Af Örgütü COP31 öncesi Türkiye’de insan haklarını yeniden gündeme taşıdı
Uluslararası Af Örgütü, COP31 öncesinde Türkiye’de ifade, basın ve toplanma özgürlüklerine ilişkin kaygıların üst düzeyde ele alınmasını istedi.
Ahmet Taş | Yerel Gündem
ANTALYA, TÜRKİYE — Uluslararası Af Örgütü, 9-20 Kasım’da Antalya’da düzenlenecek COP31 öncesinde Almanya hükümeti ve uluslararası topluma, Türkiye’deki ifade, basın ve toplanma özgürlüğü kaygılarını üst düzeyde gündeme getirme çağrısı yaptı.
DW Türkçe’nin aktardığı ve Uluslararası Af Örgütü Almanya tarafından 5 Kasım’da yayımlanan açıklamada; gazeteciler, çevre aktivistleri, insan hakları savunucuları ve LGBTI+ topluluğunun üyelerine yönelik uygulamalar eleştirildi. Açıklamada ileri sürülen iddialara ilişkin Türk makamlarından haber yayına hazırlanırken özel bir yanıt yayımlanmadı.
Af Örgütü’nden uluslararası topluma çağrı
Uluslararası Af Örgütü Almanya Genel Sekreteri Julia Duchrow, iklim müzakerelerinin insan hakları ve sivil toplumun katılımından ayrı değerlendirilemeyeceğini söyledi.
Duchrow, ev sahibi ülkedeki insan hakları ihlali iddialarının görmezden gelinmemesi gerektiğini belirterek insanların ayrımcılık ya da keyfî yaptırım endişesi yaşamadan görüşlerini açıklayabilmesi ve barışçıl gösterilere katılabilmesi gerektiğini ifade etti.
Örgüt, Almanya hükümeti ile konferansa katılacak diğer ülkelerden Türkiye’deki insan hakları durumunu COP31 öncesinde ve konferans sırasında kamuoyu önünde gündeme getirmelerini istedi. Açıklamada ayrıca gazetecilerin, çevre aktivistlerinin, insan hakları savunucularının ve LGBTI+ hakları alanında çalışan kişilerin korunması çağrısı yapıldı.
Af Örgütü’nün açıklamasındaki değerlendirmeler, kuruluşun Türkiye’deki insan hakları durumuna ilişkin görüşlerini yansıtıyor. Türk hükümeti ise daha önce benzer eleştirileri reddederek yargının bağımsız olduğunu ve yürütülen işlemlerin mevzuat ile yargı kararlarına dayandığını savundu.
Osman Kavala ve çevre protestoları gündemde
Af Örgütü, Türkiye’deki insan hakları tartışmalarının öne çıkan örneklerinden biri olarak iş insanı ve insan hakları savunucusu Osman Kavala’nın durumuna işaret etti.
Kavala, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin tahliyesini öngören kararlarına karşın dokuz yılı aşkın süredir cezaevinde bulunuyor. Örgüt, AİHM kararlarının uygulanmamasını Türkiye’nin uluslararası hukuk yükümlülükleri açısından eleştiriyor.
Türk hükümeti ve Adalet Bakanlığı ise Kavala hakkındaki hükmün Türk yargısı tarafından verildiğini ve Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiğini belirtiyor. Adalet Bakanı Yılmaz Tunç daha önce yaptığı açıklamalarda AİHM’nin dosyaya yaklaşımının siyasallaştığını savunmuş ve kesinleşmiş yargı kararına saygı gösterilmesi gerektiğini söylemişti.
Af Örgütü ayrıca çevre protestolarına yönelik müdahaleleri gündeme getirdi. Açıklamada çevre aktivisti Esra Işık’ın, bir kömür şirketi lehine gerçekleştirilen arazi kamulaştırmalarını protesto ettiği gerekçesiyle Temmuz 2026’da iki yılı aşan hapis cezasına çarptırıldığı belirtildi.
Gözaltılar ve erişim engeli iddiaları
Örgüt, Türkiye’deki insan hakları koşullarının COP31 öncesindeki aylarda daha da ağırlaştığını ileri sürdü. Açıklamada, eylül ayında LGBTI+ hakları alanında çalışan kuruluşlar, aktivistler ve insan hakları savunucularına yönelik ülke çapındaki operasyonlarda 100’den fazla kişinin gözaltına alındığı, bazı şüphelilerin ise tutuklandığı belirtildi.
Af Örgütü ayrıca insan hakları kuruluşları, gazeteciler ve diğer bağımsız seslere ait binden fazla sosyal medya hesabının erişime engellendiğini veya kısıtlandığını bildirdi. Kısıtlanan hesaplar arasında Uluslararası Af Örgütü Türkiye’nin X hesabının da bulunduğu ifade edildi.
