Onların Sevgililer Günü hiç olmadı: Ahretlik diye yaşanan eski aşk
Abdullah Seçkin’in kaleme aldığı hikâye, Gocana ile Mustafa Dede’nin “ahretlik” kelimesinde saklı kalan eski zaman aşkını anlatıyor.
Ahmet Taş | Yerel Gündem
ANKARA / TÜRKİYE — Abdullah Seçkin’in kaleme aldığı “Onların Sevgililer Günü Hiç Olmadı” başlıklı hikâye, eski Anadolu evlerinde yaşanan sessiz, mahcup ve ömürlük sevgiyi “ahretlik” kelimesi üzerinden anlatıyor.
Hikâyede, torunlarının “Gocana”, mahallelinin ise “Büyüğana” dediği yaşlı bir kadının, yıllar önce vefat eden eşi Mustafa Dede’ye duyduğu hürmet ve sevgiyi nasıl sürdürdüğü aktarılıyor. Sevgililer Günü’nün hediyeler, sözler ve gösterişli kutlamalarla anıldığı bir çağda bu hikâye, sevginin bazen tek bir kelimeye, bir yaşmağa, bir fotoğrafa ve ömür boyu süren sadakate sığabileceğini hatırlatıyor.
Sevgi bir güne sığar mı?
Metin, Sevgililer Günü’ne alışılmışın dışında bir yerden bakıyor. Abdullah Seçkin, hikâyenin girişinde sevginin bir güne sığdırılıp sığdırılamayacağını soruyor:
“Sevmenin günü mü olur? Sevenin günü mü olur? Sevilenin günü mü olur?”
Bu sorular, hikâyenin bütün ruhunu belirliyor. Çünkü anlatılan sevgi, bir güne, bir hediyeye veya birkaç cümlelik romantik ifadeye sığmayan türden. Gocana ile Mustafa Dede’nin sevgisi, açıkça söylenmeyen ama her davranışta kendini belli eden eski zaman sevgisi olarak öne çıkıyor.
Onların hiç Sevgililer Günü olmamış. Birbirlerine modern zamanların alışılmış cümleleriyle “seni seviyorum” dememişler. Fakat hikâye, onların sevgisinin eksik değil, aksine daha derin ve daha kalıcı olduğunu gösteriyor.
Gocana’nın sessizce girdiği oda
Hikâyenin merkezinde, evin diğer odalarına göre biraz daha küçük olan bir oda bulunuyor. Bu oda, zorunlu olmadıkça girilmeyen, kapısı çoğu zaman kapalı duran, geçmişin hatırasını içinde taşıyan özel bir yer olarak anlatılıyor.
Gocana bu odaya girmeden önce yaşmağını burnuna kadar çekiyor. Kapıyı usulca açıyor. İçeride biri varmış ve onu rahatsız etmek istemiyormuş gibi ayaklarının ucuna basarak içeri giriyor.
Odada duvarda asılı bir çerçeve içinde yıllar önce vefat eden Mustafa Dede’nin fotoğrafı var. Bir köşede masa, masanın üzerinde “Mızraklı İlmihal” ve birkaç takvim yaprağı duruyor. Bu sade oda, aslında bir hatıra mekânı, bir vefa odası ve Gocana’nın kalbinde hâlâ canlı olan sevginin sessiz şahidi haline geliyor.
Torun Ahmet’in dikkatini çeken hürmet
Gocana’nın bu odaya her girişinde gösterdiği dikkat, torunu Ahmet’in ilgisini çekiyor. Ahmet, yaşlı kadının neden her defasında yaşmağını burnuna kadar çektiğini ve neden içeri bu kadar yavaş, bu kadar saygılı girdiğini merak ediyor.
Gocana, torununa cevap verirken duvarda asılı duran Mustafa Dede’nin fotoğrafını başıyla işaret ediyor ve “Yavrum baksana, ahretlik orada bize bakıyor” diyor.
