Yalan ve vicdan: İnsanın kendi gerçeğiyle yaptığı sessiz pazarlık
Yalan, yalnızca karşı tarafı kandırmak değil; insanın kendi vicdanı, karakteri ve hakikatle kurduğu ilişkiyi zedeleyen içsel bir tercihtir.
Ahmet Taş | Yerel Gündem
ANKARA, TÜRKİYE — Yalan, yalnızca karşıdaki insanı kandırma girişimi değil, kişinin kendi vicdanı, karakteri ve hakikatle kurduğu bağ üzerinde açtığı sessiz bir yaradır.
İnsan yalanı çoğu zaman büyük bir kötülük olarak değil, küçük bir kaçış yolu olarak görür. Kimi zaman kendini korumak için, kimi zaman karşısındakini üzmemek bahanesiyle, kimi zaman da olduğundan daha güçlü, daha başarılı veya daha masum görünmek için gerçeği değiştirir. Ancak gerekçesi ne olursa olsun, her yalan önce insanın kendi içinde başlar. Kişi, gerçeği söylemek ile çıkarını korumak arasında kaldığında, aslında karşısındaki insanla değil, kendi vicdanıyla pazarlık eder.
Yalan önce insanın içinde başlar
Yalan çoğu zaman dışarıya söylenmiş bir cümle gibi görünür. Oysa yalanın ilk muhatabı insanın kendisidir. Çünkü kişi gerçeği çarpıtmadan önce, zihninde onu meşrulaştıracak bir gerekçe üretir. “Bunu söylemezsem daha kötü olur”, “Aslında kimse zarar görmeyecek”, “Sadece küçük bir detay değiştirdim” gibi cümleler, yalanın kapısını açan iç konuşmalardır.
Bu noktada yalan artık yalnızca yanlış bilgi vermek değildir. Kişinin kendi değerleriyle arasına mesafe koymasıdır. İnsan, doğru bildiği şeyi söylemediğinde veya gerçeği bilinçli biçimde değiştirdiğinde, kendi içindeki dengeyi bozar. Dışarıdan bakıldığında olay küçük görünebilir; fakat vicdan için küçük yalan yoktur. Çünkü vicdan, kelimenin büyüklüğüne değil, niyetin yönüne bakar.
İyi niyet kılıfı yalanı masumlaştırmaz
En yaygın yalan türlerinden biri, iyi niyet gerekçesiyle söylenendir. İnsan bazen “Onu üzmemek için söyledim” diyerek gerçeği gizlemeyi daha kabul edilebilir hale getirmeye çalışır. Elbette her gerçeğin her anda, her biçimde ve kırıcı bir dille söylenmesi gerekmez. Fakat bu durum, gerçeği bilerek çarpıtmayı doğru hale getirmez.
İyi niyetle susmak başka, iyi niyet iddiasıyla yalan söylemek başkadır. Susmak bazen nezaket olabilir; yalan ise hakikatin yerine başka bir şey koymaktır. Karşıdaki kişiyi koruduğunu düşünen insan, çoğu zaman aslında kendisini zor bir konuşmadan, mahcubiyetten veya hesap vermekten korur.
Bu nedenle yalanın en tehlikeli biçimi, kişinin kendi gözünde masumlaştırdığı yalandır. Çünkü insan açıkça kötü olduğunu bildiği bir davranıştan daha kolay dönebilir. Fakat iyi niyet kılıfına soktuğu davranışı uzun süre savunabilir.
Kendini kurtarmak için söylenen yalan
Bir başka yalan türü de kişinin kendini kurtarmak için başvurduğu yalandır. Hata yapmıştır, eksik davranmıştır, sözünü tutmamıştır veya sorumluluğunu yerine getirmemiştir. Bu gerçekle yüzleşmek yerine, yeni bir hikâye kurar. Bu hikâye kısa vadede onu rahatlatabilir; ama uzun vadede karakterinde bir çatlak oluşturur.
Çünkü her insan hata yapabilir. Hata, insan olmanın parçasıdır. Fakat hatayı gizlemek için söylenen yalan, hatanın kendisinden daha ağır bir yük haline gelir. Hata telafi edilebilir; güven kaybı ise çok daha zor onarılır.
Kişi yalanla kendini kurtardığını sanırken, aslında kendi sözünün değerini düşürür. Bir süre sonra çevresindekiler onun ne söylediğine değil, neyi gizlediğine bakmaya başlar. Güven bir kez sarsıldığında, doğru söz bile şüpheyle karşılanır.
Olduğundan farklı görünme çabası
Yalan yalnızca bir olay hakkında söylenmez; bazen insan kendi kimliği hakkında da yalan söyler. Daha güçlü, daha zengin, daha başarılı, daha bilgili, daha mağdur veya daha haklı görünmek için kendisine ait olmayan bir görüntü üretir. Bu, modern insanın en sessiz yalanlarından biridir.
