AYM’den ByLock delili kararı: Dosyalarda örgütsel içerik şartı öne çıktı
AYM, ByLock’un tek veya belirleyici delil olduğu dosyalarda örgütsel içerik ve kullanım amacının somut biçimde araştırılması gerektiğine hükmetti.
Ahmet Taş | Yerel Gündem
ANKARA, TÜRKİYE — Anayasa Mahkemesi, ByLock’un tek veya belirleyici delil olduğu dosyalarda uygulamanın örgütsel iletişim amacıyla kullanılıp kullanılmadığının somut biçimde araştırılması gerektiğine karar verdi.
19 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu kararında, terör örgütü üyeliğinden mahkûm edilen bir başvurucunun ByLock kullanımına ilişkin itirazlarının derece mahkemeleri tarafından yeterli gerekçeyle karşılanıp karşılanmadığı incelendi. Karar, ByLock delilinin ceza yargılamalarındaki ispat gücü, örgütsel içerik tespiti ve gerekçeli karar hakkı bakımından yeni bir tartışma başlattı.
AYM kararında hangi dosya incelendi?
Karara konu başvuruda, lise öğretmeni olarak görev yapan başvurucu hakkında FETÖ/PDY üyeliği şüphesiyle soruşturma başlatıldı. Kolluk araştırmalarında başvurucunun kendi adına kayıtlı GSM hattı üzerinden ByLock kullandığı, Bank Asya’da hesabı bulunduğu ve FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle kapatılan Aktif Eğitimciler Sendikasına üye olduğu tespit edildi.
İddianamede başvurucunun terör örgütüne üye olma suçunu işlediği ileri sürüldü. Bu iddianın dayanakları arasında ByLock tespitleri, Bank Asya hesap hareketleri, sendika üyeliği ve meslekten uzaklaştırma işlemi yer aldı.
Başvurucu ise ByLock programından haberdar olmadığını, uygulamayı kullanmadığını, Bank Asya hesabını faizsiz bankacılık gerekçesiyle tercih ettiğini ve terör örgütüyle bağlantısının bulunmadığını savundu. Sendika üyeliğini de herhangi bir örgütsel yönlendirmeyle değil, memurların haklarını koruduğunu düşündüğü için yaptığını söyledi.
Yargılama sırasında etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak isteyen bazı kişilerin ifadeleri de dosyaya girdi. Bu kişilerden biri başvurucuyu örgüt içinde “Ergani ilçe abisi” olarak bildiğini, bir diğeri ise başvurucunun numarasının kendi ByLock listesinde kayıtlı olduğunu ifade etti. Başvurucu bu kişileri tanımadığını ve beyanlarını kabul etmediğini belirtti.
Yerel mahkeme ByLock’u nasıl değerlendirdi?
Yerel mahkeme, başvurucunun ByLock sistemine giriş yaptığı, kendisine ait ID’nin başka kullanıcılar tarafından “rmzn2143” ve “Erganili Ramazan” gibi isimlerle kaydedildiği ve ByLock’un örgütün haberleşme aracı olduğu değerlendirmesine dayanarak mahkûmiyet hükmü kurdu.
Mahkeme, ByLock’un silahlı terör örgütü mensuplarının kullanımı için oluşturulmuş gizli bir haberleşme ağı olduğunu belirtti. Başvurucunun sisteme birçok kez giriş yaptığını ve uygulamayı yoğun şekilde kullandığını kabul etti.
Ayrıca cezanın alt sınırdan uzaklaştırılmasında, başvurucunun kamu görevinin niteliği ve örgütteki konumu gibi hususlar da dikkate alındı. Başvurucu ise mahkûmiyet kararına dayanak alınan ByLock verilerine, tanık beyanlarına ve delil değerlendirmesine yönelik itirazlarının yeterince karşılanmadığını ileri sürerek bireysel başvuruda bulundu.
AYM: Kullanım amacı somut biçimde araştırılmalı
Anayasa Mahkemesi, kararında ByLock’un FETÖ/PDY’nin gizli haberleşme ağı olarak kabul edildiğine dikkat çekti. Ancak yüksek mahkeme, uygulamanın telefona yüklenmesi ya da kullanıldığının tespit edilmesinin tek başına her durumda örgüt üyeliği sonucunu doğurmayacağını vurguladı.