Ahmet bu kelimeyi ilk defa duyuyor. “Ahretlik ne demek?” diye soruyor. Gocana önce basitçe “Deden demek işte” diye cevap veriyor. Fakat Ahmet kelimenin anlamını öğrenmek istiyor.
İşte hikâyenin asıl duygusu burada açılıyor. “Ahretlik”, sadece eş demek değil. “Bir yastıkta kocayın”, “Allah bir yastıkta kocatsın”, “Allah gördüğünle kocatsın” duasının bir kelimeye dönüşmüş hali.
Tek kelimeyle anlatılan bir aşk
Gocana okur yazar bile olmayan yaşlı bir kadın olarak anlatılıyor. Fakat eşine olan sevgisini uzun cümlelere, süslü sözlere veya büyük iddialara ihtiyaç duymadan ifade ediyor. Tek kelime yetiyor: Ahretlik.

Bu kelime, hikâyede koskoca bir aşk romanının özeti gibi duruyor. Çünkü “ahretlik”, yalnızca bu dünyadaki eşliği değil, ahirete uzanan bir beraberlik duasını da içinde taşıyor. Gocana için Mustafa Dede, sadece geçmişte kalan bir eş değil; hâlâ hürmet edilen, hatırası canlı tutulan, fotoğrafının bulunduğu odaya girerken bile edep gözetilen bir hayat arkadaşı.
Bu yönüyle hikâye, eski Anadolu evlerinde sevginin nasıl gösterildiğini de anlatıyor. Sevgi her zaman açıkça söylenmiyor; bazen adını söyleyememekte, bazen saygıdan yaşmağı çekmekte, bazen de yıllar sonra bile bir fotoğrafın karşısında mahcup olmakta saklanıyor.
Adını söyleyemediği eş
Gocana, torununa eski zamanlarda evliliklerin bugünkü gibi olmadığını anlatıyor. Kaynatasından ve kaynanasından çekindiğini, evlerinin aynı avlu içinde sırt sırta olduğunu söylüyor. Eşinin adını söylemek istese de söyleyemediğini belirtiyor.
Mustafa adı dilinin ucuna kadar geliyor ama çıkmıyor. Çünkü hem eşinin adı Mustafa hem de babasının adı Mustafa. Gocana, babasına ve eşine saygısızlık olur düşüncesiyle bu ismi yutkunup duruyor.
Önceleri eşine “hemi” diye sesleniyor. Duymadığında “hemi herif” diyor. Mahallenin yaşlıları yanında eşinden bahsetmek zorunda kaldığında ise torunu Ahmet’in adını kullanarak “Ahmet’in dedesi” diyor. Daha samimi olmadığı kişilerin yanında “bizim herif”, “bizim adam”, “çocukların babası” gibi ifadeler kullanıyor.
Bu anlatım, eski kuşakların mahremiyet, saygı ve evlilik adabı anlayışını da ortaya koyuyor.
Mustafa Dede’nin sevgi dili
Mustafa Dede’nin de eşine hitap ederken kendine özgü bir dili var. O, hanımına “bizim ahretlik”, “can şenliği”, “içişleri bakanı” gibi ifadelerle sesleniyor.
Bu hitaplar hem sevgi hem mizah hem de ev içindeki sıcaklığı taşıyor. “Can şenliği” sözü, eşin insanın gönlünü şenlendiren varlık olduğunu anlatıyor. “İçişleri bakanı” ifadesi ise evin düzenini, iç huzurunu ve aile yönetimini esprili bir dille eşe teslim ediyor.
Hikâye, bu küçük hitapların büyük sevgileri nasıl taşıdığını gösteriyor. Onların sevgisi, bugünkü anlamda romantik cümlelerle değil, gündelik hayatın içinde yer etmiş kelimelerle yaşıyor.
Küslüğü bile barıştıran küçük oyunlar
Gocana ile Mustafa Dede’nin hayatında kırgınlıklar da oluyor. Zaman zaman küsüp darılıyorlar. Fakat her defasında barışmanın bir yolunu buluyorlar.