Sosyal çevrede, iş hayatında, ilişkilerde ve dijital dünyada kişi bazen olduğu kişiyle değil, görünmek istediği kişiyle var olmaya çalışır. Bu durum ilk başta küçük bir imaj oyunu gibi görülebilir. Fakat insan uzun süre kendi olmayan bir kimliği taşımaya çalıştığında, iç dünyasında büyük bir yorgunluk oluşur.
Olduğundan farklı görünme çabası, insanı sürekli rol yapmaya zorlar. Rol uzadıkça gerçek benlik geri çekilir. Bir süre sonra kişi başkalarını mı kandırdığını, yoksa kendisinin de bu kurguya inanmaya mı başladığını ayırt edemez.
Yalan güveni değil, insanın duruşunu yıkar
Yalanın ilk görünen sonucu güven kaybıdır. Karşıdaki insan aldatıldığını fark ettiğinde kırılır, uzaklaşır veya artık aynı samimiyetle yaklaşamaz. Fakat yalanın daha derin sonucu, kişinin kendi duruşunda meydana gelen zedelenmedir.
İnsan, her yalan söylediğinde kendisine şu mesajı verir: “Ben gerçeğin ağırlığını taşıyamadım.” Bu mesaj tekrarlandıkça kişinin kendi gözündeki değeri de aşınır. Dışarıda güçlü, haklı veya başarılı görünse bile içeride kendisine duyduğu saygı azalır.
Saygısızlık çoğu zaman başkasına yapılmış gibi düşünülür. Oysa yalan söyleyen insan, en büyük saygısızlığı kendi aynasına yapar. Çünkü insanın aynası yalnız yüzünü değil, duruşunu da gösterir. Yalan bu aynayı bulanıklaştırır.
Hakikat gecikebilir ama kaybolmaz
Hiçbir yalan sonsuza kadar aynı güçle saklanamaz. Bazen bir cümledeki küçük çelişki, bazen bir bakış, bazen unutulan bir ayrıntı, bazen de zamanın kendisi hakikati ortaya çıkarır. Gerçek çoğu zaman bağırarak değil, sessizce sızarak gelir.
İnsan yalanı sakladığını düşündükçe onun yükünü de taşımaya devam eder. Çünkü yalan bir kez söylendiğinde bitmez; korunmak ister. Yeni açıklamalar, yeni örtüler, yeni savunmalar gerektirir. Bu nedenle yalan tek bir cümleyle başlar ama çoğu zaman bir zincire dönüşür.
Hakikat ise böyle değildir. Gerçek savunmaya ihtiyaç duymaz; yalnızca ortaya çıkacağı zamanı bekler. Gecikebilir, bastırılabilir, inkâr edilebilir; fakat bütünüyle kaybolmaz. Çünkü gerçek, insanın unutmasından veya saklamasından daha güçlüdür.
Vicdanla pazarlık uzun sürmez
Yalanın en ağır tarafı, insanın kendi vicdanıyla yaptığı pazarlıktır. Bu pazarlık bazen sessizdir, kimse duymaz. Kişi dışarıda normal hayatına devam eder; konuşur, güler, işini yapar. Fakat içerde küçük bir ses, gerçeğin üzerinin örtüldüğünü bilir.
İnsan o sesi susturmak için kendisine gerekçeler anlatır. Fakat vicdan, bahanelerle uzun süre kandırılamaz. Çünkü vicdan, insanın kendisine karşı dürüst kalma alanıdır. O alan zedelendiğinde, insanın dış dünyadaki başarıları bile iç huzur vermekte yetersiz kalabilir.
Bu nedenle yalanın asıl bedeli çoğu zaman dışarıda değil, içeride ödenir. İlişkiler zarar görür, güven kaybolur, itibar sarsılır; fakat en derin kayıp insanın kendisiyle arasındaki mesafedir.
Dürüstlük bazen zor, ama özgürleştiricidir
Dürüst olmak her zaman kolay değildir. Gerçeği söylemek bazen mahcubiyet, kayıp, yüzleşme veya bedel gerektirebilir. Fakat dürüstlük insanı uzun vadede özgürleştirir. Çünkü gerçek söylendiğinde, insan artık onu saklamak zorunda kalmaz.
Dürüstlük mükemmel olmak anlamına gelmez. Hata yaptığında bunu kabul edebilmek, bilmediğinde bilmiyorum diyebilmek, eksik kaldığında sorumluluk almak ve kendini olduğundan farklı göstermemek demektir. Bu da insan ilişkilerinin en sağlam temelidir.
Sonuç olarak yalan, karşıdakini kandırmak için söylenmiş gibi görünse de en çok söyleyen kişinin iç dünyasında iz bırakır. Her yalan vicdanda sessiz bir gedik açar; her doğruluk ise insanın kendi aynasına biraz daha rahat bakmasını sağlar.
Gerçek bazen ağırdır, bazen geç gelir, bazen de insanı zor bir yüzleşmeye çağırır. Ama yine de insanı en sonunda hafifleten şey gerçeğin kendisidir. Çünkü hakikat gecikebilir, ama asla kaybolmaz; mutlaka kendine bir yol bulur.
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)