Tarık Çelenk: Türkiye kimlik kapanından ortak hafızayla çıkabilir

Tarık Çelenk, Türkiye’nin medeniyet krizini kimlik, hafıza ve modernleşme üzerinden değerlendirerek çıkış için ortak bir ethos öneriyor.

31.07.2026 - 12:27
0
Tarık Çelenk: Türkiye kimlik kapanından ortak hafızayla çıkabilir

AHMET TAŞ | YEREL GÜNDEM

ANKARA / TÜRKİYE — Ekopolitik kurucusu ve araştırmacı yazar Tarık Çelenk, Türkiye’nin uzun süredir yaşadığı sorunların merkezinde ekonomik göstergelerden daha kapsamlı bir medeniyet ve kimlik krizinin bulunduğunu savundu.

Çelenk, Karar’da yayımlanan değerlendirmesinde modernleşmenin ortak hafızayı zayıflattığını, dijital dünyanın kimlik grupları arasındaki mesafeyi artırdığını ve çıkışın yeni bir kimlik dayatmak yerine ortak bir kültürel zemin kurmaktan geçtiğini belirtti. Yazıda dile getirilen değerlendirmeler Çelenk’in görüşlerini yansıtıyor.

Medeniyet krizinin belirtileri siyasetin ötesine uzanıyor

Tarık Çelenk’e göre İslam dünyasının yaklaşık üç asırdır, Türkiye’nin ise özellikle son iki yüzyıldır karşı karşıya bulunduğu sorunlar yalnızca ekonomik geri kalmışlık, siyasal istikrarsızlık veya sosyal refah eksikliğiyle açıklanamıyor.

Çelenk, bu sorunları daha derinde bulunan bir medeniyet krizinin dışarıya yansıyan belirtileri olarak değerlendiriyor. Osmanlı döneminde Koçi Bey ve Kâtip Çelebi’den başlayarak Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde farklı aydınların benzer sorgulamalara yöneldiğini hatırlatıyor.

Ancak yazara göre bu muhasebe girişimleri askerî yenilgiler, ideolojik mücadeleler ve günlük siyasi hesaplar nedeniyle çoğu zaman sağlıklı biçimde sürdürülemedi. Toplumun kendi tarihsel tecrübesiyle yüzleşmek yerine sorunları yalnızca dış müdahaleler veya karşıt siyasi gruplar üzerinden açıklaması da çözüm üretme imkânını sınırlandırdı.

Çelenk, Batılı araştırmacıların ve diplomatların uzun süredir “Hata neredeydi?” sorusuna yanıt aradığını, Türkiye’de ise bu çalışmaların kimi zaman kötü niyetli bulunarak bütünüyle reddedildiğini belirtiyor. Ona göre hiçbir toplumsal kriz, nedenleriyle açık ve eleştirel biçimde yüzleşilmeden aşılamaz.

Kimlik yalnızca aidiyet değil, aynı zamanda hafıza meselesi

Çelenk’in analizinde “Ben kimim?” ve “Biz kimiz?” soruları yalnızca bireysel tercihlerle sınırlı görülmüyor. Kimliğin aile, coğrafya, kültür, tarih ve ortak toplumsal hafızanın birleşimiyle ortaya çıktığı savunuluyor.

Yazar, Sigmund Freud’un bireyin iç dünyasına odaklanan yaklaşımıyla Carl Gustav Jung’un kolektif bilinçdışı ve tarihsel semboller üzerine geliştirdiği düşünceleri birlikte ele alıyor. Çelenk’e göre insanın bugünkü kimliği, yalnızca kişisel deneyimlerinin değil, geçmiş kuşaklardan taşınan ortak hafızanın da bir sonucu.

Kimliğin sürdürülebilmesi için aidiyet duygusunun tek başına yeterli olmadığını belirten Çelenk, bireylerin kendilerini değerli ve tanınmış hissetme ihtiyacına da dikkat çekiyor. Francis Fukuyama’nın modern siyasetteki tanınma arayışına ilişkin görüşlerine atıfta bulunan yazar, dijital çağın bu ihtiyacı daha görünür hâle getirdiğini ifade ediyor.