Gocana, Mustafa Dede’nin radyosunu saklıyor. Mustafa Dede ise Gocana’nın bastonunu kolayca bulamayacağı bir yere koyuyor. Böylece Gocana bastonunu ararken ona sormak zorunda kalıyor. Bu küçük oyunlar, aradaki küslüğü eritmenin, yeniden konuşmanın ve aynı yastığa dönmenin bir yolu oluyor.
Hikâyede bu durum, “küstüm yastığına değil, hep bir yastığa baş koymuşlar” cümlesiyle anlatılıyor. Bu ifade, onların evlilik anlayışını özetliyor. Kırgınlık olsa da kopuş yok; sitem olsa da vazgeçiş yok.
Çocuklara bile gizli gösterilen sevgi
Gocana ile Mustafa Dede’nin çocukları oluyor. Fakat eski ev düzeninde, evin kıdemli büyükleri yanında çocuklarını rahatça sevemiyorlar. Çocuklarını ancak yalnız kaldıklarında kucaklarına alabiliyor, sevgilerini o zaman gösterebiliyorlar.
Bu ayrıntı, eski kuşakların sevgiyi nasıl mahcup ve ölçülü yaşadığını gösteriyor. Sevgi var; ama açıkça gösterilmiyor. Şefkat var; ama büyüklerin yanında saklanıyor. Aile bağı güçlü; fakat duygu gösterisi sınırlı.
Çocuklar büyüyüp herkes kendi evini kurduğunda ise Mustafa Dede ile Gocana yalnız kalıyor. Onlar bu yalnızlığı da “bir Köroğlu bir Ayvaz” diyerek tarif ediyor. Artık evde ikisi kalmıştır; yıllar, hatıralar ve bir ömürlük beraberlik onların yanındadır.
Sevgililer Günü olmadan yaşanan sevgi
Onların hiç Sevgililer Günü olmamış. Birbirlerine çiçekler, hediyeler, kartlar sunmamışlar. Kalabalıkların içinde birbirlerine yüksek sesle sevgi cümleleri kurmamışlar. Fakat “sana kurban olurum” demenin, “ölünceye kadar seninleyim” demenin bir yolunu bulmuşlar.
Bu yol bazen bir kelimeden geçmiş: Ahretlik. Bazen bir yaşmaktan, bazen bir fotoğrafa gösterilen hürmetten, bazen saklanan bir radyodan, bazen gizlenen bir bastondan.
Abdullah Seçkin’in hikâyesi, sevginin yalnızca söze değil, davranışa da ihtiyaç duyduğunu hatırlatıyor. Hatta bazen davranış, sözden daha kalıcı oluyor. Gocana’nın yıllar sonra bile o odaya girerken yaşmağını çekmesi, “seni seviyorum” cümlesinden daha derin bir vefa ifadesine dönüşüyor.
Ahretlik: Bir ömre sığan, bir güne sığmayan sevgi
Hikâyenin en güçlü kelimesi “ahretlik” olarak öne çıkıyor. Bu kelime, eş olmayı yalnızca dünya hayatıyla sınırlamıyor. Ahirete uzanan bir bağlılığı, bir yastıkta yaşlanma duasını ve ömür boyu süren sadakati anlatıyor.
Gocana için Mustafa Dede vefat etmiş olsa da bitmiş değil. Hatırası evin bir odasında, fotoğrafında, kullanılan kelimelerde ve sürdürülen hürmette yaşamaya devam ediyor.
Bu yüzden onların Sevgililer Günü hiç olmamış olabilir. Ama onların sevgisi bir güne ihtiyaç duymayacak kadar büyük, bir takvim yaprağına sığmayacak kadar eski ve bir kelimeyle anlatılacak kadar derindir: Ahretlik.
Tepkin Ne?
Harika
0
Kötü
0
Sevdim
0
Komik
0
Şaşırdım
0
Üzücü
0
Kızdım
0
Yorumlar (0)