Nuşirevan’dan Hz. Ömer’e uzanan adalet dersi: Dünya neyi kaybetti?

İbrahim Altun’un yazısından hareketle Nuşirevan ve Hz. Ömer kıssası, adaletin devlet, insanlık ve Gazze sınavındaki yerini yeniden gündeme taşıyor.

Jun 25, 2026 - 16:41
0
Nuşirevan’dan Hz. Ömer’e uzanan adalet dersi: Dünya neyi kaybetti?

Ahmet Taş | Yerel Gündem
ANKARA, TÜRKİYE — İbrahim Altun’un Independent Türkçe için kaleme aldığı yazı, Nuşirevan ve Hz. Ömer kıssası üzerinden adaletin bugün dünyada nasıl kaybolduğunu tartışmaya açtı.

Pencere Dergisi Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Altun, yazısında tarihî adalet anlatılarını bugünün Gazze gerçeğiyle birlikte okuyarak güçlü bir vicdan muhasebesi yaptı. Malcolm X’in hakikat ve adalet vurgusuyla açılan metin, adaletin kimin için veya kime karşı olduğuna göre değişmemesi gerektiğini hatırlatıyor.

Bir kıssa üzerinden adalet tartışması

Altun’un yazısının merkezinde, Sasani hükümdarı Nuşirevan-ı Adil’e atfedilen adalet kıssası yer alıyor. İslam ve doğu anlatı geleneğinde adaletiyle anılan Nuşirevan, yalnızca güçlü bir hükümdar olarak değil, adalet uğruna en yakınlarından bile vazgeçebilen bir yönetici örneği olarak sunuluyor.

Yazıda Nuşirevan, Hz. Ömer’in adalet anlayışını etkileyen tarihî bir sembol olarak anlatılıyor. Bu sembol, günümüz dünyasının adalet krizine karşı geçmişten yükselen bir uyarı gibi duruyor. Çünkü adalet yalnızca mahkeme kararı, kanun maddesi ya da devlet gücü değildir. Adalet, güç sahibinin kendi aleyhine de olsa hakkı üstün tutabilmesidir.

Bir yöneticinin adil olup olmadığı, yalnızca zayıfa merhamet etmesiyle değil, güçlüye sınır koyabilmesiyle anlaşılır. Nuşirevan kıssasının bugün hâlâ anlatılmasının nedeni de budur. O kıssa, adaletin akrabalık, makam, güç ve çıkar karşısında eğilmemesi gerektiğini hatırlatır.

Hz. Ömer ve Şam valisi örneği

Yazıda aktarılan rivayete göre, Hz. Ömer döneminde Şam Valisi Sad b. Ebu Vakkas, şehirde büyük bir cami yaptırmak ister. Cami yapılacak alandaki arsaların sahiplerine bedel ödenir. Ancak bölgede yaşayan bir Yahudi vatandaş arsasını satmak istemez.

Vali, yüksek bedel teklif etmesine rağmen rıza alamayınca arsaya zorla el koyar. Haksızlığa uğradığını düşünen vatandaş, bir Müslüman komşusunun tavsiyesiyle Medine’ye giderek Halife Hz. Ömer’e şikâyette bulunur.

Hz. Ömer, anlatılanları dinledikten sonra bir kemik parçasının üzerine kısa bir cümle yazar ve bunu valiye götürmesini söyler. Mesajın özü şudur: Hz. Ömer kendisini Nuşirevan’dan daha az adil görmemektedir. Bu kısa ifade, Şam Valisi üzerinde büyük bir etki bırakır ve arsanın sahibine geri verilmesi sağlanır.

Bu olayda dikkat çeken nokta, haksızlığa uğrayan kişinin kimliği değil, hakkının ihlal edilmiş olmasıdır. Şikâyet eden kişi Yahudi’dir; karşısındaki ise Müslüman bir validir. Fakat adaletin terazisinde makam, din ve aidiyet değil, hak ölçülür.

Nuşirevan kıssasının taşıdığı mesaj

Valinin bu mesaj karşısında sarsılmasının nedeni, gençliğinde Hz. Ömer ile birlikte yaşadığı başka bir adalet hadisesidir. Rivayete göre ikisi ticaret için İran’a gittiklerinde mallarına zorla el konur. Şikâyetleri ilk başta doğru şekilde hükümdara aktarılmaz. Daha sonra olayın aslı ortaya çıkınca Nuşirevan, haksızlığı yapanların kendi oğlu ve veziri olduğunu öğrenir.

Kıssa, Nuşirevan’ın adalet uğruna öz oğlunu ve vezirini cezalandırdığı anlatısıyla devam eder. Bu bölüm, yazının en çarpıcı mesajını oluşturur: Adalet, akrabalık, makam, güç ve yakınlık karşısında eğilmezse adalettir.

Altun’un vurguladığı nokta da burada belirginleşiyor. Bir hükümdarın hiç tanımadığı yabancı tüccarlar için kendi oğlundan vazgeçebilmesi, adaletin gerçek bedelini gösteriyor. Adalet, yalnızca düşmana uygulandığında değil, insanın en yakınını bağladığında da adalettir.

Bu kıssa aynı zamanda devlet aklının en temel sorusunu da gündeme getirir: Devlet, kendi mensubunun zulmünü örtmek için mi vardır, yoksa mazlumun hakkını korumak için mi?

Adalet makamı kişiye göre değişmez

Hz. Ömer kıssasında da benzer bir ders vardır. Şam’daki Yahudi vatandaşın inancı, kimliği veya sosyal konumu, onun hakkını değersizleştirmez. Halife için mesele, şikâyet eden kişinin kim olduğu değil, hakkının çiğnenip çiğnenmediğidir.

