Cibali Baba kıssası: İstanbul’un fethinde anlatılan manevi ibret dersi
Cibali Baba kıssası, İstanbul’un fethi, Akşemseddin’in manevi mücadelesi ve meczup veliler meselesi üzerinden ibretli bir ders sunuyor.
Ahmet Taş | Yerel Gündem
İSTANBUL, TÜRKİYE — Cibali Baba kıssası, İstanbul’un fethi etrafında anlatılan en dikkat çekici manevi rivayetlerden biri olarak, akıl, cezbe, velayet ve istikamet tartışmalarına ışık tutuyor.
Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethetme azmi, Akşemseddin Hazretleri’nin manevi rehberliği ve Bizans surları içinde yaşadığı rivayet edilen Cibali Baba’nın hâli, asırlardır ibretle aktarılan bir kıssa olarak bilinir. Bu rivayet, yalnızca fetih tarihine dair renkli bir anlatı değil; aynı zamanda meczup veliler, manevi hâller, aklın sınırları ve şeriat ölçüsü gibi derin konuları gündeme getiren sembolik bir ders niteliği taşır.
Cibali Baba kimdir?
Kaynaklarda Cibali Baba’nın asıl adının Cebe Ali olduğu, zamanla bu ismin halk dilinde Cibali’ye dönüştüğü aktarılır. Rivayetlere göre İstanbul’un fethinden önce Bizans İstanbul’unda, Haliç çevresinde yaşayan, halk tarafından sevilen ve keramet sahibi olduğuna inanılan bir kişidir.
Cibali Baba’nın özellikle çocuklara karşı merhametli olduğu, üzerinde çok cepli bir elbise taşıdığı ve ceplerinde şeker bulundurarak mahalledeki çocuklara dağıttığı anlatılır. Bu sebeple “Cep Ali” yahut “Cebe Ali” diye anıldığı, zamanla bu ismin “Cibali” şeklinde yerleştiği ifade edilir.
Onun hikâyesinde öne çıkan en önemli yön, zahiren akıllı ve muhakemeli görünse de, manevi cezbe hâli içinde bulunan bir “meczup veli” olarak tasvir edilmesidir. Bu ifade, onun sıradan akıl ölçüleriyle her zaman değerlendirilemeyecek bir manevi hâl içinde bulunduğunu anlatmak için kullanılır.
Fetih sırasında anlatılan manevi engel
Rivayete göre Fatih Sultan Mehmed, İstanbul’un fethi için bütün maddi hazırlıkları tamamlamıştı. Kara ve deniz kuvvetleri hazırlanmış, toplar dökülmüş, surlar kuşatılmış, askeri planlar yapılmıştı. Ancak kuşatma uzadıkça şehir bir türlü düşmüyor, atılan toplar beklenen etkiyi göstermiyordu.

Bu durum genç padişahı düşündürür. Maddi planda eksik görünen bir şey yoktur. Asker vardır, top vardır, plan vardır, azim vardır. Buna rağmen fetih gecikmektedir. Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmed’in meseleyi hocası Akşemseddin Hazretleri’ne danıştığı anlatılır.
Akşemseddin Hazretleri, hadisenin manevi tarafına yönelir. Rivayete göre yaptığı manevi murakabe neticesinde, surların içinde bulunan Cibali Baba’nın dua ve himmetiyle Bizans halkının korunmasına vesile olduğunu fark eder. Cibali Baba’nın, aşırı merhamet ve şefkat hâli içinde “Ya Rabbi, gâvurcuklarımı koru” diye dua ettiği, bu duanın da top atışlarının tesirini azalttığı anlatılır.
Burada kıssanın tarihî yönünden çok manevi sembolizmi önemlidir. Cibali Baba’nın merhameti, fethin büyük hikmetini kavrayamayacak bir cezbe hâliyle birleşmiş; böylece kendisi farkında olmadan, İslam tarihinin en büyük fetihlerinden birinin önünde manevi bir engel gibi anlatılmıştır.
