Berat Albayrak ve Bilal Erdoğan için kritik analiz: Siyaset onları çağırıyor
Metin Feyzioğlu'nun tezi üzerinden Berat Albayrak ve Bilal Erdoğan'ın siyasete olası dönüş senaryoları ve AK Parti'nin geleceği masaya yatırıldı.

Yusuf İnan
Gazeteci |Siyasi & Stratejik Analist
Berat Albayrak ve Bilal Erdoğan'dan geriş dönüş sinyali!
Siyaset, sadece sandık sonuçlarından veya meclis kürsülerinden ibaret değildir. Bazen bir kahvaltı masasında kırılan bir çatal, bazen de sessizliğe gömülen bir bakanın yıllar sonra anlaşılan stratejisi, siyasetin asıl yönünü belirler. Hafızamızı biraz zorlayalım ve yıllar öncesine, İzmir’in o nemli sabahlarından birine gidelim.
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun CHP Genel Başkanlığı’na ısındığı, rüzgârı arkasına aldığını düşündüğü günlerdi. İzmir medyasının karşısına, o meşhur pembe gömleği ve kot pantolonuyla, “yeni bir umut” edasıyla çıkmıştı. Ancak siyasetin cilvesi, umutla başlayan kahvaltıları bazen hüsranla bitirir. O gün masada sorulan soru aslında zor değildi. Feyzioğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yüzde 30 - 40 bandındaki oyunu eleştiriyor, “gözü doymuyor, yüzde yüzü istiyor” diyordu. Ancak aynı Feyzioğlu, Türkiye Barolar Birliği seçimlerinde aldığı oyu yeterli görmüyor, avukatların tamamının oyuna talip olduğunu söylüyordu.
Bu tezatlığı kendisine hatırlatıp, “Eleştirdiğiniz Erdoğan’ın izinden gidiyorsunuz” dediğimde, o “kurtarıcı” maskesi düşüvermişti. Sinirlendi, elindeki çatalı masaya fırlattı ve toplantıyı terk etti. O gün orada sadece bir kahvaltı yarım kalmadı; Feyzioğlu’nun CHP liderliği hevesi de o masada bırakıldı. Ancak Feyzioğlu, o öfke anının ardında siyaset bilimine dair çok kritik, bugün bile geçerliliğini koruyan bir tespitte bulunmuştu:
"Siyasetçilerin kenara çekilmesi, yaylalara gitmesi, halktan kendini soyutlaması mümkün değildir. Hangi siyasetçi böyle bir şey yaparsa, olaylar onu bir şekilde kolundan tutar, zorla da olsa siyasetin içine çeker."
Bugün bu anekdotu neden hatırlatıyorum? Çünkü Türk siyasetinde şu an tam da Feyzioğlu’nun tarif ettiği o "çekim yasası" işliyor. Olayların kolundan tutup merkeze çekmeye çalıştığı isimler ise çok tanıdık: Berat Albayrak ve Bilal Erdoğan.
Başarısızlık Değil, Vizyonun Bedeli: Albayrak Dönemi
Berat Albayrak, Hazine ve Maliye Bakanlığı görevinden ayrılalı 5 yıl, 2 ay ve 29 gün oldu. O günlerde "damat" sıfatı üzerinden yürütülen, çeşitli mahfillerin entrikaları ve sistematik siyasi mobbingleri ile şekillenen bir süreç yaşandı. Albayrak, bu baskılar karşısında pes etti ve kendi isteğiyle siyaset sahnesinden çekildi. O dönemde koparılan yaygara, bir "başarısızlık" hikayesi yazmak içindi. Ancak zaman, en büyük yargıçtır ve hükmünü vermeye başladı.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, Albayrak’ın hedef tahtasına oturtulmasının sebebinin başarısızlığı değil, tam aksine, yerleşik küresel finans düzenine çomak sokan başarısı olduğu netleşiyor. Berat Albayrak, kağıt parçasına (Dolar) karşı, gerçek değeri (Altın) savunan bir strateji izledi. Türkiye’nin altınlarını yurt dışındaki mahzenlerden toplayıp ülkeye getirdi. Rezervleri çeşitlendirdi. Bugün dünya ekonomisi bir resesyonun ve güvensizliğin eşiğindeyken, Türkiye’nin elindeki o altın rezervleri, ülkenin geleceğini teminat altına alan bir "devlet aklı" hamlesi olarak parlıyor.
O gün Albayrak’a "ekonomiyi bilmiyor" diye saldıranlar, şimdi Mehmet Şimşek yönetimindeki ekonomik darboğazı gördükçe sessizliğe gömülmüş durumda. Şimşek dönemiyle birlikte yaşananlar, Albayrak döneminin stratejik derinliğini daha görünür kıldı. Albayrak'ın "çöküş" diye lanse edilen dönemi, bugün birçok kesim tarafından mumla aranıyor. Çünkü o dönemde atılan adımlar, sadece günü kurtarmaya değil, Türkiye’nin tam bağımsızlık mücadelesine yönelik hamlelerdi.
Hedef Neden Erdoğan Ailesi?
