve üzerinde Türk bayrağının dalgalandığı bir cezaevi olduğunu açık ve net bir biçimde belirtti. Statü kavramının yalnızca devletler için kullanılabileceğini hatırlatan Dervişoğlu, statü kavramı ile İmralı'nın yan yana getirilmesinin kasıtlı ve siyasi bir operasyon dili olduğunu kaydetti.
Geçmişte yaşanan ve "çözüm süreci" adı verilen dönemi de anımsatan Dervişoğlu, bu tehlikeli dilin geçmişte de denendiğini ve milletin bu sürecin sonuçlarını kendi kanıyla ödemek zorunda kaldığını ifade etti. Terör örgütü elebaşı için kullanılan "Kurucu Önder" ifadesinin basit bir dil sürçmesi olarak değerlendirilemeyeceğini, bunun apaçık bir zihniyet beyanı olduğunu öne süren Dervişoğlu, ima yoluyla dahi olsa bir teröristbaşını "kurucu", "önder" veya "merkez" gibi kavramlarla anmanın, devletin kurucu iradesine yapılmış ağır bir hakaret ve şehitlerin aziz hatırasına yönelik affedilmeyecek bir ihanet, hukuka karşı işlenmiş bir suç olduğunu dile getirdi.
"Silahla bölemediklerini zihinleri bölerek gerçekleştirmek istiyorlar"
Siyasette gündeme getirilen "Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında Meclis'e sunulmuş olan ortak raporu da eleştiri oklarının hedefine yerleştiren Dervişoğlu, bu raporun tamamen çürük ve temelsiz bir tablo çizdiğini iddia etti. Bu süreci "Devlet projesi" olarak tarif edenlerin ve bu asrın projesine çok ulvi amaçlar yükleyenlerin, sürece katkı veren kişiler için ekstra yasal koruma ve dokunulmazlık talep ettiklerini belirtti. Kelimelere takla attırılarak ve kavramlar eğilip bükülerek bir yerlere varılacağının zannedildiğini söyleyen Dervişoğlu, asıl niyetin silahla başarılamayan bölünme hedefini zihinleri bölerek gerçekleştirmek olduğunu savundu. Dervişoğlu, milleti yıldırmak ve bu duruma razı etmek istediklerini belirterek, "İlan ediyorum: Avuçlarını yalayacaklar" şeklinde kesin bir dille konuştu.
Söz konusu raporda yer alan, teröristlerin topluma uyum sağlayıp sağlamadığının veya mutlu olup olmadığının yürütmenin kendi mekanizmasıyla takip edilip raporlanacağı yönündeki maddeleri sert bir şekilde eleştiren Dervişoğlu, her infaz indirimi sonrasında sokağa salınan, masum vatandaşları, kadınları ve çocukları koruyamayan bu kişilerin durumuna dikkat çekti. Dağda yaşama, silah kullanma ve patlayıcı yapma gibi eğitimler almış olan teröristlerin, bu süreçlerin ardından trafikte sürücü, evlerde komşu ve belediyelerde memur yapılacağını, sonrasında ise devlet tarafından izlenip raporlanacağını belirterek duruma büyük bir tepki gösterdi.
Bu kişilerin "Suça sürüklenmiş masum teröristler" olarak mı tanımlanacağını soran Dervişoğlu, Türkiye topraklarında kırk yıl boyunca devam eden bölücü terör sürecinde, kardeş ile teröristin hiçbir zaman birbirine karıştırılmadığını hatırlattı. Bu durumu tersine çevirmeye çalışanların, insanlık düşmanlarını Kürt halkının meşru bir temsilcisiymiş gibi sunmaya çalıştıklarını öne süren Dervişoğlu, sınır boylarındaki mayınlar kaldırılırken halkın arasına nasıl yeni tuzaklar döşendiğini sordu ve "Böyle bir fikri bu topraklara nasıl yaydığınızı düşündünüz mü? Allah korkusu, vatan sevgisi ve insan sevgisi hiç yok mu?" diyerek isyanını dile getirdi.
Hukuki gerçekler ve milliyetçiliğin devlet anlayışı
Abdullah Öcalan'ın hukuki statüsüne de detaylı bir biçimde değinen Dervişoğlu, Öcalan'ın Türk hukuk sistemine göre ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmış bir hükümlü olduğunu hatırlattı. Onun hiçbir şekilde siyasal bir özne, müzakere edilecek bir taraf ya da sembolik bir adres olamayacağının altını çizen Dervişoğlu, onu "İmralı" kelimesiyle birlikte siyasal bir kategoriye taşımanın, aslında terörü mekânlaştırmak ve o mekânı da siyaseten meşrulaştırmak anlamına geleceğini söyledi.
