Fon krizi mi, AK Parti ve Başkan Erdoğan’a nitelikli darbe mi?

Fon krizi tartışması, AK Parti ve Başkan Erdoğan’a yönelik siyasi operasyon iddialarıyla birlikte muhalefetin rolünü de yeniden gündeme taşıdı.

09.10.2026 - 19:09
Updated: 3 hours ago
0
Fon krizi mi, AK Parti ve Başkan Erdoğan’a nitelikli darbe mi?

Yusuf İnan / Yerel Gündem

Gazeteci, Yazar |Siyasi & Stratejik Analist

ANKARA, TÜRKİYE — Türkiye’de bazı krizler yalnızca kriz değildir; zamanlaması, hedef aldığı isimler ve ürettiği siyasi sonuçlar dikkatle okunduğunda daha büyük bir hesabın parçası gibi görünür.

Fon krizi olarak konuşulan süreç de bana göre sadece mali, hukuki ya da bürokratik bir tartışma değil. Bu sürecin kime yaradığına, kimin hedefe konulduğuna ve hangi siyasi atmosferde büyütüldüğüne bakınca karşımıza çok daha ağır bir tablo çıkıyor.

Kriz dediğiniz şey bazen sadece kriz değildir

Bir mesele gerçekten hukukî bir konuysa, elbette hukuk işler. Kim yanlış yaptıysa hesabını verir. Kim suç işlediyse yargı önünde karşılığını görür. Buna kimsenin itirazı olamaz.

Fakat mesele hukuk zemininden çıkarılıp siyasi mühendislik aracına dönüştürülüyorsa, orada durup sormak gerekir: Bu kriz kim tarafından büyütülüyor? Hedef kim? Amaç sadece gerçeği ortaya çıkarmak mı, yoksa siyaseti dizayn etmek mi?

Bugün fon krizi etrafında oluşturulan atmosfer, sıradan bir tartışmadan çok daha fazlasını düşündürüyor. Özellikle hedefe konulan isimlere bakıldığında, bunun AK Parti ve Başkan Recep Tayyip Erdoğan’a dönük daha geniş bir siyasi operasyon olup olmadığı sorusu ciddiyet kazanıyor.

17/25 Aralık hafızası hâlâ taze

Türkiye, 17/25 Aralık sürecinde bir dosyanın nasıl siyasi silaha dönüştürülebildiğini gördü. O gün de mesele, kamuoyuna yalnızca yolsuzluk iddiaları üzerinden sunulmuştu. Fakat zamanla ortaya çıkan tablo, hedefin yalnızca birkaç kişi değil, doğrudan siyasi iktidar ve seçilmiş hükümet olduğunu gösterdi.

Bugün benzer bir psikolojik iklimin yeniden üretilmeye çalışıldığını düşünüyorum.

Elbette her dönem kendi şartları içinde değerlendirilir. Her olayı aynı kefeye koymak doğru değildir. Ancak yöntem benziyorsa, hedef aynıysa, dil aynıysa ve siyaset dışı araçlarla seçilmiş iktidarı yıpratma niyeti seziliyorsa, bu benzerliği görmezden gelmek de saflık olur.

Fon krizi adı verilen süreçte de soru budur: Bu gerçekten bir kriz mi, yoksa kriz görüntüsü altında yürütülen nitelikli bir siyasi darbe teşebbüsü mü?

Hedefe konulan isimler ne söylüyor?

Tartışmalarda adı geçen isimlere bakıldığında tablo daha da dikkat çekici hale geliyor.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Kaya, AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz ve yargı-bakanlık hattında adı gündeme taşınan Akın Gürlek gibi isimler üzerinden yürüyen bir süreçten bahsediyoruz.

Bu isimler tesadüfen mi seçiliyor?

Yoksa AK Parti’nin siyasi omurgasını, devlet yönetimindeki koordinasyonunu ve Başkan Erdoğan’ın etrafındaki güven hattını zayıflatmaya dönük özel bir dizilim mi var?

Bana göre asıl mesele burada başlıyor. Çünkü bir dosya, gerçekleri ortaya çıkarmak için değil de belli isimleri peşinen mahkûm etmek için kullanılıyorsa, artık hukuk konuşmuyor demektir. Orada siyasi operasyon dili devreye girmiştir.

Yeni Parti bu oyunun neresinde duruyor?

Burada muhalefetin de kendisine sorması gereken ağır sorular var.

Yeni Parti, siyasi olarak baş edemediği AK Parti ve Başkan Erdoğan’ı bu tür dosyalar üzerinden yıpratma hesabına mı giriyor? Sandıkta kuramadığı üstünlüğü kriz diliyle mi kurmaya çalışıyor? Daha önemlisi, böyle bir sürecin gerçekten nereye varacağını hesap ediyor mu?

Çünkü siyasette bazen kullanılan araç, kullananı da yakar.