Sosyal medya ortamında insanların yalnızca var olmayı değil, sürekli görünür olmayı, onaylanmayı ve değerli kabul edilmeyi beklediğini belirten Çelenk, bu durumun kimlik tartışmalarını daha sert ve kırılgan hâle getirdiğini savunuyor.

Kimlik kapanı ortak yurttaşlık zeminini daraltıyor

Çelenk’in “kimlik kapanı” olarak tanımladığı durum, insanların etnik, dinî, mezhepsel veya ideolojik kimliklere sahip olmasından kaynaklanmıyor. Sorun, belirli bir kimliğin kişinin bütün siyasi, ahlaki ve toplumsal değerlendirmelerini belirleyen tek ölçüte dönüşmesiyle başlıyor.

Yascha Mounk’un kimlik siyasetine ilişkin görüşlerine atıfta bulunan Çelenk, kimliklerin mutlaklaştırılması durumunda ortak yurttaşlık, evrensel hukuk ve kamusal akıl gibi kavramların zayıfladığını belirtiyor.

Bu süreçte toplum, birbirini dinlemeyen ve gerçekliği yalnızca kendi grubunun bakış açısından değerlendiren kapalı kümelere ayrılabiliyor. Bir olayın doğru veya yanlış olup olmadığı, eylemin kendisinden çok hangi kimliğe mensup kişi tarafından gerçekleştirildiğine göre değerlendirilebiliyor.

Çelenk, psikiyatrist Vamık Volkan’ın “büyük grup kimliği” yaklaşımını da analizine dahil ediyor. Toplumsal travma, güvensizlik ve değersizlik duygusu arttıkça bireylerin kişisel kimliklerinden uzaklaşarak büyük gruplara veya karizmatik liderlere daha güçlü biçimde bağlandığını aktarıyor.

Bu aşamada kimlik, güven veren doğal bir aidiyet olmaktan çıkıp eleştirel düşünmeyi sınırlandıran ve hakikati grup çıkarları üzerinden filtreleyen zihinsel bir kapan hâline gelebiliyor.

Geleneksiz modernleşme ortak hafızayı zayıflattı

Çelenk’e göre Türkiye’nin yaklaşık iki asırlık modernleşme süreci, bugünkü kimlik krizinin ortaya çıkmasında önemli rol oynadı. Tanzimat’tan Cumhuriyet’e uzanan reform hareketleri yeni bir toplum ve vatandaşlık modeli kurmaya çalışırken geleneksel kültürü günün şartlarına uygun biçimde yeniden üretemedi.

Modernleşmeye tepki olarak gelişen bazı siyasi ve toplumsal hareketler ise geçmişi eleştirel biçimde değerlendirmek yerine idealize etti. Böylece bir tarafta gelenekten bütünüyle kopmayı savunan, diğer tarafta geçmişi değişmeden yeniden kurmaya çalışan iki yaklaşım ortaya çıktı.

Çelenk, bu gerilim sonucunda ne geleneğin sağlıklı biçimde yenilenebildiğini ne de modernleşmenin toplumun geniş kesimlerince benimsenen ortak bir rıza oluşturabildiğini savunuyor. Bu sürecin en önemli kaybının ise ortak toplumsal hafıza olduğunu belirtiyor.

Yazara göre geçmişle ilişkinin koparılması toplumu köksüzleştirirken, geçmişin sorgulanmadan kutsanması da yeni şartlara uygun düşünce ve kurumların gelişmesini engelliyor. Çözümün geçmişi aynen tekrar etmekte değil, geleneğin ahlaki ve kültürel birikimini çağın ihtiyaçlarına göre yeniden yorumlamakta olduğu ifade ediliyor.