Kendi milliyetçilik anlayışlarının devletin dilini hiçbir zaman bulandırmayacağını, devleti tartışmaya açmayacağını ve devletin egemenliğini muğlaklaştırmayacağını ifade eden Dervişoğlu, gerçek milliyetçiliğin terörle arasına sadece bir mesafe koymakla yetinmeyeceğini, onu siyasal alanın tamamen dışına iteceğini belirtti. Bugün yapılan uygulamaların ise bunun tam tersi olduğunu savunan Dervişoğlu, "Devlet aklı" denilerek aslında devletin dilinin ve itibarının aşındırıldığını kaydetti. İmralı üzerinden yeni bir siyasi merkez inşa etmeye çalışan her türlü yaklaşımın, ister istemez devletin kurucu felsefesini bir pazarlık konusu hâline getireceğini dile getiren Dervişoğlu, bu yaklaşımın milliyetçilikle uzaktan yakından ilgisi olmadığını, bunun tam anlamıyla bir stratejik körlük olduğunu savundu.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin terörle hiçbir şekilde müzakere eden bir yapı olmadığını, devletin terörle konuşmayacağını, yalnızca hükmedeceğini söyleyen Dervişoğlu, bir teröristten asla bir "denge unsuru" çıkarılamayacağını ve cezaevlerinin siyasal bir koordinat merkezi yapılamayacağını sözlerine ekledi. İmralı'nın adının siyasette geçtiği her yerde aslında devletin kaybedeceğini ve terörün kazanacağını, zira terörün tam da bunu arzuladığını ve sembolleşmek istediğini belirten Dervişoğlu, İmralı'nın siyasal bir adres değil, Türk devletinin mutlak hükmünü icra ettiği kapalı bir alan olduğunu yineledi.
"O cani emperyalizmin kölesi ve Türkiye düşmanıdır"
Bu egemenlik sınırını aşan her sözün, kimden gelirse gelsin külliyen yanlış ve tehlikeli olduğunu, tarih önünde büyük bir sorumluluk doğuracağını ifade eden Dervişoğlu, devletlerin sadece kılıçla değil, kelimelerle de yıkılabileceğine dikkat çekti. Devletlerin önce dilden düştüğünü, kelimeler gevşediğinde kavramların çözüldüğünü, meşruiyetin aşındığını ve en nihayetinde egemenliğin tartışılır hâle geldiğini anlatan Dervişoğlu, hiç kimsenin o caniye yeni bir siyasi statü kazandırmaya kalkışmaması gerektiği konusunda kesin uyarılarda bulundu.
O caninin statüsünün, vatanını seven hiçbir ehli vatanın gözünde asla değişmeyeceğini vurgulayan Dervişoğlu, o şeytan evladının isminin de cisminin de herkesçe belli olduğunu, onun sadece bir cani, emperyalizmin kölesi ve kuklası, bebek katili, bölücü bir hain ve yeminli bir Türkiye düşmanı olduğunu son derece sert sözlerle dile getirdi.
"MHP'nin adını Halkların Hareket Partisi yapın"
Konuşmasının son bölümünde doğrudan Devlet Bahçeli'ye ve MHP grubuna yüklenen Dervişoğlu, MHP grubunda Bahçeli'nin ne söylerse söylesin ayağa kalkıp coşkuyla alkışlayan bir seyirci kitlesi olduğunu belirtti. Bahçeli'nin "Kurucu önder" dediğinde, "Statü verilmeli" dediğinde veya Öcalan'ın bu ülkeye büyük hizmetler verdiğinden bahsettiğinde dahi grubunun alkışladığını belirten Dervişoğlu, bu ifadelerin Türkiye'yi uçuruma ve nerelere götüreceğinin o salonda hiç düşünülmediğini ifade etti.
Bahçeli'nin, Öcalan'ın sürece büyük katkılarda bulunduğunu, bu sözde katkıların karşılıksız bırakılmaması gerektiğini ve onun için ona yeni bir statü kazandırılması icap ettiğini savunduğunu aktaran Dervişoğlu, "Kafaya bakın kafaya..." diyerek duyduğu şaşkınlığı ve tepkiyi dile getirdi.
Eğer Bahçeli, Öcalan'ı o kadar çok seviyorsa, o rozeti taktıktan sonra onu yanına eş başkan olarak alabileceğini belirten Dervişoğlu, bu noktadan sonra 57 senelik koca bir çınar olan MHP'nin adının da "Halkların Hareket Partisi" olarak değiştirilebileceğini öne sürdü. Dervişoğlu, böyle bir senaryonun gerçekleşmesi durumunda, milletin hem Bahçeli'den hem de Abdullah Öcalan belasından tamamen kurtulmuş olacağını belirterek grup toplantısındaki konuşmasını sonlandırdı.
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0














Yorumlar (0)