AYM’ye göre özellikle ByLock’un tek, yegâne veya belirleyici delil olduğu dosyalarda, uygulamanın örgütsel faaliyet kapsamında ve örgüt içi iletişim amacıyla kullanıldığının ortaya konulması gerekiyor. Bu kapsamda mahkeme, yalnızca teknik bağlantı kayıtlarının değil, mümkünse yazışma içeriklerinin, irtibat kurulan kişilerin kimliklerinin ve bu kişilerin örgütsel konumlarının da araştırılması gerektiğini belirtti.
Yüksek Mahkeme, somut olayda başvurucunun ByLock kullanıcısı olduğuna ilişkin tespitlerin bulunduğunu kabul etti. Buna rağmen, ByLock kayıtlarında yer alan içeriklerin örgütsel nitelikte olup olmadığına, uygulamanın hangi amaçla kullanıldığına ve başvurucunun kayıtlarda görünen diğer kişilerle ilişkisinin mahiyetine dair gerekli araştırmaların yeterince yapılmadığını değerlendirdi.
Bu nedenle AYM, başvurucunun mahkûmiyet sonucunu etkileyebilecek esaslı itirazlarının karşılanmadığı sonucuna ulaştı.
Gerekçeli karar hakkı ihlal edildi
Anayasa Mahkemesi, eksikliklerin yalnızca ilk derece mahkemesi aşamasında kalmadığını, istinaf ve temyiz süreçlerinde de giderilmediğini belirtti. Bu nedenle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı içindeki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verdi.
Karar oyçokluğuyla alındı. Çoğunluk görüşüne göre yargılama makamları, başvurucunun ByLock’u örgütsel iletişim amacıyla kullanıp kullanmadığına ilişkin belirsizliği gidermeden mahkûmiyet hükmü kurdu. AYM, ceza yargılamasında bu tür belirsizliklerin sanık aleyhine yorumlanamayacağını vurguladı.
Karşıoyda ise başvurucu adına kayıtlı GSM hattı üzerinden ByLock hesabının kullanıldığı, hesapta aktif yazışmalar ve aramalar bulunduğu, başka kullanıcıların başvurucuyu belirli isimlerle kaydettiği, etkin pişmanlıktan yararlanan kişilerin de başvurucuyu teşhis ettiği belirtildi. Karşıoy sahibi üye, delillerin değerlendirilmesinin ve hukuk kurallarının yorumlanmasının derece mahkemelerinin görevi olduğu görüşüyle çoğunluğa katılmadı.
Yalçınkaya kararı sonrası ByLock tartışması
Karar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Yalçınkaya/Türkiye kararı sonrasında ByLock deliline ilişkin yürüyen tartışmalarla da bağlantılı görülüyor. AİHM, Yalçınkaya kararında Türk mahkemelerinin ByLock kullanımını terör örgütü üyeliği bakımından geniş ve öngörülemez biçimde yorumladığını değerlendirmişti.
AYM’nin yeni kararında da benzer bir hassasiyet öne çıkıyor. Yüksek Mahkeme, ByLock’un örgütsel iletişime özgü bir veri niteliği taşıyabileceğini kabul etmekle birlikte, bunun her somut dosyada doğrudan örgüt üyeliğinin otomatik kanıtı sayılamayacağını ortaya koyuyor.
Bu yaklaşım, ByLock delilinin tamamen değersizleştirilmesi anlamına gelmiyor. Aksine karar, ByLock’un güçlü bir delil olabilmesi için kullanım amacının, yazışma içeriğinin, irtibat ağının ve diğer destekleyici kanıtların somut biçimde incelenmesi gerektiğini gösteriyor.
Başka bir ifadeyle AYM, ByLock’un tek başına bir “örgüt üyeliği kimlik kartı” gibi kabul edilmesine karşı çıkıyor. Ancak uygulamanın örgütsel faaliyet kapsamında kullanıldığı teknik veriler, içerikler, tanık beyanları ve diğer delillerle ortaya konulursa, delil niteliğini koruyabileceğine işaret ediyor.