Bu nokta, yazının bugüne uzanan ana fikrini oluşturuyor. Adalet, mazlumun kimliğine göre değişirse adalet olmaktan çıkar. Haksızlığa uğrayan kişi Müslüman, Yahudi, Hristiyan, Arap, Türk, zengin veya yoksul olabilir. Hakkın ölçüsü kimlik değil, hakikattir.

Altun’un metni, tarihî kıssaları bugünün siyasal ve insani krizleriyle ilişkilendirirken bu temel ölçüyü öne çıkarıyor. Adaletin tarafı olmaz; adaletin ölçüsü olur.

Bir çağın ahlaki seviyesi de burada ortaya çıkar. Mazlum bizdense ses çıkarıp, başkasıysa susuyorsak; mağdurun kimliğine göre vicdanımız çalışıyorsa; zalimin gücüne göre hakikati eğip büküyorsak, adalet değil çıkar savunulmuş olur.

Bugünün dünyasında adalet sınavı

Yazı, tarihî adalet örneklerinden bugünün dünyasına geçtiğinde daha sert bir muhasebeye dönüşüyor. Altun’a göre geçmişte bir Yahudi vatandaşın arsası için kıyameti koparan bir adalet anlayışı varken, bugün milyonlarca insanın evsiz, susuz, aç ve güvencesiz bırakıldığı bir dünya var.

Bu karşılaştırma, yalnızca tarihî bir nostalji değildir. Yazının asıl derdi, modern dünyanın hukuk, insan hakları ve vicdan iddiasının savaşlar karşısında nasıl sınandığını göstermektir.

Bugün uluslararası kurumlar, medya, devletler ve toplumlar, adalet konusunda büyük laflar etse de mazlumların acısı çoğu zaman siyasi çıkarlara kurban ediliyor. Altun’un metninde adaletin kaybı, yalnızca hukuki değil, ahlaki bir çöküş olarak ele alınıyor.

Tarihî kıssalar bu yüzden önemlidir. Onlar yalnızca geçmişte kalmış hikâyeler değildir. Bugünün iktidarlarına, medyasına, toplumlarına ve bireylerine ayna tutar.

Gazze üzerinden vicdan muhasebesi

Yazının son bölümünde Gazze’de yaşanan insani dram, adalet arayışının en güncel örneklerinden biri olarak ele alınıyor. Altun, çocukların açlıkla, susuzlukla ve bombardımanla karşı karşıya kaldığı bir ortamda insanlığın büyük ölçüde sessiz kalmasını eleştiriyor.

Burada en dikkat çekici vurgu, adaletin yalnızca tarih kitaplarında hayranlıkla anlatılan bir erdem olarak kalmaması gerektiğidir. Nuşirevan ve Hz. Ömer örnekleri, bugünün dünyasına yalnızca geçmişi övmek için değil, bugünkü suskunluğu sorgulamak için taşınıyor.

Eğer bir çağ, mazlumun kimliğine bakarak acıya tepki veriyorsa; eğer medya, güçlüyü korumak için hakikati saklıyorsa; eğer devletler çıkarları uğruna çocukların ölümüne göz yumuyorsa, orada adalet değil, adaletin gölgesi bile zor bulunur.

Altun’un yazısındaki “yalancı tercüman” benzetmesi de bu noktada güncel bir anlam kazanıyor. Geçmişte haksızlığı saklayan tercüman nasıl Nuşirevan’ı yanıltmaya çalıştıysa, bugün de hakikati perdeleyen medya ve siyasi dil, dünyanın vicdanını yanıltmaya çalışıyor.

Nuşirevan’sız çağın sorusu

İbrahim Altun’un yazısının ulaştığı sonuç, bugünün dünyasının Nuşirevan gibi adil yöneticileri ve Hz. Ömer gibi hakkı önceleyen idarecileri aradığı yönünde. Metin, geçmişi idealize etmekten çok, bugünün insanına rahatsız edici bir soru yöneltiiyor: Güç sahibi olduğumuzda adaleti kendi aleyhimize de işletebilir miyiz?

Bu soru, yalnızca devlet başkanlarına, valilere veya mahkemelere değil, her insana yöneliktir. Çünkü adalet, büyük saraylarda başladığı kadar küçük evlerde, iş yerlerinde, medya dilinde, komşulukta ve gündelik hayatta da sınanır.

Nuşirevan’ın adaleti, Hz. Ömer’in mektubu ve Gazze’deki insanlık dramı aynı çizgide okunduğunda ortaya tek bir hakikat çıkıyor: Adalet yoksa güç de, devlet de, hukuk da, medeniyet iddiası da eksik kalır.

Bugünün dünyası, belki de en çok bu yüzden bir adalet hükümdarı değil; adaleti kendi çıkarlarının önüne koyabilecek bir vicdan arıyor.

www.yerelgundem.com

Tepkin Ne?

Harika Harika 0
Kötü Kötü 0
Sevdim Sevdim 0
Komik Komik 0
Şaşırdım Şaşırdım 0
Üzücü Üzücü 0
Kızdım Kızdım 0
Yerel Gündem

Editör Masası| YerelGundem.com Türkiye ve küresel siyasetin ve uluslararası ilişkilerin nabzını tutan Yerel Gündem, Türkiye ve dünya gündemindeki en etkili ve alışılagelmişin dışındaki haberleri titiz bir veri doğrulama süreciyle raporlar. Entelektüel bir derinliğe sahip köşe yazılarımız ve stratejik öngörülerimizle, bilginin dürüstlükle buluştuğu noktada dünya siyasetine projektör tutuyoruz.

Yorumlar (0)

User