Akşemseddin’in manevi mücadelesi
Rivayetlerde Akşemseddin Hazretleri’nin bu durumu fark ettikten sonra ciddi bir manevi gayrete girdiği belirtilir. Cibali Baba’nın mazhar olduğu manevi makama ulaşmak, hatta onu aşmak için riyazet ve dua ile meşgul olduğu aktarılır.
Bu anlatıya göre Akşemseddin, Cibali Baba’nın bulunduğu hâlin üstüne çıkar ve onun manevi tesirini bertaraf eder. Bundan sonra fetih yolundaki engelin kalktığı ve İstanbul’un fethinin müyesser olduğu ifade edilir.

Bu kıssa, zahiri sebeplerle manevi sebeplerin birlikte değerlendirildiği geleneksel tarih anlayışının örneklerinden biridir. Fatih Sultan Mehmed maddi hazırlığı temsil ederken, Akşemseddin manevi hazırlığı temsil eder. Cibali Baba ise merhameti yüksek, fakat içinde bulunduğu cezbe hâli sebebiyle olayın bütün hikmetini kavrayamayan meczup veliyi sembolize eder.
Meczup veli ne demektir?
Cibali Baba kıssasının asıl önemi, meczup veliler konusuna açtığı kapıdır. Risale-i Nur’da da bu meseleye temas edilirken, bazı ehl-i velayetin zahiren akıllı ve muhakemeli görünse de aslında cezbe hâli içinde bulunabileceği belirtilir.
Meczup, manevi cezbe ve istiğrak hâli içinde aklî muhakemesini her zaman normal şekilde kullanamayan kimse anlamında değerlendirilir. Bu hâl, bazı zatlarda geçici, bazılarında ise daha sürekli olabilir.
Bu noktada önemli bir ölçü ortaya konur: Böyle kişiler kendi hâlleri itibarıyla Allah katında mazur olabilirler; fakat onların her söz ve davranışı başkaları için ölçü ve rehber kabul edilemez. Bediüzzaman Said Nursî’nin ifadesiyle, “Her hâdî zat, mühdî olamaz.” Yani bir kişi kendi hâliyle hidayet üzere olabilir; fakat başkalarına her zaman doğru rehberlik yapacak durumda olmayabilir.
Bu ayrım son derece önemlidir. Çünkü manevi hâller, şeriatın ve aklın genel ölçülerinin yerine geçirildiğinde insanlar hataya düşebilir. Cibali Baba kıssası da tam bu noktada ibretli bir örnek olarak aktarılır.
Cezbe hâli neden ölçü olamaz?
Tasavvuf geleneğinde cezbe, sekir, istiğrak gibi kavramlar, kişinin Allah’ın varlık ve birlik hakikatinde derin bir manevi hâle girmesini anlatır. Böyle bir hâlde kişi, dış dünyayı normal akıl dengesiyle değerlendiremeyebilir.
Bu hâl içinde söylenen bazı sözler veya yapılan bazı davranışlar, zahiren yanlış görünebilir. Ehl-i sünnet âlimleri, bu tür hâllere kapılan bazı büyük zatların sözlerini değerlendirirken, onların sekir ve cezbe hâllerini dikkate almışlardır. Ancak aynı zamanda bu sözlerin umum için ölçü olamayacağını da belirtmişlerdir.
Cibali Baba kıssasında da merhamet duygusu esastır. Rivayete göre o, Bizanslı çocukların ve halkın zarar görmesini istememiştir. Fakat bu merhamet, fethin büyük hikmetini ve Peygamber Efendimiz’in müjdesine konu olan tarihi sonucu görmesine engel olmuştur. Böylece iyi niyetli bir dua, geniş çerçevede farklı bir neticeye yol açmıştır.
Bu sebeple kıssa, “iyi niyet her zaman doğru neticeyi doğurmaz” dersini de verir. İyi niyetin ilim, hikmet, istikamet ve doğru ölçüyle birleşmesi gerekir.
Risale-i Nur’da Cibali Baba kıssası nasıl geçer?