Açıklamada, ekim ayında Halk TV’ye yönelik operasyon ve kanalın yönetimine kayyım atanması da basın özgürlüğü bağlamında eleştirildi. Örgüt, haziran ayında Ankara’daki NATO Zirvesi öncesinde uygulanan gösteri yasakları ve gözaltıları da COP31 sırasında barışçıl gösterilerin sınırlandırılabileceğine ilişkin kaygılarının gerekçeleri arasında gösterdi.
Bu değerlendirmelerin Af Örgütü’nün açıklamasına dayandığı, ilgili adli ve idari işlemlerin ise Türk makamları tarafından kamu düzeni, yürürlükteki mevzuat ve devam eden soruşturmalar çerçevesinde ele alındığı belirtiliyor.
Ev sahibi ülke anlaşması tartışması
Af Örgütü, Türkiye ile Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekretaryası arasında imzalanan Ev Sahibi Ülke Anlaşması’nın bazı hükümlerine de itiraz etti.
Örgüte göre katılımcıların Türkiye’nin yasalarına uymasını ve ülkenin “iç işlerine” müdahaleden kaçınmasını öngören hüküm, aktivistler ve gazeteciler üzerinde caydırıcı etki yaratabilir. Af Örgütü, bu ifadenin çevre politikaları, fosil yakıt projeleri veya insan hakları uygulamalarına yönelik eleştirilerin sınırlandırılmasında kullanılabileceği kaygısını dile getirdi.
Örgüt, Türkiye ve BM’den katılımcıların barışçıl biçimde konuşabileceği, örgütlenebileceği, haber yapabileceği ve gösteri düzenleyebileceği konusunda açık güvence vermelerini istedi.
COP31’in hukuki ve idari çerçevesini belirleyen Ev Sahibi Ülke Anlaşması, Türkiye’deki iç onay sürecinin tamamlanmasının ardından 18 Eylül 2026’da yürürlüğe girdi.
BM anlaşmanın kapsayıcılığı güçlendirdiğini belirtiyor
BM İklim Değişikliği Sekretaryasının anlaşmaya ilişkin değerlendirmesi, Af Örgütü’nün eleştirilerinden farklı bir çerçeve sunuyor.
Sekretarya, Ev Sahibi Ülke Anlaşması’nın insan hakları ve kapsayıcılığa ilişkin yaklaşımı güçlendirdiğini; toplumsal cinsiyet, yerli halklar, yerel topluluklar ve engelli bireyleri kapsayan yeni düzenlemeler içerdiğini bildirdi.
BM ayrıca anlaşmanın düşük gelirli ülkelerden gelen katılımcıların konaklama giderlerini sınırlayan hükümler ve konferansın organizasyonuna ilişkin yeni şeffaflık önlemleri getirdiğini açıkladı. Bu düzenlemelerin COP31’in daha kapsayıcı, verimli ve erişilebilir biçimde düzenlenmesini amaçladığı belirtildi.
Bu nedenle tartışmanın bir tarafında anlaşmanın katılımı ve kapsayıcılığı geliştirdiğini savunan BM değerlendirmesi, diğer tarafında ise bazı hükümlerin ifade ve protesto özgürlüğü üzerinde baskı yaratabileceğini ileri süren insan hakları kuruluşları bulunuyor.
Türk makamlarının yaklaşımı
Türkiye, COP31’e ilişkin resmî açıklamalarında konferansın BM kuralları çerçevesinde düzenleneceğini ve ev sahibi ülke olarak gerekli idari, güvenlik ve lojistik sorumlulukların yerine getirileceğini belirtiyor.
Türkiye’deki insan hakları uygulamalarına yönelik uluslararası eleştirilere karşı hükümet yetkilileri daha önce yargının bağımsızlığına, kamu düzeninin korunmasına ve işlemlerin yürürlükteki mevzuata uygunluğuna vurgu yaptı.
Af Örgütü’nün 5 Kasım tarihli açıklamasındaki gözaltı, erişim engeli ve sivil toplum üzerindeki baskı iddialarına ilişkin Türk hükümetinden ayrı ve doğrudan bir değerlendirme yayımlanması hâlinde haberin güncellenmesi gerekecek.
COP31 9 Kasım’da başlayacak
COP31, 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya EXPO Merkezi’nde düzenlenecek. Konferansta hükümet temsilcileri, müzakereciler, bilim insanları, iş dünyası, gençlik kuruluşları ve sivil toplum temsilcileri iklim politikalarını görüşecek.
Dünya liderlerinin katılacağı zirve bölümünün 11-12 Kasım tarihlerinde yapılması planlanıyor. Türkiye konferansa ev sahipliği yaparken Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum COP31 Başkanı, Avustralyalı Bakan Chris Bowen ise müzakerelerden sorumlu başkan olarak görev yapacak.
İnsan hakları kuruluşlarının çağrıları, konferans öncesinde iklim müzakerelerine sivil toplumun güvenli ve etkili katılımı konusunu gündemin önemli başlıklarından biri hâline getirdi.
YerelGundem.com
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)