Fiziksel mahalleden dijital mahalleye geçiş

Çelenk, geleneksel mahalleyi yalnızca insanların aynı bölgede yaşadığı fiziksel bir alan olarak değerlendirmiyor. Mahallenin ortak değerler, davranış biçimleri, vicdan ve aidiyet duygusu üreten kültürel bir çevre olduğunu belirtiyor.

Renos Papadopoulos’un “ortak ev” kavramına atıfta bulunan yazar, insanların yalnızca fiziksel bir konuta değil, kendilerini güvende ve anlamlı hissettikleri manevi bir çevreye de ihtiyaç duyduğunu savunuyor.

Fiziksel mahallelerin çözülmesiyle birlikte bu işlevin giderek dijital platformlara geçtiğini ifade eden Çelenk, sosyal medya algoritmalarının benzer düşüncelere sahip insanları sürekli birbirleriyle karşılaştırdığına dikkat çekiyor.

Kullanıcıların kendi görüşlerini destekleyen içeriklerle çevrelenmesi, farklı düşüncelerle karşılaşma ve onları anlama ihtimalini azaltıyor. Böylece eskiden ortak vicdan ve dayanışma üreten mahalle, dijital ortamda yalnızca kendi doğrularını tekrar eden kapalı bir kimlik alanına dönüşebiliyor.

Çelenk’e göre bu yapı toplumsal kutuplaşmayı güçlendirirken farklı kimliklerin ortak meseleler üzerinde konuşabileceği kamusal zemini de daraltıyor.

Çıkış için ortak bir kültürel zemin öneriliyor

Çelenk, Türkiye’nin yaşadığı sorunu yalnızca siyasi veya ekonomik kriz şeklinde tanımlamıyor. Ona göre ülkede aynı zamanda estetik, görgü, ahlak ve ortak yaşam kültürünü kapsayan bir “ethos krizi” yaşanıyor.

Yazar, estetiği yalnızca mimari veya görsel güzellikle sınırlamıyor; hayatı anlam, ölçü ve hikmet üzerinden değerlendirme yeteneği olarak ele alıyor. Görgüyü ise bu anlayışın gündelik hayattaki davranışlara yansıması şeklinde tanımlıyor.

Osmanlı dönemindeki tekkelerin şiir, musiki, sohbet, zarafet ve şehir kültürünün geliştiği kurumlar olduğunu savunan Çelenk, bu yapıların ortadan kalkmasının ardından aynı kültürel derinliği üretecek kurumların oluşturulamadığını ileri sürüyor.

Çözümün yeni ve tek biçimli bir kimlik dayatmak olmadığını belirten Çelenk, toplumun kimliksizleştirilmesinin de mümkün veya doğru olmadığını ifade ediyor. Bunun yerine farklılıkları koruyan, ancak hakikati grup aidiyetlerinin üzerine çıkaran ortak bir kültürel zemin kurulmasını öneriyor.

Bu yaklaşımın ortak hafıza, vicdan, estetik, görgü ve hukuk anlayışını yeniden kamusal hayatın merkezine taşıması gerektiğini savunuyor. Çelenk’e göre Türkiye, farklı kimlikleri tehdit olarak değil ortak hayatı zenginleştiren unsurlar olarak görebildiği ölçüde kimlik kapanından çıkabilir.

YerelGundem.com

Tepkin Ne?

Harika Harika 0
Kötü Kötü 0
Sevdim Sevdim 0
Komik Komik 0
Şaşırdım Şaşırdım 0
Üzücü Üzücü 0
Kızdım Kızdım 0
Yerel Gündem

Editör Masası| YerelGundem.com Türkiye ve küresel siyasetin ve uluslararası ilişkilerin nabzını tutan Yerel Gündem, Türkiye ve dünya gündemindeki en etkili ve alışılagelmişin dışındaki haberleri titiz bir veri doğrulama süreciyle raporlar. Entelektüel bir derinliğe sahip köşe yazılarımız ve stratejik öngörülerimizle, bilginin dürüstlükle buluştuğu noktada dünya siyasetine projektör tutuyoruz.

Yorumlar (0)

User