Yargıtay’ın araştırma yükümlülüğü vurgusu
Kararda Yargıtay’ın son dönem içtihatlarına da atıf yapıldı. Yargıtay kararlarında, ByLock tespit ve değerlendirme tutanaklarında görünen ekleyen, eklenen ve irtibatlı kişiler hakkında soruşturma veya kovuşturma bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği vurgulanıyor.
Bu kişiler hakkında beyanlar varsa dosyaya getirtilmesi, gerekirse tanık sıfatıyla dinlenmeleri ve sanıkla ilişkilerinin açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Yazışma içeriklerinin örgütsel nitelikte olup olmadığı da hüküm kurulmadan önce değerlendirilmesi gereken unsurlar arasında yer alıyor.
AYM’nin kararı, bu araştırmalar yapılmadan ByLock verisinin tek başına belirleyici hale getirilmesinin adil yargılanma hakkı bakımından sorun doğurabileceğini ortaya koydu. Bu yönüyle karar, devam eden ve kesinleşmiş bazı dosyalarda yeniden değerlendirme taleplerini gündeme getirebilir.
Ancak kararın tüm ByLock dosyalarında otomatik sonuç doğuracağı söylenemez. Çünkü her dosyada delil yapısı farklıdır. Bazı dosyalarda ByLock verileri yanında tanık beyanları, örgütsel faaliyet kayıtları, hiyerarşik konum bilgileri, mali hareketler veya başka somut deliller bulunabilir. AYM’nin vurgusu, bu delillerin somut ve gerekçeli biçimde değerlendirilmesi gerektiği yönündedir.
Hukukçular kararı nasıl değerlendiriyor?
Prof. Dr. Ersan Şen ve Stj. Av. Dündar Can Yorgun’un değerlendirmesine göre, ByLock’un yalnızca telefona indirilmiş veya kullanılmış olmasının tek başına örgüt üyeliği için yeterli kabul edilmemesi gerekiyor. Uygulamanın terör örgütü mensuplarıyla iletişim kurmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı açık biçimde ortaya konulmalı.
Değerlendirmede, ByLock’un tek veya belirleyici delil olduğu dosyalarda sanığın uygulamayı örgütün amacı ve faaliyeti için kullandığının net olarak belirlenmesi gerektiği belirtiliyor. Aksi durumda şüphenin sanık lehine yorumlanması gerektiği ifade ediliyor.
Buna karşılık sanığın örgüt mensubu olduğu başka delillerle ortaya konulmuşsa, ByLock’un yan veya tamamlayıcı delil olarak mahkûmiyete dayanak yapılabileceği de vurgulanıyor. Bu ayrım, kararın ByLock delilini tamamen dışlamadığını, ancak delilin hangi koşullarda hükme esas alınabileceğine dair daha sıkı bir gerekçelendirme standardı getirdiğini gösteriyor.
Kararın yargılamalara olası etkisi
AYM kararı, özellikle ByLock’un yegâne veya belirleyici delil olduğu terör örgütü üyeliği dosyalarında yeni başvurulara ve yeniden yargılama taleplerine zemin oluşturabilir. Ancak bu durum her dosyada beraat ya da ihlal sonucu çıkacağı anlamına gelmez.
Mahkemelerin bundan sonraki süreçte ByLock verilerini değerlendirirken daha ayrıntılı gerekçe kurması beklenebilir. Bu kapsamda kullanıcı ID bilgileri, CGNAT kayıtları, mesaj içerikleri, irtibatlı kişiler, tanık beyanları ve diğer delillerin birlikte ele alınması gerekecek.
Ceza yargılamasında temel ilke, mahkûmiyetin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillere dayanmasıdır. AYM’nin kararında da bu ilke öne çıkıyor. Şüpheli kalan noktaların sanık aleyhine yorumlanmaması, savunmanın esaslı itirazlarının mahkemelerce cevaplanması ve hükmün denetlenebilir gerekçeye dayanması gerekiyor.
Bu karar, ByLock delili etrafında uzun süredir devam eden hukuki tartışmanın yeni bir aşamasını temsil ediyor. AYM, örgütsel iletişim iddiasının yalnızca teknik kayıtlarla değil, somut içerik ve destekleyici delillerle güçlendirilmesi gerektiğini belirterek ceza yargılamasında ispat standardını yeniden hatırlattı.
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)