Meselenin sadece ekonomi olmadığını anlamak için 17-25 Aralık sürecine tekrar bakmak gerekir. O günlerde namlunun ucuna konulan ismin Bilal Erdoğan olması tesadüf müydü? Elbette hayır. Küresel ve yerel muhalefet odakları, Erdoğan sonrasını dizayn etmenin yolunun, aileyi siyasetten tasfiye etmekten geçtiğini çok iyi biliyordu. İhanet bazen en yakından gelir; o gün anlaşılamayanlar, bugün kristal netliğinde ortada.
Muhalefet, özellikle de CHP, sürekli "eşitlik ve adalet" kavramlarını dillendiriyor. Ancak bu adalet talebi, nedense sadece kendileri için geçerli. Bir vatandaşın siyasete girmesi en doğal hakkı iken, konu Berat Albayrak veya Bilal Erdoğan olduğunda "nepotizm" çığlıkları atılıyor. Oysa Bilal Erdoğan, bugün AK Parti teşkilatlarından belki de daha organize, daha dinamik bir sivil toplum ağı kurmuş durumda. Bu birikim, bir günde siyasi partiye dönüşebilecek, iktidar olmasa bile iktidarın en büyük ortağı olabilecek bir potansiyel taşıyor.
Siyasetin Matematiği ve Kaçak Güreş
Gerçekleri konuşalım: Hayatında tek bir başarı hikayesi olmayan, kendi mahallesinde muhtar bile seçilemeyecek adamlar, bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın koltuğuna göz dikmiş durumda. Oysa siyasetin matematiği duygusallığı kaldırmaz. Bugün Berat Albayrak, Bilal Erdoğan, Selçuk Bayraktar ve Sümeyye Erdoğan bir araya gelip bir parti kursa; Saadet Partisi, Yeniden Refah Partisi, Gelecek ve DEVA gibi partilerin toplamından daha fazla oy alır.
Ahmet Davutoğlu’nun "Başbakanlık" yapmış olmasına rağmen oy potansiyeli ortada; sıfıra yakın. "Ekonomi dehası" olduğunu ima eden Ali Babacan ve DEVA Partisi, siyaset sahnesinde bir varlık gösteremedi. Neden? Çünkü Erdoğan markası ve liderliği olmadan, bu isimlerin siyasi bir ağırlığı yok.
Bu denklem, AK Parti için de geçerli. Erdoğan ailesinin AK Parti’ye ihtiyacı yok; asıl AK Parti’nin Erdoğan’a ve Erdoğan ailesine ihtiyacı var. Erdoğan, bugün Genel Başkanlık’tan ayrılsa, AK Parti’nin bir sonraki seçimde baraj altında kalma ihtimali, iktidar olma ihtimalinden çok daha yüksektir. "AK Parti’nin başına geçme" hayali kuranlar, Erdoğan’ın gölgesinden çıktıkları anda siyasetin o acımasız güneşi altında üç günde erirler. Kaçak güreşmeyi bırakıp er meydanına çıkmaya cesaret edememelerinin sebebi de bu gerçeği içten içe bilmeleridir.
Çeyrek Asırlık Yıpranmaya Rağmen Alternatifsizlik
CHP ve muhalefet bloğu, çeyrek asırdır iktidarda olan ve doğal olarak yıpranan bir yapı karşısında dahi varlık gösteremiyor. Sadece Berat Albayrak’ın istifası veya Bilal Erdoğan’ın bir kare fotoğraf vermesi üzerine koparılan "korku fırtınası", aslında muhalefetin çaresizliğinin itirafıdır. Onlar da biliyor ki; Selçuk Bayraktar’ın teknolojik vizyonu, Albayrak’ın devletçi ekonomi refleksi ve Bilal Erdoğan’ın teşkilatçılığı birleşirse, karşılarında durabilecek bir set yok.
Sonuç: Olaylar Onları Çağırıyor
Metin Feyzioğlu’nun yıllar önce o İzmir sabahında söylediği söz, bugün bir kehanet gibi Erdoğan ailesinin üzerinde duruyor. Berat Albayrak, 5 yıldır sessizliğini koruyor. Devletin de siyasetin de içinde değil. Ancak Türkiye’nin içinden geçtiği süreç, bölgesel krizler ve ekonomideki arayışlar, onları ısrarla siyasetin merkezine çekiyor.
Eğer Berat Albayrak, Bilal Erdoğan ve Selçuk Bayraktar, bu çağrıya kulak tıkar ve "kaçak güreşmeye" (siyaset sahnesinden uzak durmaya) devam ederlerse, şartlar onları Feyzioğlu’nun dediği gibi "kolundan bacağından tutarak" siyasetin tam göbeğine çekecektir.
Şimdi karar verilmesi gereken nokta şudur: Erdoğan ailesi ve bu isimler, kendi iradeleriyle, planlı ve programlı bir şekilde mi siyasete dönecekler? Yoksa olayların akışı, tarihin zorlaması ve Türkiye’nin ihtiyaçları onları mecbur mu bırakacak?
Görünen o ki; "korkulan" oluyor. Sadece muhalefeti değil, AK Parti içindeki bazı odakları da rahatsız eden o "geri dönüş" senaryosu, bir ihtimal olmaktan çıkıp bir zorunluluğa doğru evriliyor. Hodri meydan diyenler varsa, önce bu siyasi gerçeklikle yüzleşmek zorundalar.
Yusuf İnan
Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)