Geçtiğimiz günlerde bazı bakan isimleri üzerinden yapılan çıkışların boşa düşmesi, bu açıdan ibretliktir. Büyük iddialarla ortaya çıkıldı, isimler sayıldı, kamuoyu hareketlendirildi; fakat sonunda beklenen sonuç alınamadı. Siyasi tabirle bomba elde patladı.

Bu durum yalnızca iktidarı değil, muhalefetin inandırıcılığını da tartışmalı hale getirdi.

CHP’nin mirası, koltuk kavgasına kurban edilmemeli

Yeni Parti’nin, Atatürk’ün partisi dedikleri CHP’den kopan bir siyasi hat olarak kendisini konumlandırması da ayrı bir tartışma konusu.

Eğer bir siyasi hareket, iktidar olma iddiasıyla yola çıkıyorsa bunu milletin önünde, açık programla, güçlü kadrolarla ve güven veren bir siyasetle yapmalıdır. Krizlerin gölgesine sığınarak, başka güçlerin açtığı yollardan yürüyerek, “iktidar yıpransın da nasıl yıpranırsa yıpransın” anlayışıyla siyaset yapılmaz.

CHP’ye gönül vermiş insanların idealleri de böyle bir siyasete kurban edilmemelidir. İnsanlar yıllarca bir partiye, bir fikre, bir geleneğe inandıysa; o inanç günlük taktik hesapların malzemesi yapılmamalıdır.

Bugün yaşananlar, yalnızca AK Parti açısından değil, muhalefet açısından da ciddi bir sınavdır.

Tuzak yalnızca iktidara kurulmamış olabilir

Benim kanaatim şu: Bu süreçte asıl hedef AK Parti ve Başkan Erdoğan olabilir. Fakat tuzağa düşürülmek istenen yalnızca iktidar olmayabilir.

Özgür Özel ve Yeni Parti de bu sürecin nereye evrileceğini dikkatle okumak zorunda. Çünkü bir siyasi mühendislik operasyonuna alet olmak, kısa vadede alkış getirebilir; ama uzun vadede güven kaybettirir.

Bugün iktidarı yıpratmak için kullanılan yöntem, yarın muhalefeti de yutabilir.

Siyaset dışı mekanizmalarla sonuç almaya alışan bir düzen, sonunda kimseye alan bırakmaz. Bugün rakibinize karşı kullanılan yöntem, yarın sizin kapınızı çalar. Türkiye’nin yakın siyasi tarihi bunun örnekleriyle doludur.

Hukuk varsa herkes için vardır

Şunu açık söylemek gerekir: Kim yanlış yaptıysa hukuk önünde hesabını vermelidir. Hiç kimse dokunulmaz değildir. Ne iktidar mensubu olmak ne muhalefette bulunmak kimseye ayrıcalık sağlamaz.

Ama hukuk, siyasi hesaplaşmanın sopası haline getirilirse, orada adalet duygusu zedelenir. Toplumun güveni sarsılır. Her dosya, her iddia, her kriz bir operasyon malzemesine dönüşür.

Türkiye’nin ihtiyacı olan şey bu mudur?

Hayır.

Türkiye’nin ihtiyacı olan şey; şeffaflık, hukuk, siyasi ahlak ve sandığa saygıdır. İktidar da muhalefet de mücadelesini milletin önünde vermelidir. Milletin hakemliğine güvenmeyen hiçbir siyasi hamle, bu ülkeye huzur getirmez.

Asıl soru: Fon krizi mi, iktidar dizaynı mı?

Bugün önümüzde duran soru basittir ama cevabı ağırdır.

Bu yaşananlar gerçekten bir fon krizi mi?

Yoksa AK Parti’yi, Başkan Erdoğan’ı ve Türkiye’deki siyasi dengeyi hedef alan daha büyük bir iktidar dizaynının parçası mı?

Ben bu süreci sıradan bir kriz olarak görmüyorum. Hedef alınan isimler, oluşturulan atmosfer, muhalefetin dili ve kamuoyuna servis edilen beklentiler bana daha geniş bir planı düşündürüyor.

Bu yüzden meseleye yalnızca “fon krizi” demek eksik kalır.

Bana göre burada konuşmamız gereken şey, Türkiye siyasetinin krizler üzerinden yeniden dizayn edilmek istenip istenmediğidir.

Ve son söz şudur:

Siyaset sandıkta yapılır. Hesap hukukta sorulur. Operasyonla iktidar kurmaya çalışanlar ise eninde sonunda milletin ferasetine çarpar.

Yusuf İnan

YerelGundem.com

Tepkin Ne?

Harika Harika 0
Kötü Kötü 0
Sevdim Sevdim 0
Komik Komik 0
Şaşırdım Şaşırdım 0
Üzücü Üzücü 0
Kızdım Kızdım 0
Yusuf İnan

Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. UAPresa.com, WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve YerelGundem.com'da Genel Yayın Yönetmeni olarak görev yapmaktadır. Türkiye siyaseti, dış politika, uluslararası ilişkiler ve güvenlik başta olmak üzere güncel gelişmeler üzerine haber, yorum ve analizler kaleme almaktadır.

Yorumlar (0)

User