Risale-i Nur’da Cibali Baba kıssası, özellikle meczup veliler meselesini açıklamak için örnek gösterilir. Bediüzzaman Said Nursî, bazı velilerin zahiren akıllı görünmekle birlikte gerçekte cezbe hâlinde bulunabileceğini, bazılarının sahv yani ayıklık hâli ile sekir yani manevi sarhoşluk hâli arasında gidip gelebileceğini belirtir.
Bu değerlendirmeye göre bazı meczup veliler Allah katında korunmuş olabilir ve dalalete düşmeyebilir. Ancak bazıları korunmuş olmayabilir; bidat ve dalalet fırkaları içinde bulunabilir. Bu nedenle her velayet hâli, insanlara rehberlik edecek sağlam bir yol anlamına gelmez.
Buradan çıkan temel ölçü şudur: Bir zatın manevi hâli olabilir, hatta kendi makamında makbul de olabilir. Fakat o hâl, şeriat ve sünnet ölçülerine aykırı biçimde başkalarına yol gösterici yapılamaz. Çünkü cezbe hâli kişiyi mazur kılabilir; fakat onu taklit edenleri mazur kılmaz.
Bu yönüyle Cibali Baba kıssası, hem manevi büyüklük iddiasındaki kişilere hem de onları ölçüsüz takip edenlere ciddi bir uyarı niteliği taşır.
Kıssanın tarihî ve sembolik değeri
Cibali Baba kıssasının tarihî ayrıntıları hakkında farklı rivayetler vardır. Bazı anlatılarda onun top güllelerini tuttuğu, bazılarında Haliç’e attığı, bazılarında ise Akşemseddin’in duası neticesinde manevi tesirinin ortadan kalktığı aktarılır. Bu rivayetlerin tamamı tarihî belge kesinliğiyle değil, menkıbe diliyle değerlendirilmelidir.
Menkıbeler, her zaman modern tarih yazımının ölçüleriyle okunmaz. Onların amacı çoğu zaman olayın arşiv belgesini sunmak değil, olay üzerinden ahlaki ve manevi bir ders vermektir.
Cibali Baba kıssası da bu yönüyle okunmalıdır. Burada asıl mesele, İstanbul’un fethini geciktiren bir kişinin tarihî kimliğinden ziyade, manevi hâlin istikamet ölçüsü olmadan nasıl yanlış bir neticeye yol açabileceğidir.
Bu kıssa aynı zamanda İstanbul’un fethinin yalnızca askeri bir hadise olarak değil, manevi boyutuyla da hafızalarda yer ettiğini gösterir. Fatih Sultan Mehmed, Akşemseddin, fetih ordusu ve Cibali Baba etrafında anlatılan bu hikâye, Osmanlı-İslam tarih anlatısında fetih kavramının çok katmanlı yapısını yansıtır.
Bugüne bakan ibret dersi
Cibali Baba kıssası bugünün insanı için de önemli dersler taşır. Birincisi, merhamet tek başına yeterli değildir; merhamet hikmetle birleşmelidir. İkincisi, manevi hâller saygıyla karşılanabilir; fakat şeriat, akıl ve istikamet ölçüsünün yerine geçirilemez. Üçüncüsü, her iyi niyetli insan başkalarına rehber olacak seviyede olmayabilir.
Bu kıssa aynı zamanda toplumsal olaylarda dar bir bakış açısıyla hüküm vermenin tehlikesini de gösterir. Cibali Baba’nın merhameti küçük bir çevreye yönelmişti; Akşemseddin’in bakışı ise ümmetin geleceğini ve fethin büyük hikmetini kuşatıyordu.
Bu nedenle Cibali Baba kıssası, yalnızca geçmişten gelen ilginç bir menkıbe değil, aynı zamanda denge, hikmet, istikamet ve rehberlik üzerine derin bir uyarıdır.
İstanbul’un fethi, askeri dehanın, siyasi iradenin ve manevi rehberliğin birlikte tecelli ettiği büyük bir hadise olarak hatırlanır. Cibali Baba kıssası ise bu büyük hadisenin içinde, iyi niyetin dahi doğru ölçüye muhtaç olduğunu hatırlatan manidar bir ibret dersi olarak yaşamaya devam eder.
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)